Bilinmeyen Yönleriyle Uyku

2
576

Bu sorunun cevabi T.S.Wiley ve profesör doktor Bent Formby ikilisinin birlikte yazdıkları “Lights Out” yani “Işıkları Kapatın” kitabında çok güzel açıklanmış. Bu iki araştırmacıya göre kabul edilmesi gereken en önemli gerçek, dünya üzerindeki her bir canlının DNA’sında hayatı idame (sürdürme) içgüdüsünün bulunduğu gerçeğidir.

Hayatı idame deyince ilk akla gelen konular, besin, su, sıcaklık ya da üreme gibi konulardır. Tıpkı bütün canlılarda olduğu gibi, bizde de bu konular milyonlarca yıl boyunca doğanın şartlarına göre adapte olmuştur.

Öyle ki neslimizin devam edebilmesi için, suyun ve besinin bol olduğu ve sıcaklığın ideal olduğu yaz aylarında metabolizmamız tıpkı bir depolama ünitesi gibi çalışarak karbonhidratlardan zengin bir beslenme sekline gitmiş ve olabildiğince yağ depolamaya çalışmıştır.

Bu yaz dönemi bir besin depolama dönemi olduğu kadar, aynı zamanda seks ve birleşme donemidir çünkü ancak bu sayede uzun zorlu kış dönemi boyunca hamile olan kadın cinsi, bebeğini besinin bol bulunduğu sıcak yaz günlerinde doğurabilecektir.

Görüldüğü gibi hem seksüel hormonlarımız, hem de metabolizmamızı düzenleyen yani ne zaman ne kadar besinin depolanması gerektiğine karar veren hormonlar milyonlarca yıl boyunca yasadığımız bölgenin şartlarına göre adapte olmuştur. Ancak özellikle modern tarımın, besin raf ömrünü uzatma tekniklerinin ve klimaların icada edildiği son bir kaç bin yıllık dönemde kıtlık ya da aşırı soğuk şartları giderek kaybolmuştur.

Bunu gelin de evrimi milyonlarca yılda tamamlanmış DNA şifremize, ya da hormonsal düzenimize anlatın bakalım! Anlatamazsınız çünkü bir kaç bin yıl, 2,7 milyon yıllık evrime kıyasla devede pire kadardır. İste bu nedenle biz gündüzü yapay ışıklarla uzattığımız her saat için, bilinç altımıza yazın hala devam ettiği mesajını iletmekteyiz. DNA’mız ve hormonlarımız da milyonlarca yıldır neslimizi sürdürmek için ne yaptıysa, ayni şeyi yapmaktadır: Besin depolamaya devam etmek!!!

Bilgisayar ekranından yayılan ışıklar, televizyonun hızla titresen ekran ışığı ya da evimizdeki floresan ışıkların vücudumuza verdiği mesaj hemen hemen aynıdır: “Yaz devam ediyor çünkü gün hala uzun!” böyle olunca vücudumuz sürekli besin depo etme ve mücadeleye hazır olma durumuna saplanıp kalmaktadır. Hatırlarsanız yazımızın başlarında hormonlarımızın tabiata uygun hareket ettiği durumlarda kortizol hormonunun nasıl güneşin batısından sonraki kısa donem içerisinde sıfıra indiğini açıklamıştık.

Ancak yapay ışığın uykumuzu geciktirdiği durumlarda vücut kortizolu salgılamaya devam edecektir. Geç saatlere kadar salgılanan kortizol vücudumuzu sürekli streste tutarak seker oranı yüksek beslenmeyi tetikleyecek, bir yandan seker hastalığına davetiye çıkartırken bir yandan da da obesite riskini yükseltecektir.

New York ve Las Vegas gibi hiç uyumayan şehirleriyle gurur duyan Amerika’da insüline karsı direnç anlamına gelen ve tip 2 diyabet hastalığının kökenini oluşturan metabolik sendromu hastalığının halkın %20’sinde (her beş yetişkinden biri) görünmeye başlamasından bunu anlayabiliyoruz (5).

