Bilinçli ve doğru beslenme prensipleri-3

0
902

III.ARTIKLARIN ATILMASI

Vücut sağlığının idamesinde, bağırsaklar, idrar yolları, lenfatik sistem ve gözler, burun, kulaklar, ve deri gibi diğer destekleyici organlar vasıtasıyla artıkların başarılı bir biçimde vücuttan atılması büyük bir önem taşır. Bağırsaklar ile böbrekler ve bütün idrar atma sistemi gibi başlıca eliminasyon organları hazım süreci boyunca hasıl olan artık maddelerin vücuttan atılmasını sağlar. Bu duruma ulaşıncaya kadar katı gıdalar ağızda başlayan ve onların hazım sonu vücutça emilmelerinin yer aldığı ince bağırsağa ulaşana kadar uzun bir hazım sürecini tamamlar. Katı madde artıkları kalın bağırsağa geçer ve oradan atılır. Sıvı gıda artıkları ise başlıca idrar yolları vasıtasıyla atılır. Yani sindirim sonunda hasıl olan katı ve sıvı artıkların gerektiği gibi vücuttan atılması hem vücuda giren gıda maddelerinin sindirim sürecini en uygun bir biçimde geçirmelerini ve hem de bu iki eliminasyon sisteminin iyi çalışmasını gerektirir.

Endokrin (hormon) sistemin ve eliminasyon organlarının güçlülüğü ve yapılan fiziki hareketlerin miktarı vücuttaki pH seviyesini dengede tutabilmek için vücuttan atılması gerekli asit miktarını tayinde ve bununla ilgili gerekli işlemlerin yer almasında önemli bir rol oynar. Diğer faktörler arasında vücutta biriken stres nedeniyle oluşan fazla asidin de atılması gerekir. Atılamadığı takdirde, vücutta kalan asit fazlalığı bağırsakların iyi çalışmasına mani olur.

VI’ıncı bölümde de değinilmiş olduğu gibi, beslenmede genel bir yaklaşım olarak, pH seviyesinin bütün organizmada dengeli bir biçimde tutulmasını sağlamak için daha çok alkali ve daha az asit ağırlıklı gıdaların yenilmesi emniyetli olacaktır. Bu da yaklaşık olarak, ağırlıkla değil, göz kararıyla, yani hacim olarak %75-80 (alkali) ve %25-20 (asit) gıda alınmasına tekabül eder.

İnsan vücudu genel olarak alkali olma eğilimindedir. Mamafih, vücutta biriken enerjiyi harekete geçirmek için aside ihtiyacı vardır. Bir yandan da vücut yaşama süreci içinde yan-ürün olarak asit üretir. Bu nedenle vücudun organik, mekanik ve psikolojik aktiviteleri arasında bir denge kurulması gerekir. Bütün yakın ilgiyle ve zevk alarak yapılan aktiviteler gıda artıklarının kolaylıkla oluşması ve atılmasında ve böylece de insan sağlığını dengede tutmada önemli rol oynarlar.

Biyolojik ortamda normal olarak bir kısmı faydalı ve bir kısmı da zararlı olan bir takım bakteriler arasında yaşıyoruz. İyi tabiatlı bakteriler (probiyotikler) mikroorganizmaların dengede kalmasını sağlar. Bu da vücudun gıdaları hazmetmesine yardım etme yoluyla sağlığın idamesine yardım eder.

Bu tip bakterilerin, vücudun bağışıklık sistemini destekleme ve böylece tehlikeli parazitleri ve bakterileri uzak tutmak için elzem olan kendi tipik genleri vardır. Bunlar, bağışıklık sistemi ile yakın ilişkiler içinde hareket ederek vücuda giren ve kendilerinin de beslendiği gıdaları hazma hazırlamada yardımcı olurlar. Bu işlem sırasında bağışıklık sistemini zararsız olabilecek bakterileri ayırt etmeye ve onları yok etmemeye çalışmaya alıştırırlar. Bilinçli ve uygun beslenme yoluyla vücuttaki mikro-organizma tip ve miktarı dengede tutulabilir. Böylece de vücutta zaralı bakterilerin üremesine ve onların yaratacağı zehirli maddelerin artmasına ortam yaratan fazla asit birikmesi önlenmiş olur.

