Otizm Genetik mi?

0
18

04.01.2011tarihli Cumhuriyet Gazetesinde editörümüz Prof. Ahmet Aydın ile Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Cem Kınacı ile yapılan bir röportaj yayınlandı. ‘Otizm kirlilikle artıyor’ başlıklı bu yazıda otizmde görülen artışın genetik kaynaklı olmaktan çok dünyada artan çevresel ve teknolojik kirlilik ve yanlış beslenme kaynaklı olduğu vurgulanıyordu. Daha sonra İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr Nahit Motavalli Mukaddes, 14.01.2011tarihli Cumhuriyet-Bilim Teknik Dergi’sinde yayınlanan Otizm Üzerine Yanlış Haber başlıklı yazısıyla bu röportajdaki görüşleri şiddetle eleştirdi. Bunun üzerine Prof. Dr. Ahmet Aydın bu eleştirileri cevaplayan bir yazı yazdı. Ama aradan aylar geçmesine rağmen cevabi yazı çeşitli bahanelerle Cumhuriyet Gazete’sinde yayınlanmadı. Bültenimizin mevcut sayısını karşılıklı olarak yazılmış bu yazılar ile yayınlanmayan cevabi yazıya ayırdık. Kim haklı kim değil siz karar verin.

Yazı I: Söz konusu Röportaj (04.01.2011tarihli Cumhuriyet- gazetesinde yayınlandı)

 Dünyadaki çevre kirliliği ve teknolojik kirliliğin otizmin artmasını tetiklediği vurgulandı.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Ahmet Aydın ile Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Cem Kınacı dünyadaki çevre kirliliği ve teknolojik kirliliğin otizmin artmasını tetiklediğini vurguladı. Uzmanlar, otizme neden olan etmenlerin ortadan kaldırılmasıyla hastalığın tedavi edilebileceğini söyledi.

Yaygın gelişimsel bozuklukların içinde yer alan “otizmin” dünyada ve ülkemizde çok hızlı bir şekilde artış gösterdiği, her 150 çocuktan birinin otistik olduğu belirtiliyor. Bilim dünyasından çok sayıda hekim, otizmin bilinen kesin bir tedavi yönteminin olmadığını ifade ederken İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Aydın ile Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Cem Kınacı otizmin tedavisinin mümkün olduğunu savunuyor.

Prof. Dr. Ahmet Aydın, otizmin nedenlerinin tam olarak bilinmediğini, ancak dünyada yaşanan kirliliğin, hastalığın ortaya çıkmasında önemli bir yerinin olduğunu savunarak “Dünyamızı hızlı bir şekilde kirletiyoruz. Yapılan araştırmalarda otistik çocukların büyük bir çoğunluğunun vücudunda ağır metallere ya da kimyasal maddelere rastlanıyor” dedi.

Otizmin aslında yaygın gelişimsel bozukluk anlamına geldiğini, otizmin kelime anlamı olarak da “içe kapanıklılık” olduğunu anımsatan Aydın, “Yaygın gelişimsel bozukluk demek daha doğru bir tabirdir. Yaygın gelişimsel bozukluğun içinde en hafifi hiperaktivite, en ağırı da otizimdir. Anne karnında teşhisi mümkün değildir” dedi.

Aydın, dünyada ve Avrupa’nın bazı ülkelerinde çeşitli bilimsel araştırmaların yapıldığını, ABD’de 20-30 yıl önce on binde bir olan otizmin şimdi yüzde 1’lere dek çıktığını, benzer paralelliğin ülkemizde de olduğunu kaydetti. Otizmin en çok kentlerde görüldüğüne dikkat çeken Aydın, şöyle devam etti: “Bir hastalık 30-40 yılda 100 kat artmışsa buna genetik diyemezsiniz. Genetik hastalıklar ancak Akraba evlilikleri artarsa artar. Türkiye’de yüzde 20 civarında akraba evliliği var, bu 20-30 önce de aynıydı, şimdi de aynı. ABD’de akraba evliliği bizimle kıyaslanamayacak kadar az. Ama hastalık orada daha fazla. O zaman buna genetik diyemeyiz.”

Otizmin ciddi bir halk sağlığı problemi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aydın, hastalığın erken belirtilerinin yakalanmasının önemine değindi. Aydın, çocuğun gözlemlenmesinin yanında birtakım kan, idrar, dışkı testleri ile vitamin ve mineral değerlerine bakılarak otizmin teşhis edilebileceğini söyledi.
Aydın, “Yüzde 80 erkeklerde sık görülüyor, erkeklik hormonları ile de ilgili ama tek bir faktörü yok. Tedavi olan ve iyileşen vakalarım var. Ayrıca Otizm Araştırma Enstitüsü’nün videolarında da iyileşen vakaları izleyebilirsiniz. Ama bu herkesin düzeleceği anlamına gelmez. Otizm tedavi edilebilir ama her vakayı ayrı ayrı değerlendirmek lazım” dedi.