Şişmanlık ve tip 2 diyabet ile kalmıyor ne yazık ki uyku düzeninin bozulmasından kaynaklanan sorunlar. Gecenin geç saatlerine kadar sahte ışıklar vasıtasıyla uyanık kaldığımızda stres ve mücadele hormonu olan kortizolun salgılanmaya devam etmesi, gelişme ve onarımı sağlayan büyüme hormonu ile ruhsal durumumuz ve bağışıklık sisteminin isleyişini kontrol eden melatonin hormonunun salgısını geciktirecektir.

Siz ister bir aslandan can havliyle kaçmaya çalışıyor olun, ister aksam saat 10:00’dan sonra bilgisayar karsısında is yapıyor olun, bilinçaltımızda bu her iki durum ayni şekilde yorumlanır: Şu an saç büyütmenin, yıpranmış dokuları onarmanın ya da zararlı mikroplarla uğraşmanın alemi yok, bana enerji sağla ki savaşmaya ya da kaçmaya hazır olabileyim!

Eğer bu durum sürekli devam ederse zamanla bağışıklık sistemimiz zarar görmeye başlayacaktır. Bu da vücudumuzda yasayan bakteri ve mikropların, antikorlarımızın baş edebileceğinden daha fazla sayıya yükselmelerine neden olur. Birçoğumuz, sadece sindirim sistemimde ortalama bir kilogram bakteri yasadığının farkında bile değiliz (1). Bu bakteriler bir yandan vücudumuzu barınak gibi kullanırlarken, bir yandan kalın bağırsakta sindirime yardımcı olmak gibi önemli görevlere de katılırlar. Yani anlayacağınız kiracı da memnun, ev sahibi de! Ancak eğer ev sahibi kiracıları her akşam kontrol etmeyi bırakırsa, kiracılar işi çığırından çıkartacak, her seferinde daha fazla dışarıdan arkadaş getirecek ve sonunda eve zarar vermeye başlayacaklardır.

İşte yazımızın baslarında belirttiğimiz, aralarında bağımlılıklar, alerjiler, oto-immün hastalıkları, romatizmal iltihaplar, sürekli yorgunluk, depresyonlar ve daha sayamadığımız birçok hastalığın kökeni uykuya böyle bağlanmaktadır (6).

Yazımızın bu kısmında modern tip ve bakteriyoloji biliminin uygulamalarına küçük bir dokundurma yapmadan geçmeyelim istedik. Gazetelerde, haberlerde ya da sağlık kuruluşlarında her gün yeni bir antibiyotiğin keşfini ya da bakterileri %99,999 oranında öldüren daha gelişmiş bir anti bakteriyel spreyin reklamını görüyoruz.

Pastörizasyon, ultra pastörizasyon derken simdi gıdaları ışınlamaya (irradiation) başladık. Bunlarla kalmadık, bir zamanlar geleneksel usullerle çiğ olarak yediğimiz ya da kültürledigimiz yemekleri, simdi kenarları kömürleşene kadar pişirir olduk. Ancak gerek medya, gerekse bakteriyololoji biliminin unuttuğu çok önemli bir gerçek var. Mikrop ve bakteriler biz insanlardan milyonlarca yıl önce buradaydılar ve yine burada olacaklar.

Onları tamamen ortadan kaldıramayız (ki o nedenle hiçbir zaman bakteriyi 100% öldüren bir sprey reklamı göremezsiniz) ancak iyi geçinebiliriz. Zaten geçinmek demişken, kiracı olmadan ev sahibi geçinebilir mi? İste bu nedenle bütün dikkatimizi onları yok etmeye odaklamak yerine, onları kontrol edecek askerleri, yani bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirmeye odaklarsak vücudumuz çok daha sağlıklı olacaktır.

