Tüm dünyada büyük bir hızla yayılan COVID-19 olarak bilinen korona virüs tehdidi İngiltere’de ortaya çıktığında, Birleşik Krallık Hükümeti Sorumlu Bilim Danışmanı Patrick Vallance, virüsle başa çıkabilmek için ülkede sürü bağışıklığının elde edilmesinin geçerli bir yol olduğunu söyledi.  Tüm ülkeler  koronavirüsün yayılımını engellemek için işyerlerini, okulları ve kamu toplantılarını iptal edip izolasyona giderken, İngiltere’nin başlangıç ​​stratejisi şaşkınlığa yol açtı. Başta İngiltere büyük toplantıları kapatmadı ya da katı sosyal mesafeli tedbirler almadı. Tıp dünyasında birçok kişiyi şaşırtan bu plan,  virüsü tamamen damgalamak yerine kademeli kısıtlamalar yoluyla bastırmak için bir plan olarak tanımlandı. Ancak ölümler olmaya başlayınca bu plandan vazgeçilmesi gerekti.

Sydney Üniversitesi Profesör  Angus Davson “Bunun yerine, şimdiye kadar gördüğümüzden çok daha katı bir sosyal mesafeyi ortaya koymalıyız. Bu salgın ciddi bir sağlık tehdidi. Artık en savunmasız olanların korunması en yüksek öncelik olmalı.” dedi.  Davson’a göre, İngiltere’nin koronavirüs salgınına yavaş tepkisi diğer ülkelere bir uyarı olmalı ve  şu anda  İngiltere’de bir sağlık felaketinden kaçınmak için bir savaş zamanı çabalarının gerekli olacağını söyledi.

COVID-19’un riskleri yüksek olmasaydı, hastalığın bir toplumda kontrolsüz yaygınlaşmasına izin vererek sürü bağışıklığını sağlamak mümkün olurdu. Ayrıca kontrolsüz yayılım hastaneye  yatış oranı ve yoğun bakım ihtiyacını artırarak hizmet kapasitesini aşarak sağlık sistemini çökertme noktasına geleceğini göstermektedir. Savunmasız insanları korumak için sosyal mesafe, pandeminin eğrisini düzleştirmeye yardımcı olacak ve enfekte olmuş vaka sayısının daha uzun bir süreye yayılmasını sağlayacaktır. Bu sadece sağlık sisteminin tıkanmasını engellemekle  kalmaz, aynı zamanda sürü bağışıklığının zaman içinde kontrollü bir şekilde oluşmasını sağlar. İngiltere kontrolsüz sürü bağışıklığı yönteminden vazgeçti.

Sürü bağışıklığı nedir ?

Sürü bağışıklığı, bir toplumun yeterince büyük bir yüzdesinin bir patojene(hastalık yapıcı) bağışık olması, böylece yayılımın durmasıdır. Nüfusun ne kadarının bağışık olması gerektiği, söz konusu patojenin ne kadar bulaşıcı olduğuna bağlıdır. Bir hastalık ne kadar bulaşıcı olursa, sürü bağışıklığına ulaşmak için bağışık olması gereken insan sayısı o kadar fazla olur.  Sürü bağışıklığı ile ilgili derslerimizin çoğu kızamıktan gelir, çünkü çok bulaşıcıdır. Örneğin uzmanlar kızamığın yayılmasını sınırlamak için, nüfusun % 93 ile %95’inin bağışık olması gerektiğini tahmin etmektedir. Kızamık yeni koronavirüsten daha bulaşıcıdır. Koranavirüs salgının durması için toplumun % 40 ila % 70’nin bağışık olması gerekecektir.

Kızamık olan bir kişi, duyarlı bir toplumda 18 kişiye kadar enfekte edebilir. Bu iletim hızını azaltmak için, toplumdaki hemen hemen herkesin enfekte olmuş bir kişi ile yeni bir potansiyel konak arasında tampon görevi görmesi gerekir. Şimdiye kadar yapılan araştırmalar, koronavirüsün kızamıktan daha düşük bir enfeksiyon oranına sahip olduğunu ve toplum bağışıklığı için enfekte olmuş her bir kişinin ortalama olarak iki veya üç yeni insana bulaştırmasını önermektedir. Bu, popülasyonun yaklaşık % 60’ı COVID-19’a karşı bağışıklık kazandığında sürü bağışıklığının elde edilmesi gerektiği anlamına gelir.

Salgın hastalıklarda toplumsal bağışıklığın yeterince gelişmemesi de bir sorundur. Tarihçiler, İspanyol gribi salgınının ilk dalgasında çok az insan bağışıklık kazandığı için 1918’in ortalarında gelen ikinci dalgasının daha yıkıcı olduğunu söylemektedir.