Çok defa zararlı mikro-organizmaların faydalı olanları aşması, yani aralarındaki dengenin bozulması halinde aşırı sişmanlık (obezite) ortaya çıkar. İnce ve kalın bağırsaklar onlara girip çıkan gıdalar yoluyla dış dünyanın bir nevi aynası ve onun kalitesinin göstergeleridir. Gıda lifleri, sebze ve meyve kabukları ve bazı baharat ve otlar yukarıda değinilen dengenin sağlanmasına yardım ederler.

Genellikle bakliyat, kepeği alınmamış tahıllar, sebze ve meyvelerde bulunan doğal gıda lifleri, herhangi bir besi değerleri olmasa bile vücuttaki artık maddelerin sindirim sistemi boyunca hareketinde çok önemli rol oynarlar ve en kolay görülebilecek sonuç olarak ta kabızlığı önlerler. Ayrıca da vücudun aşırı yağ ve bazı gıdalara eklenen zararlı maddeleri biriktirmelerine mani olurlar. En önemli olarak ta organizma tarafından emilen glükoz ve kana karışan insülin seviyesini azaltmaya yardım etme yoluyla da aşırı şişmanlığın önlenmesinde faydalı olurlar.

İstenen, vücudun doğal olarak zehirlerden arınma kabiliyetine sahip olmasıdır. Nitekim, doğal bir biçimde iyileşmenin gayesi giderek artan sağlık bozukluğunun, vücutta birikmiş olan zehirlerin, ilk planda normal olarak üretilen gıda artıklarının atılmasından başlanarak, vücuttan atılması yoluyla önlenmesi ve geri çevrilmesidir. Bunun için de, vücudun eliminasyon organlarının sürekli olarak açık ve temiz olmaları gerekir.

Bunun getirdiği öneri de ara ara bağırsakların, özellikle kalın bağırsağın, bazen basit ve bazen de ihtiyaca göre daha kompleks metotlarla temizlenmesi ve varsa kalıntılardan arındırılması olacaktır. Bu çok önemli bir husus olup yakın alakayı gerektirir. Ciğerler, deri, böbrekler, ve lenfatik sistem ve bu hususta diğer tali organlar yoluyla da eliminasyon yapılır. Mesela, kişinin kabızlık çektiği sırada deride kabarcıklar belirir veya biriken zehirlerin atılması için aşırı bir terleme olur. Bu durumlarda, bunlar ana problem olan kolonun iyi çalışmamasının semptomları olmakla beraber kolonun yardımına koyulmuşlardır. Bunların da ara sıra temizlenmesi ve açık tutulması gerekir. Bu bağlamda geleneksel hamamların ve keselenmenin insan sağlığındaki rolü hatırlanabilir.

Yaşam biçimi ne olursa olsun yaşam boyunca vücudun sağlıklı ve iyi çalışır durumda idamesini temin için sürekli olarak hijyen/sürekli olarak temizlik tedbirlerinin alınması son derece önemlidir. Eğer organlar vücutta birikmiş artık maddeleri atamazsa bunlar kana karışır ve bütün vücutta dolaşır. Bunun sonucu olarak soğuk algınlığı ve grip gibi semptomlar, orada burada ağrılar, şişmeler, iltihap belirtileri, ve ateş görülebilir. Bunlar diğer ihtiyaçlar yanında ve en önemli olarak vücudun iyi bir arınmaya ve zehirlerini atmaya ihtiyacı olduğunun ve artık yardımsız olarak kendi kendine bunu başaramayacağının işaretleridir.

Çeşitli nedenler ve/veya onların kombinasyonları vücudun eliminasyon sistemini böyle bir sağlıksız hale getirebilir. Bağırsak sağlığı doğumu takiben orada gelişecek flora sayesinde oluşur ve onun cinsine bağlıdır.

Mesela, homojenizsayon ve pastörizasyon inek sütünün hazım için gerekli enzimlerini tahrip eder; ayrıca iyi mikropları öldürdüğü için kötü mikropların bağırsaklara girip yerleşmesine yardımcı olur.

Yüksek karbonhidratlı gıdalar zararlı mikropları ve parazitleri de besler. Örneğin, ekmek ve süte dayalı bir beslenme sistemi sindirim artıklarını bir duvara tabaka tabaka kağıt kaplama yapar gibi bağırsakların cidarlarına yığar. Bu tip yığılmalar sonunda artıkların bir kısmının ve çekirdek ve tohum gibi hazmedilemeden ve hatta bu nedenle hazmı, besi maddelerinin emilmesini ve de artıkların eliminasyonun zorlaştırarak oraya ulaşan maddelerin depolandığı divertikül gibi çeşitli bağırsak hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olur. Bu tip bir gelişme, bazı aşırı hallerde yavaş yavaş zehirlerin vücuda geri sızmaları sonucu ölüme bile neden olabilecek iltihaplar ve ülser oluşmasına yol açabilir.