Otizm teşhisi konulan çocukların birçoğunda çok sayıda vitamin ve mineral eksikliğine rastlandığının altını çizen Prof. Dr. Ahmet Aydın, içinde en çok D, B6, B12 vitamini, çinko, selenyum eksikliğinin görüldüğünü vurguladı. Aydın, otistik çocukların yüzde 80’inin mide bağırsak problemi olduğuna değindi.

Bağırsak dengesi bozulan otistik çocuklarda bağırsağın geçirgenliğinin arttığı, bu nedenle geçmemesi gereken büyük protein parçacıklarının vücuda geçtiğini anımsatan Aydın, vücudun da buna tepki verdiğini, buğday ve süt proteininden geçen sindirilmemişlerin de morfin etkisi yaptığını, morfin zehirlenmesine neden olduğunu anlattı. Aydın, şunları anlattı:

“Bu hastaların yüzde 60-70’inde ağrıya karşı duyarsızlık vardır. Çocuk kolunu bir yere çarpar, başka çocuk olsa bağırır ancak bu çocuklar ağrıyı hissetmez, hatta o kadar ileriye gider ki alevi bile hiç bağırmadan tutanlar vardır. Eğer ağrı hissi yoksa ya da azsa o zaman diyoruz ki süte, yoğurda, peynire düşkün mü bunu soruyoruz. Bu çocuklara diyet veriyoruz.”

Ağır metal ve kimyasal toksinlerin tüm sindirim sistemini bozduğunu belirten Aydın, “Bir çalışmaya göre 55 otistik çocuk inceleniyor, hepsinde ağır metal ortaya çıkıyor. Otistik bireylerin 90’ında ağır metal zehirlenmesi var” dedi.

Ağır metal zehirlenmeleri içinde en çok kurşun zehirlenmesine rastlandığını, kurşunun oturduğumuz yerlerde, duvar boyalarında, pimapenler, kıyafetlerde, rujlarda, kurşun kalemler ve oyuncaklar gibi günlük hayatımızda sıklıkla kullandığımız ürünlerde olabileceği belirtiliyor.

‘Dünyam yıkılmıştı’

Otizm teşhisi konulduğunda dünyasının değiştiğini anlatan Şenay Çalışgan, ikizleri Okan Deniz ve Hüseyin Barış’ın 2006 yılında dünyaya geldiğini, ikizlerden birinin 6 aylıkken farklı olduğunu gözlemlediğini anlattı.

Çalışgan, “Oğlum Hüseyin Barış’taki farklılık fiziki olarak değildi, bakışlarında, hareketlerinde bir farklılık vardı. Çevremdekiler Barış’ın ‘Hiçbir şeyi yok, çocuk normal, sana öyle geliyor’ diyordu. Oğlumu gizlice pedagoga götürdüm. 1 yaşında bana, ağır metal zehirlenmesi olduğu söylendi ve ‘Otizmin başındasınız, yarım gün kreşe verin’ dediler” dedi.

Çalışgan, şunları söyledi: “İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tedaviye başladım, yarım günlük özel eğitim merkezine kaydettirdim. Uygulanan tedavilerin ardından eğitmenleri çocuğumdaki otizm belirtilerinin yok olmaya başladığını, doktor raporları da vücutta bulunan ağır metal oranının ciddi biçimde azaldığını söylediler. Annelik içgüdüsüyle bir şeyler yolunda gitmiyor diye düşünüyor, ‘Neden bana bakmıyor, sallanıyor, duymuyor, dokunamıyorum’ diye çok üzülüyordum. Her akşam şarkı söyleyerek, ellerini ve ayaklarına dokunarak dokunma hissini sağladım, sabah-akşam klasik müzik, sanat müziği dinlettim. Bu durumdaki çocuklarımıza hafta 90 dakika eğitim veriliyor. Devlet özel durumu olan çocuklarımıza eğitimi kısıtlıyor. Eğitimi ne kadar çok alırlarsa o kadar gelişimleri artıyor.”

Otistik çocuk babası, otizm ile mücadele ediyor

Otizm Tedavi ve Eğitim Derneği üyesi ve Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Cem Kınacı ise bir otistik birey babası. 1.5 yaşına kadar normal bir çocuğu olduğunu anlatan Kınacı, yapılan aşıların ardından çocuğunda hızlı bir değişimin yaşandığını, 2 yaşından sonra oğlunun içine kapandığını anlatıyor.

ABD’deki John Hopkins Tıp Fakültesi tarafından yapılan otopsi çalışmalarında otistik çocukların beyninde bir enflamasyona (hücrenin normal dışı çalışması ile ortaya çıkan iltihabi durum) rastlandığını, bunun da toksinlerle, bakteriler, kimsayallar ile oluşabileceğini söyledi. Kınacı, çocuğunun tedavi sonrasında büyük oranda iyileştiğini, şimdilerde bilgisayar kullandığını, piyano çaldığını, problem çözdüğünü, kendi yemeğini kendisinin ısıtıp yediğini, özel eğitim merkezine de gittiğini anlattı.