Ülkemizde tüm dünya ülkelerinde uygulanan evde kalma, temassız kalma, yaşlıları evde bırakma gibi önlemler başarılı olamayacak gibi görülmektedir. Bunun nedeni yaşlılar ile gençlerin aynı mekanda olması, geniş aile yapısı, sosyalleşmeyi seven bir millet olmamız gibi kültürel faktörlerdir.  Yaşlıları evde tutup gençler dışarı serbest çıktığında korunma pek mümkün olamayacaktır. Günün sonunda gençler evlerine dönmektedir. Olağanüstü hal Çin’in yaptığı gibi salgının başında uygulansa belki bir çözüm olabilirdi. Ancak ülkenin geneline yayıldıktan sonra bir çözüm olamaz.Yaşlıları evde tutup belirli bir zaman sonra gençlere sokağa çıkma yasağı gelirse, yaşlıların virüse yakalanma olasılığı artacak, ölüm oranları değişmeyecektir diye düşünüyorum. Çünkü taşıyıcı olan semptomsuz gençler akşam dan akşama eve gelirken tüm gün evde durarak yaşlılar için ciddi bir virüs yükü sağlayacaktır. Test yapalım izole edelim mantığı da kısa sürede ülke sathında milyon kişiye test yapmadıktan sonra bataklıkta sinek avlamak gibi olacaktır. Her ülkenin yaptığını yapıp farklı sonuç alabileceğimizi düşünmek akla ziyan bir düşünce. Test kitlerinin yanılma payını katmıyorum bile. Uzmanlar, koronavirüs için bir aşı geliştirmenin ise en az 18 ay sürebileceğini tahmin etmektedir. 

Yakın gelecekte Türkiye nüfusunun büyük bir kısmına virüs bulaşacaktır, bundan kaçış yoktur. Alınan tedbirlerin tek amacı var o da riski yüksek olan bireylerin korunmasıdır. Toplumun % 60 ına bulaşmadan ve bağışıklık gelişmeden salgın durmayacaktır. Bu noktada farklı bir önerim olacak. Koronavirüse karşı İngilterenin sürü bağışıklığı fikrinden farklı olarak kontrollü grup bağışıklık geliştirme fikrinin tartışılması gerektiğini düşünmekteyim. Bu fikri biraz açacak olursak :

Farklı bir öneri: Gençlere yatılı KORONA kampı

Ölüm oranı influenza virüsü ile 2-7/1000,  Korona virüsünde ise 2.6/100 olarak bildirilmiştir. Korona virüsten ölenlerin büyük çoğunluğu yaşlı, kronik hastalığı bulunan, vücut dirençi düşük olan kişilerden oluşmaktadır. Dünya Sağlık Örgütünden alınan veriler üzerine oluşturulan rapora göre ölüm oranı 80 yaş ve üzerinde %14.8 70-79 yaş aralığında % 8, 60-69 yaş aralığında % 3.6, 50-59 yaş aralığında % 1.3, 20-29 yaş aralığında %0.4 dür. İstatistiklere bakıldığında korona virüs nedeniyle ölüm oranının en az görüldüğü (influenza virüsü kadar) yaş grubu ise 10-29 yaş aralığıdır. Covid-19, altta bir hastalığa sahip olmayan (astım, kalp hastalığı gibi) 30 yaş altı grupta, gebelerde, çocuklarda hafif belirtiler ile seyretmektedir. En çok ölümlerin olduğu İtalyadan yayınlanan yeni bir makalede 25 bin korona tanısı alan hastalar içerisinde 30 yaş altı grupta ölümün hiç olmadığı görülmektedir (Tablo 1)(1)

New York Times da 1 Nisan 2020 de yayınlanan bir yazıdan alıntı yaparsak “Koronavirüs tartışmalarında viral dozun önemi göz ardı edilmektedir. Diğer herhangi bir zehirde olduğu gibi, virüsler genellikle daha büyük miktarlarda daha tehlikelidir. Küçük ilk maruziyetler hafif veya asemptomatik (hastalık belirtisi göstermeyen) enfeksiyonlara yol açarken, daha yüksek dozlar ölümcül olabilir.Düşük dozlu enfeksiyonlar, gelecekteki olası yüksek doz maruziyetlere karşı koruma sağlayarak bağışıklık kazanabilir. Aşıların icadından önce, doktorlar genellikle kasıtlı olarak sağlıklı bireyleri çiçek hastalığı püstüllerinden (deri üzerindeki içi cerahat dolu küçük kabarcık) sıvı ile enfekte ettiler. Bu durum, düşük doz enfekte edilen kişiler için pek hoş değildi, ancak genellikle öldürücü bir sonucu olmadı. Bu kişiler daha sonra çiçek hastalığına maruz kaldıklarında daha kötü hastalık olaylarını önlediler” (2).