Uzun zaman devam etmiş olan bir bağırsak zehirlenmesi kendisini, başkaları arasında, yorgunluk, sinirlilik, vücutta sık sık enflamasyonlar (iltihap) olması, deri üstü hastalıkları, baş ağrısı, siyatik, alerjiler, astım, göz, kulak, burun ve boğaz iltihapları şeklinde gösterir. Bunların hepsinin çözümü, hazım sonu artıklarının kolaylıkla atılmasını sağlayacak iyi çalışan bir eliminasyon sistemine sahip olunmasında yatar.

Bu nedenlerle, ana eliminasyon sistemi olan bağırsakların, özellikle kolonun (kalın bağırsağın) periodik olarak arındırılması ve devamlı olarak uygun otlar kullanarak uyarılması zehirli kalıntıların vücuttan atılması için elzemdir. Derin bir biçimde yerleşmiş ve yerinden sökülemeyen artıklar vücudun iyi çalışmasını engeller ve giderek onun dejenere olmasına sebep olur. Hatta beyin ve sinir sisteminin sağlığı bile hazım artıklarının vücuttan tam bir şekilde atılıp atılamamasıyla yakından ilgilidir.

Asidik gıdalar bağırsak cidarlarını aşındıran zararlı bakterilerin orada sığınıp üremelerine yardım eder. Bağırsakların sağlıklı cidarları ve oradaki doğal muküs ve iyi bakteriler, giderek gıdaların içindeki kimyasal maddeler, hava kirliliği ve yaşam ortamındaki mevcut alerjenlerden zarar görürler. İyi muküs tarafından yumuşatılmış olan kolon cidarları, içlerinde zararlı maddeler bulunsa dahi, eliminasyona büyük bir destek verirler ve sağlığın idamesine önemli bir katkıda bulunurlar. Yüksek kaliteli yağlar da bağırsak cidarlarını güçlendirir ve kolon ve arterlerden olabilecek sızıntıları azaltır. Bu durumda hücreler de toksik bir ortamda daha iyi ve uzun zaman dayanabilir.

Şu hususu tekrar hatırlamalı ki iyi çiğnenmemiş, iyi hazmedilmemiş, artıkları elimine olamamış ve bu süreçte yeterince alkalileşememiş olan besi maddeleri parazitlere gıda olur. Onlar da içinde yaşadıkları organizmayı kendi artıklarıyla zehirlerler. Bu durumda, kişi kendi hazım artıklarına ilaveten onlarınkini de elimine etmek zorunda kalır. Asit bir ortam parazitlerin artmasını teşvik eder, alkali bir ortam ise onların üremesine mani olur.

Yoğurt, içinde bulunan bakterisi nedeniyle, fermente olmuş gıdalar da ‘lactobacillus’ ve ‘Bifidi’ bakterisinin üremesini kolaylaştırdıkları için bağırsaklarda faydalı bakterilerin üremesine ve idamesine yardım ederler ve böylece de bağırsakları zararlı bakterilere karşı korurlar.

İyi kokan bir nefes, vücutta gaz olmaması, kokusuz bir dışkı hazım sisteminin iyi çalıştığının delilleridir. Bunun tersine devamlı gaz hissi ve gaz çıkarma, mide sıkıntısı ve problemleri ise hazım sisteminin iyi çalışmadığının işaretlerinden bazılarıdır.

Stresin kontrolü vücutta oluşmuş olabilecek asit üstünlüğünü azaltır ve böylece de yaşam kalitesinin büyük çapta artmasına yardımcı olur. Yukarıdaki bölümde daha geniş olarak bahsedildiği gibi yaşam ortamı ve koşulları da burada ele alınan konuda da büyük bir önem taşımaktadır.


SONSÖZ

Günümüzde beslenme konusunda tam bir kargaşa devam ededururken bu konuda mevcut problemlere bir çözüm bulma gayretleri de aralıksız devam etmektedir. Ancak çok defa da derinleştikçe bu konudaki mevcut sorular ve kuşkular giderek artmaktadır.