Otizm tedavi sürecinde SPECT, MR denilen görüntüleme yöntemlerini kullandıklarını, ardından beyindeki oksijensiz kalan bölgeleri belirleyerek hiperbarik oksijen tedavisi yaptıklarını anlatan Kınacı, şunları söyledi: “Otistik çocukların neredeyse tamamına yakınında beyinde ölü hücreye rastlanmıyor. Yarar göreceğini düşündüğümüz vakalara bu tedaviyi uyguluyoruz. Basınç altındayken oksijen veriliyor. En az 40-50 seanstan başlayan bir yöntem, her gün 1 saate yakın bu tedavi alınıyor.”

Barış, yaşama tutundu

Bahçeşehir Özel Eğitim Psikolojik Danışmanlık ve Sağlık Hizmetleri eğitmenlerinden Nadide Ümüt şunları anlattı: “Barış, kurumumuza yaygın gelişimsel bozukluk tanısı ile geldi, o zamanlarda göz teması yoktu, sosyal yaşamdan kopuktu, ellerini ve bedenini amaçsızca sağa-sola sallıyordu, sınıf düzeyinde problem çözemiyordu. Şimdi göz kontağı kurabiliyor, takıntıları tamamen yok oldu, arkadaşlarıyla oyun oynayabiliyor, sosyal yaşam becerileri oldukça iyi.”

Otizmin belirtileri
• Konuşmada gecikme ve konuşamama • Seslere karşı aşırı duyarlı olma ya da duyarsızlık • Oyuncaklarla alışılmışın dışında oynama • Göz temasının olmaması • Dış dünyaya kendini kapama ya da aşırı hareketlilik • Dönen cisimlere ilgi • Nedensiz ağlama ya da gülme • Parmaklarının ucuna basarak yürüme • El çırpmaları • Dokunmaya karşı aşırı duyarlılık ya da duyarsızlık

Sibel Bahçetepe – Cumhuriyet, 04.01.2011


Yazı II: Söz konusu Röportaj ile ilgili olarak Prof.Dr Nahit Motavalli Mukaddes’in karşı yazısı (14.01.2011tarihli Cumhuriyet- Bilim Teknik Dergi’sinde yayınlandı).

Otizm Üzerine Yanlış Haber

Gazetemizin 04.01.2011 tarihli sayısında otizmin genetik kaynaklı olmadığını ve dünyada çevre ve teknolojik kirlilik ve yanlış beslenme sonucu otizmin arttığını ileri süren bir söyleşi yayımlandı. Söyleşi yapılan kimseler çocuk metabolizması ve beslenme bilim dalı uzmanlarıydı. Bir de özel psikolojik danışmanlık yetkililerine de söz verilmişti. Otizmin nedenleri ve tedavisi konusunda, bugüne kadar tıbbın kabul ettiğinin aksine görüşlerin dile getirildiği bu söyleşideki düşüncelere otizm konusunda uzmanlar, psikiyatristler, karşı çıktı. İlginç bir şekilde, sözü geçen haberde tedavi önerenlerin bugüne kadar otizmin tedavisi konusunda hiç bir bilimsel araştırma ve uluslararası yayınının olmamasıydı..

İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr Nahit Motavalli Mukaddes, gönderdiği açıklamada şu görüşleri dile getirdi:

“Otizm, gelişimsel psikiyatrik bir bozukluktur. Dolayısı ile bu konuda bilimsel eksende söz sahibi yetkili kişiler çocuk psikiyatrlarıdır.

Otistik bozukluk büyük bir çoğunlukta ömür boyu sürer.

Otizmin sebebi büyük oranda genetiktir ve çoğul genle geçmektedir.

Tedavisi erken eğitsel, yoğun programlardır. Genelde bu tedavilerle ilgili araştırmalar bile kısıtlı olup, bunlar dışında hiçbir tedavi etkinliği üzerine bilimsel bir araştırma sonucu yayınlanmadı.

Kesin ve radikal bir tedavisi olmadığından, aileler istismara açıktır ve ümit vaat eden uygunsuz ve etkinliği ispatlanmamış tedavilere (Hiperbarik oksijen, diyet, ağır metal arındırma vs..) yönlendirilebilirler. Bu tedavilere yönelen aileler, ciddi maddi, zaman ve motivasyon kaybı yaşıyorlar.

Prof. Mukaddes “Bir yakınınızın psikiyatrik sorunu olunca metabolizma doktoru ve ya nükleer tıp uzmanına gider misiniz? Gitmeyi uygun bulur musunuz?” diye sordu ve bilimsel bilgiler için uluslararsı geçerliliği olan “U.S National Library of Medicine – National Institue of Health e” ait olan Pubmed’e başvurulabileceğini söyledi: “İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Ana bilim dalında yirmi yıldan beri otizm ile ilgilenen, ilk otizm kliniğini kurmuş, genetik çalışmalarını Harvard Tıp Fakültesi ile birlikte yürütmüş, verileri “Science” ve “Nature” gibi dergilerde yayınlanmış, ülkemizde beyini etkileyen pek çok bozukluk otizm taramasını yapmış bir bilim kadınıyım.

Son yirmi yılımın %50 zamanını otizme adamış bir bilimci olarak, kitlelere zarar veren bu hataların tekrar edilmemesini ümit ediyorum.” dedi.

Cumhuriyet Bilim Dergisi, 14.01.2011

1
2
Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin