Türkiye hızla kısırlaşıyor!

0
25

1975 yılında yüzde 2 olan kısırlık oranı, Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş’a göre 2005 yılında yüzde 15’lere çıkmış. 2009’da ise bu oranın yüzde 25’leri bulduğu tahmin ediliyor. Yani Türkiye’de her dört kişiden birinin kısırlaşmış durumda! Öte yandan 1974’de 1 milimetreküpte 125 milyon sperm sayısına sahip olan Türkiyeli erkeklerin bugünlerde sperm sayılarının 25 milyona düşmüş olması kısırlaşma sürecinin hızla artacağının da habercisi olarak görülüyor. Bültenimizin bu sayısını iyibilgi yazarlarından Nihal Doğan’ın kısırlıkla ilgili yazısına ayırdık. Yazının sonunda editörümüz Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın Taş Devri Diyeti Kitabından alınan ve kısırlığa başka bir yönden bakan fikirlerini okuyacaksınız.

“Sevgi, saygı, güven, sadakat, paylaşma, bağlılık duygularımıza ve inançlarımıza saldırdılar önce… Ardından ruhlar ve kalpler kısırlaştı!” Ya sonra? İşte kısırlık denizine düşenlerin sarıldığı yılan!

16 Haziran 2010 tarihinde hürriyet gazetesinde “Kısırlığa kök hücreli çözüm” başlıklı yayınlanan bir haber bizi yakın geçmişe götürdü. Neden mi? Efendim bizler son 10-15 yıldır kısırlık haberleri ile yatıp kısırlık haberleri ile uyanıyoruz! Reklâmlar, haberler, radyo ve televizyon programları neredeyse tüm Türk halkını kısır ilan ediyor ama çaktırmadan! Medya ve basın organlarında hemen her gün kısırlığa çözüm olabilecek gelişmeler, ürünler, tedavi yolları ile ilgili bir haber, reklâm veya sağlık programı görebilirsiniz… Son 5 yıl içinde kısırlığa çare olarak sunulan tüp bebek, kök hücre, taşıyıcı anne, sperm bankası, yumurta veya sperm dondurma gibi yöntemler, cinsel gücü artırıcı (!) haplar, afrodizyak gıdalar konusunu duymadığınız bir gününüz oldu mu?

Türkiye hızla kısırlaşıyor!

Kemal Özer, Deccal Tabakta isimli kitabından Türkiye’nin nasıl kısırlaştığını bilimsel verilerle uzun uzun açıklıyor… 1975 yılında yüzde 2 olan kısırlık oranı, Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş’a göre 2005 yılında yüzde 15’lere çıkmış. 2009’da ise bu oranın yüzde 25’leri bulduğu tahmin ediliyor. Yani Türkiye’de her dört kişiden birinin kısırlaşmış durumda! Öte yandan 1974’de 1 milimetreküpte 125 milyon sperm sayısına sahip olan Türkiyeli erkeklerin bugünlerde sperm sayılarının 25 milyona düşmüş olması kısırlaşma sürecinin hızla artacağının da habercisi olarak görülüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de, 2000 yılında 0-24 yaş arasında 34 milyon 119 bin 716 olan genç nüfus sayısı 2008’e gelindiğinde 2 milyon 889 bin 467 azalarak 31 milyon 230 bin 467 kişiye inerken, aynı dönemde 65 yaş ve üstü nüfus yüzde 26,8 yükselerek 3 milyon 858 bin 949’dan 4 milyon 893 bin kişiye çıkmıştır. 2000 yılında 0-24 arası yaş grubu toplam 67 milyon 803 bin 927 olan nüfusun yüzde 50,3’nü oluştururken, 2008 yılında 71 milyon 517 bin 100’e çıkan nüfusun yüzde 43,7’sini oluşturmuştur. Özetle 2000-2008 döneminde 25 yaş altı nüfus 2 milyon 889 bin 467 azalırken, 65 yaş ve üstü nüfus 1 milyon 34 bin 474 artmıştır.

Bir başka deyişle nüfusta görülen yüzde 5,48 oranındaki artışa karşın, genç nüfusun toplam nüfus içindeki payı azalmıştır. (Kaynak:Deccal Tabakta/ Kemal Özer/ Hayykitap Nisan 2010)

Peki, bugünlere nasıl geldik? İnsanlar kısırlık kuyusuna nasıl düştü? Ve sonunda insanların hem canlarını hem de ceplerini sömüren bir ekonomi yani “kısırlık ekonomisi” nasıl doğdu?