Küreselleşme gayretleri insanları onların şimdiye kadar alışmış oldukları yerel ve mevsimsel gıdaları arama ve yeme alışkanlıklarından ve gıda temini ve kullanılışındaki geleneksel bilgi ve uygulamalarından uzaklaştırmaktadır. Bunların doğal bir sonucu olarak da insanlar, onların kişisel ve kültürel çeşitlilikten doğan ihtiyaçları bir yana bırakılarak, medya ve pazarlama gayretleriyle bütün tüketimlerinde genel bir monotonluk ve tek tipçilik özendirilmektedir.

Obezite ve diğer yanlış beslenmeye dayanan ve şimdi kapsam ve cins olarak hızla sınır tanımadan dünyaya yayılan sağlık problemlerinin bariz bir biçimde belirmesi 1970’lerde önemli faktörlerden biri olan ve konusunda bir motor etkisi yapmış olan hızlı-yeme (fast-food) kültürünün yayılmasıyla başladı. Bu hızlı değişme en çok ta bilinç ve kültür bakımından zayıf fakat para sarf etme gücü çok olan veya artan zümreyi çarptı. Bu eğilimden büyük çapta da ebeveynlerinin durdurucu olmak yerine bilinçsizce teşvik edici davranışları sonucu yeni kuşak zarar görmeye başladı.

Kalp hastalıkları, şeker (diyabet) hastalığı, bağırsak-kolon ve göğüs kanseri daha çok da varlıklılar arasında görülmeye başladı. Bu oluşumun, modern yaşam biçimlerinin ve giderek bozulan ortam koşullarının menfi etkileri yanında, liflerinden arındırılmış ve bir türlü işlenmiş gıdaların takdimi, hayvan yağları bakımından zengin ve asit miktarı yüksek gıdaların pazarlara sürülmesiyle de aynı zamanda olduğu gözlenebilmektedir.

Şimdi insanın oluşan ve küresel karakterde olan kompleks problemlere toplu bir biçimde bakabilecek ve onları anlayarak çözümler üretebileceği bir bilince ihtiyacı olduğu kuşku götürmez. Bunun da bir yanda dairesel ve giderek de aşağıdan yukarıya helezonlar şeklinde yükselecek etkilerinin başlama noktasının tekiller olması gerekmektedir. Tekillerin kendilerine en yakın konu da beslenmedir. Tekillerin bu konuda bilinçlenmeleri ve bir sorumluluk almayı öğrenmeleri günümüzde belirmiş pek çok açılması zor düğümün çözülmesine yol açacaktır.

Kısacası, insanlığın, özellikle modern olarak tanımlanan kültürle iç içe yaşayan insanların, yeni bir aydınlanmaya ve bu yukarıda belirtilen durumu iyi kavramalarına gereksinmeleri vardır. Bu yeni anlayış içinde ve de vücudun optimum bir şekilde çalışmasını temin amacıyla bütün organizmada sağlık durumunun en iyi göstergesi olan dengeli bir alkali-asit pH seviyesi idame etmeye yardım etmeleri beklenecektir. Bunun için de beslenme yöntemlerini yeniden gözden geçirmeye ihtiyaçları olabilecektir.

Bu süreçte, bu makalede işlenmiş olan bilinçli ve uygun beslenme prensipleri yeteri kadar ip uçları verebilecektir. Umulur ki, kişiler burada öne sürülen bilgi, tez ve değerlendirmeleri göz önünde tutarak ve akıllarına yattığı oranda bunlardan yola çıkarak ve kendi deneyimlerini de değerlendirerek kendilerine en uygun olabilecek beslenme şeklini anlayabilecek ve onlardan en iyi bir şekilde faydalanmak için gerekli ortamı yaratabileceklerdir.

İyi haber şu ki; “fast-food” kültürünün doğduğu ve yaygın olarak uygulandığı ülke olan ABD’de halk, beslenmede şimdiye kadar takip edilen yolun getirdiği önemli sağlık bozukluklarının farkına varmaya başladı. Benzeri bilinçlenme ve durumu düzeltme yolları arama hamleleri yer yer de olsa bu durumdan etkilenen bütün diğer ülkelerde de görülmeye başladı.

Kendilerinin sorumluluğunu üstlenip kendi beslenmelerinin idaresini ve böylece de sağlıklarını iyileştirici gerekli tedbirleri almanın sorumluluğunu ellerine alan ve de devam ededuran beslenmeye yönelik karmaşadan çıkmaya önem veren tüketicilerin sayısının gün geçtikçe arttığı görülmektedir.

Bu konudaki uzmanlar ve sağlık personeli ve de bu konuyla ilgilenen meraklılar bu konuda ciddi araştırmalara girişmişlerdir. Şimdi büyük çapta anlaşılmıştır ki; iyi kalitede ve çok çeşitli gıda alınması, bunların uygun kombinasyonları ve miktarlarıyla dengeli bir beslenme sağlanması ve sağlıklı bir ortamda ve uygun bir yaşam biçimi içinde yaşamak, vücuttaki pH seviyesini dengede tutan, yani sağlığı garanti eden ve vücudun kendi kendini iyileştirme gücünü kazandıran en önemli faktörlerdir.

Böyle koşullarda hem sindirim, hem de bu yolla hazırlanmış besi maddelerinin vücutca emilmesi ve artıkların atılması en iyi bir şekilde yapılabilecektir. Bu üç ana beslenme kademesi süreçleri boyunca aralarında devamlı bir iletişim içinde oluşur ve bu yolla kişinin sağlığını garanti ederler. Herhangi bir beslenme stratejisi bu ilişkiyi göz önünde tutmak zorundadır. Bu ilişkinin korunması ayrıca kişinin iyi beslenme kavramını iyi anlamasını ve kendisinin fiziki, iradi ve ruhi sağlığını optimum bir seviyede tutacak en uygun kişisel seçimleri yapmasını gerektirir. Şu anda dikkatlice seçilen ve yenilen gıdalar kişinin sadece şimdiki sağlığını garanti altına almakla kalmaz onun giderek hangi sağlık koşullarında yaşlanacağını da ima eder ve bir fikir verir.

İnsanları yönlendirecek, eğitecek ve onların beslenme bilinçlerini artıracak, bu makale de dahil, bir çok rehber ve stratejiler formüle edilmiştir. Bunların hepsi gerektiğinde müracaat edilecek vasıtalar olarak mütalaa edilmelidirler. Her biri insanın kendi ihtiyaçları, kişinin kendine has kültürel ve ekonomik durumu ve dahil olduğu topluluğun yaşadığı mikro-ekolojik koşullar ışığında değerlendirilmelidir. Dengeli ve uygun bir beslenme ve davranışlar insan topluluklarının sağlıklı ve mutlu olmalarında çok büyük bir yer alır ve önem taşır ve böylece de giderek ve çok muhtemelen sağlıklı insan topluluklarının oluşumunu garanti eder.

Bu arzu edilen sonucun erişilip erişilemediğini gösterecek en bariz delil insanlığın mutluluk, ahenk ve sağlıklı ilişkiler içinde yaşadığının görülmesi olacaktır. Bunu da ispatlayan görüntü dünyadaki her bir kişinin yüzünde devamlı olarak görülecek tebessümdür. Esasen bu makaleyi hazırlama isteği ve onun tahakkuku için gerekli enerjiyi veren itici güç her yüzde böyle bir tebessüm görebilme arzusundan doğmuştur.
Referanslar ve faydalanabilecek bazı kaynaklar

  • Aydin, Ayten with Simeone, Salvatore, ’Balanced and Personalized Nutrition’: For maintaining a good physical, mental and psychological health, presented to the InterSymp 2003, of the International
  • Institute for Advanced Studies (IIAS), held in Baden Baden, in Germany;
    Aydin, Ayten, ‘CONSCIOUS & APPROPRIATE EATING’, presented to the InterSymp 2004, of the International Institute for Advanced Studies (IIAS), held in Baden Baden, in Germany;

Yazarın notu

Bu makale, yukarıda sıralmış olan kaynaklardan yaralanarak ve yazarın kendi deneyimlerine dayanarak hazırlanmıştır. Ancak bu kompozisyonun dayanılan kaynaklarından önemli farkı onun özel bir maksada yönelik olarak değerlendirilmiş ve kişinin kendi sağlığını koruma sorununu kendi eline almasını teşvik edecek ve gerektiği gibi kişisel denemeleri yapmasını özendirecek bir biçimde düzenlenmiş olmasında ve de değerlendirmelerde entegre ve sistemik bir yaklaşımın kullanılmasındadır. Yukarıda adı geçen kaynaklar önemli nicelik ve nitelikte örnekler vermektedirler. IIAS (International Institute for Advanced Studies) grubunda olanlar, www.iias.edu. sitesinde listelenen ve halen neşredilmiş dokumanlar içindedir. Bu makalenin inglizce olan orijinali ise Haziran 2006’da, bu sitenin E-Journal’i, Volume I de neşredilmiştir.

1
2
3
Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.