“Viral dozun ve yaşın önemine dair kanıtlara rağmen, bu pandemi olayında bilgilendirme için kullanılan epidemiyolojik modellerin çoğu bunu görmezden geliyor, bu bir hatadır’’

Toplumda 30 altı yaş grubu, risk grubu yüksek olan kişilere virüsün taşınmasında etkin bir rol oynamakta süper taşıyıcı olarak kabul edilmektedirler. Benim önerim: şu an sürdürülen mücadeleye ilaveten herhangi bir hastalığı olmayan sağlık kontrolünden geçirilmiş aralarında muhtemelen virüs taşıyanların da olduğu 30 yaş altı genç ve çocukları gruplar halinde 15 gün süre ile bir merkezde   yatılı kamp yapacak ve bu gençlerin virüs ile tanışarak bağışıklık kazanması sağlanacaktır. Bir çeşit aşılanma olacaktır. Fiziki mekan her ilçede çok sayıda yatılı merkezler olabilir. Sayılar kazanılan başarıya göre artırılabilir. On beş günü sonunda bağışıklık kazandığı tespit edilen gençler tekrar topluma karışır. Virüs ile muhtemel risk grubu arasında çok sayıda bağışık insanın yer almasını sağlanır.  Viral iletim kendini sürdüremediğinde bu salgın yavaşlayıp ve sona erebilir. Bu yöntem her vakayı durdurmaz, ancak hastalığın süresiz olarak yayılmasını önleyebilir. Bu düşüncenin çok uç olduğunu, hiç bir annenin çocuğunu bu kamplara göndermeyeceğini düşünebilirsiniz. Ancak başlangıçta az sayıda genç ile başlayan bu hareket başarılı oldukça yaygınlaşacak, eminim aileler gönüllü gönderecektir. Ülkemizde yapılan sınavlar (LGS, Üniversite giriş sınavı…) yine bir grup bağışıklığı için bir fırsat olabilir. Sınava giren öğrenciler 15 gün bu kamplarda misafir edilebilir. Hastanelerde servise yatırılan hastaların yanında refakatçi olarak 30 yaş altı bireylerin kalmasına izin verilebilir. Ülkemizin nüfusunun büyük çoğunluğunu gençlerin oluşturduğunu düşünürsek bu planın işe yaraması muhtemeldir. Okuyucularımızdan birisinin belirttiği gibi salgının başında yaşlı ve kronik hastalığı olanlar evde kalırken gençler 15 gün eve dönmezse  sinema, kafe gibi mekanlarda zaman geçirse,  okula gitse maksat yine hasıl olurdu.Mesela İsveç hükümeti akılı bir strateji ile salgına rağmen ilkokulları açık tutmakta, çocuklar covid pozitif olsa bile okula devam etmelerini önermekte, bağışıklığın gelişmesini önemsemektedir. Bizde yurttaki gençleri tutabilir, evlerine göndermeyebilirdik, bağışlamaya buradan başlayabilirdik.

Bu yazı belki şimdi değil, ancak salgının kötü günlerinde hatırlanacaktır. Lütfen paylaşalım, tartışalım.

 

Doç.Dr.Hasan Önal,

Sağlık Bilimleri Üniversitesi

Kaynaklar

  1. 2020 Mar 27. doi: 10.1111/anae.15049. The Italian coronavirus disease 2019 outbreak: recommendations from clinical practice
  2. Princeton Üniversitesi’nden kimya ve genomik profesörü Joshua D. Rabinowitz ve araştırma görevlisi Caroline R. Bartman’ın imzasıyla 1 Nisan 2020’de The New York Times’da yayınlanan yazıdan alıntı (çeviri: Yusuf Akçakaya)
 

5 YORUMLAR

  1. Öneriniz oldukça ilginç. Lakin bir önerinin uygulabilirlilik derecesini de düşünmek gerekli. Böyle merkezlerin kurulması için gerekli fiziki alt yapı muhtemelen vardır. Ve evet devletimiz “yapacağım” derse bunu da yapabilir. Sorun şu, karantina altında ve hastalık taşıdığını bile bile kaçan insanlara bunu nasıl kabul ettireceğiz. Kaldı ki bunu gerçekleştirirken mali yükü ve uygulama süresini de hesap etmek gerekli. Devletlerin mali yükler yüzünden insanlarını ölüme terk etme kararı alabileceği gerçeğini de unutmamak gerekli.

    • Teşekkürler Hasan hocam. Kontrollü ve hızlı bir toplum bağışıklanma yüzdesine ulaşmak için sadece Yaşlıları ve risk grubunu (amasız ve istisnasız )izole edilmesi daha uygun olabilir. Toplumun diğer yaş grupları sosyal yaşama devam etmesi (okullar açık, üniversitler, sinemalar açık)kontrollü ve hızlı bir bağışıklamaya neden olabilir. En azından yoğum bakım ihtiyacı daha az olan , iyileşme yüzdesi yüksek olan kitleye sağlık hizmeti daha verimli verilebilir.

  2. Teorik olarak katiliyorum, ancak enfeksiyonu geciren bu gruptaki herkes sag saglim atlatabilir mi, kalici bagisiklik gelisir mi?
    Pratik olan ise maalesef salginin bitmesi icin tum dunyada ayni anda karantina uygulanmalı, virus bulasanlar aciga cikar, baskasina bulastiramadan cogu iyilesir, az bir kismi hayatini kaybeder ve sonunda virus biter, tek kosul tum dunyada ayni anada karantina uygulamak.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.