Peki sağlıklı bir vücut ve uyku alışkanlığı edinebilmek için neler mi yapılmalı? Aşağıda birçok kaynaktan alinmiş tavsiyeleri sizler için sıraladık (1-15). Özellikle şehirde yasayan insanlar için bu belki sosyal hayatin biraz azalması demek olabilir. Ama sunu unutmayın, sonuçta bağışıklık sisteminiz sizi hayatta tutarak size teşekkür edecektir:

  1. Saat on da yatağa konun! Mümkün olduğunca da şafak vaktine yakın zamanlarda uyanın!
  2. Özellikle kıs aylarında günde alabileceğiniz kadar uyku alin. günde dokuz bucuk saat hiç de abartılı bir rakam değildir kıs mevsimi için, bunu unutmayın.
  3. Aksam 21:00’dan sonra televizyon ve bilgisayar olayını bitirin! E-mailinize bakacaksanız yarin sabah bakin, merak etmeyin kimse size o saatte olum kalım meselesi içeren bir e-mail atmayacaktır!
  4. Aksam karanlık bastıktan sonra genel olarak evdeki ışık miktarını azaltın. Zaten en son ne zaman mum ışığında romantik bir yemek yediniz? Belki de bunun zamanı geldi!
  5. Uyuduğunuz odanızın tamamen karanlık olmasını sağlayın. Bir üniversitede yapılan araştırmada, vücudunun bütün bölümleri karanlıkta tutulan ve sadece diz arkasındaki çok küçük bir alana ışık yansıtılan bir deneğin melatonin hormonunu istenen seviyede üretemediği görülmüştür. O nedenle odanıza en küçük bir ışığın bile sızmasına izin vermeyin. Mağarada olduğunuzu varsayın!
  6. Yatmaya yakın ara öğünler yemeyin. En son yemeğiniz aksam yemeği olsun ve onu da yatmadan en geç 2 saat önce bitirmiş olmaya gayret edin!
  7. Yatak odanızın sıcaklığını çok yüksek tutmayın. 21oC dereceyi geçmesin!
  8. Özellikle öğleden sonra kafeinli yiyecek ve içeceklerden (cay, kahve, copa-copa, çikolata vs.) uzak durun.
  9. Alkolü ve sekeri mümkün olduğunca hayatınızdan çıkartın.
  10. Eğer hala alarm saati kullanıyorsanız, uykunuzun kalitesi yeterince düzelmemiş demektir. Özellikle gurultulu alarm saatlerinden uzak durun.
  11. Ayaklar, kan dolaşımın en yavaş olduğu, dolayısıyla en kolay üşüyebilen vücut bolumudur. Olabildiğince yatağa çorap ile girmeye calisin. Tabii sıcak bir duştan sonra temiz çoraplarla olması bir artı.
  12. bütün bu alışkanlıklara rağmen uykuya dalmakta hala zorluk çekiyor iseniz, dinlendirici bir kitabi mum alevinde okumaya başlayın. Bu sizi uykuya daha çabuk sürükleyecektir. Bir diğer yöntem de içinde doğa seslerinin bulunduğu (okyanus ya da orman) meditasyon müziklerinin dinlenmesidir.

Herkese iyi uykular diliyorum.

Serkan Yimsel

KAYNAKLAR
  1. Lights Out, yazanlar T.S. Wiley, Bent Formby, Ph.D., 2000
  2. http://www.chekinstitute.com/articles.cfm?select=19
  3. Doğru Beslenmeyle İlgili Yanlış Bildiklerimiz, yazan Serkan O. Yivsel, Aralık 2006
  4. http://www.tip2000.com/abone/konular/obezite.asp
  5. http://www.beslenmebulteni.com/beslenme/modules.php?name=News&file=article&sid=20
  6. http://www.adrenalfatigue.org/conditions.php
  7. http://www.mercola.com/article/sleep.htm
  8. http://www.mercola.com/2003/oct/22/cancer_sleep.htm
  9. http://www.healthrecipes.com/sleep_faster.htm
  10. http://altmedangel.com/timing.htm
  11. http://www.accessnorthga.com/health/metabolism.asp
  12. How To Eat, Move and Be Healthy, yazan Paul Chek, 2004
  13. Healthy Medicine, yazan Robert J. Zieve, M.D.
  14. Stopping Inflammation, yazan Nancy Appleton, PhD., 2005
    Total Health Cookbook & Program, yazan Dr. Joseph Mercola, 2003-2004
1
2
Paylaş

2 YORUMLAR

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.