Kadınlar kariyer ve güzellik, erkekler güç ve eğlence peşinde koşarken mi dersiniz? Yoksa teknoloji harikası elektronik aletlerin elektromanyetik dalgaları mı? Ya da hayatımızı kolaylaştıran makinelerin ısısıyla mı? Evlerimizde çamaşır-bulaşık makinesi, buzdolabı, epilasyon aletleri, saç kurutma makineleri, mikrodalga fırınlar ve küçük ev aletlerinin yüzlerce çeşidi…

Sevgiyi, saygıyı, sadakati, huzurlu ve mutlu evliliği ve bu evliliğin meyvesi mutlu bebekleri bile düşünmemize izin vermiyorlar, “Masal mı anlatıyorsun, hangi devirde yaşıyorsun sen?” diyorlar!!!

Hemen harekâta geçip dört bir yandan saldırıyorlar! Bu zamanda özgür ol, kendini ortalığa sal… Tek eşlilik, evlilik mi? O da ne??? Bul bir sevgili, olmasa başkası, önce birlikte yaşa bakalım… Prezervatifini hep cebinde tut… Doğum kontrol hapını iç… Çocuk mu? Deli misin sen??? Önce hayatını yaşa…

İşte bu hikâyelerle temeli atıldı kısırlığın! Sevgi, saygı, güven, sadakat, paylaşma, bağlılık duygularımıza ve inançlarımıza saldırdılar önce… Ardından ruhlar ve kalpler kısırlaştı!

Sonra yiyeceklerimize göz diktiler! Pazardan elinle seçme, marketten ambalajlı al… Aman ha hijyen olsun! Tarlada sebzeler böceklenmesin, al bu ilacı sık… “Mahsul öyle küçük, çarık olmasın büyük ve gösterişli olsun, çabuk büyüsün, çok para kazan” diyerek tarım ilaçlarını ve hormonları hayatımıza soktular ve bedenimizin dengesini böyle bozmaya başladılar… Bitmedi! Hibrit tohumlar, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve adımları atılan Nano Teknojik gıdalar…

Şimdi hemen herkes kronik hasta, perde arkasını incelediğinizde ise tarım ilacını satanların da, tarım ilacından hasta olanları tedavi edenlerin de aynı kurumsal yapılar olduğunu görüyorsunuz.

Artık insanlar kısır döngü içinde göz göre göre zorla kısırlaştırılıyor. Ne yazık ki bu yüzyılda çiftlerin çoğu en mahrem konularını ve hayatlarını değiştirecek en mutlu anlarını doyasıya mutlulukla yaşamıyor. Kadın kocasına bebek müjdesini verebilmek için önce bankaya uğraması gerekiyor! Ama bu ya kredi için, ya yumurta ya da sperm için! Birileri maddi menfaat elde ederken, birileri “kısır” bir döngü içinde dönüyor! Burada durup düşünmek gerek: Bunlar neden başımıza musallat oldu, nasıl bu tuzaklara düştük, nasıl kurtulabiliriz? Doğru sorular sorulur ve doğal çözüm yolları aranırsa halen insanlığın kazanma umudu var… Tabiatına ve inançlarına sarılan, doğal yaşam için çaba harcayanlar kazanıyor… Yani kötülerin de başa çıkamadığı rakipleri halen var: İyiler…

Evet, “kısırlık ekonomisi” palazlanırken, insanların en doğal hakkı, yani üreme hakkı “çeşitli yollarla” ellerinden alınıyor. İşte basında yer alan haberler eşliğinde bu acımasız ekonominin iç yüzü ve korunma yolları:

Öncelikle yazımızın başında bahsettiğimiz, 16 Haziran tarihinde Hürriyet gazetesinde yayınlanan “Kısırlığa kök hücreli çözüm”haberinden bir bölümü sizlerle paylaşıyoruz…

Avrupa İnsan Üremesi ve Embriyolojisi Derneği (ESHRE) Yönetim Kurulu Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Gürgan, erkeklerde kısırlık sorununun çiftlerin çocuk sahibi olmasında çok önemli bir engel olduğunu söyledi.

Erkeklerde kısırlık tedavisine yönelik yöntemlerin her geçen gün geliştiğini ve umut verici sonuçlar alınmaya başlandığını anlatan Gürgan, erkek kısırlığına son verebilecek bir araştırma olan sperm kök hücrelerinin kullanılması çalışmasının sonuç vermeye başladığını bildirdi.

Kök hücre sperm ve yumurta hücresine dönüştürülebiliyor

Gürgan, dünyada ilk kez Prof. Dr. Herman Tournaye tarafından yapılan çalışma ile kök hücrelerin, sperm ve yumurta hücrelerine dönüştürülebilmesinin sağlandığını belirterek, “Daha önceden saklanmış kök hücrelerin bazı hayvan testislerine nakli ile olgun sperme dönüşme özelliğini kazanması amaçlanan ilk çalışmalar olumlu sonuçlar verdi” dedi.

Henüz çok az hastada denenen ve bir kısmında olumlu neticeler alınan uygulamaların hala araştırma aşamasında olduğunu ifade eden ESHRE Yönetim Kurulu Üyesi ve HÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürgan, gelişmelerin umut verici olduğunu söyledi.

Dr. Herman Tournaye’nin sunduğu araştırma ile ergenliğe girmeden önce kanser tedavisi geçirmek zorunda olan erkek çocukları için ileride çocuk sahibi olabilmeleri amacıyla, “Kök hücreden sperm hücrelerinin üretilmesi yolunun açıldığına” dikkati çeken Gürgan, “Bu yöntemle, kanser tedavisi öncesi testis dokusu dondurularak, tedavi sonrasında sperm hücresi üretebilen kök hücreleri geri nakletmek mümkün oldu” diye konuştu.

Laptop’u icat edenlerin tüp bebek merkezleri ve sperm bankaları ile ortaklığı olabilir mi?

Doktortr sitesinde yayınlanan “Laptop kısırlık yapıyor” başlıklı haber dizüstü bilgisayar kullanan erkeklerin nasıl kısırlaştığını anlatıyor.
Dizüstü bilgisayarlar nasıl kısır yapar?

Alkolün, nikotinin ve keyif verici maddelerin erkeklerde üremeyi olumsuz yönde etkilediğini artık hepimiz biliyoruz. Ya dizüstü bilgisayarların etkisi? New York Devlet Üniversitesi’nden bilim adamları, bir dizüstü bilgisayarı gerçekten de diz üstüne koymanın kasıklardaki ısıyı yükselttiğini gösteriyor.

Çalışmayı yöneten ürolog Dr. Yefim Shynkin şöyle açıklıyor:

“Dizüstü bilgisayarların iç ısısı çalışma sırasında 70 dereceyi geçebilir. Bu aygıtlar çoğu zaman kasık bölgesine yakındır. Bu aygıtların yarattığı aşırı sıcaklık bir yana, dizüstü bilgisayarlar kullanıcının bacaklarını birbirine yaklaştırmasını sağlıyor ve bu da testisleri sıkıştırıyor.” Tüm bunlar da üreme becerisini düşürüyor.

Bununla birlikte, sanmayın uzmanların hemfikir olduğu bir konu, erkeklerin testislerinin aylar boyunca ısıya maruz kalmasının uzun dönemde iktidarsızlığa yol açabileceği. Spermlerin yeniden üretimi bile iki ayı buluyor. Kendinizi bu sorundan uzak tutun.

Dev kozmetik üreticileri ve büyük ilaç firmalarının, kısırlık tedavi merkezleri ile bir bağı olabilir mi?

İki yıl önce Hacettepe Üniversitesi Kimya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adil Denizli ile yaptığım söyleşi hala aklımdan çıkmıyor! 13 Haziran 2008 tarihinde iyilikguzellik sitesinde yayınlanan “Spermlerimizin peşindeki mikro yaratıklar” başlıklı söyleşimizde Prof. Denizli, insanların kullandığı ilaç ve kozmetik atıklarının kanalizasyona oradan da denizlere karışmasıyla son yıllarda erkek ve kadınlarda artan kısırlık ilişkisini şöyle açıklamıştı:

“Su”daki mikro kirletici hormonlar, cinsel hayatı makro düzeyde bozuyor!

Kullanılan ilaç ve kozmetik atıkları kanalizasyona, kanalizasyonlarda arıtılan sular da, denizlerimize bırakılıyor. İlaç ve kozmetik atıklarındaki hormonlar suları kirleten en önemli unsur. Arıtma sisteminden kolaylıkla geçen mikro boyutlardaki kirleticiler ölümcül hastalıklara sebep oluyor! Mikro kirleticiler diyoruz ama etkileri makro! Bol bol bulunmalarına gerek yok, çok küçük olmaları bile büyük tehlike.

ABD, Avrupa ve Asya’da inceleme yapılan sularda psikiyatrik, analjezik ve antibiyotik türünde ilaçlar tespit edildi. İlaçlardan kalan atıklar idrar veya dışkı yoluyla suya karışıyor. Son yıllarda denizlerde ve tatlı sularda “cinsiyetsiz balık” bulundu. Araştırmalar su veya su ürünlerinde, ağrı kesicilerden “asetaminofen”, antimikrobiyal sabunlardan “triklosan” gibi kimyasallar ortaya çıktı.

Sularımıza karışan mikro kirleticilerden hormonların, sudaki canlıları kıskacına alıp, besin yoluyla insanlara ulaşması gelecekte çok ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Aynı zamanda yıkanma ve temizlik esnasında da, deri yolu ile vücuda girebiliyor.

Hormonlarla gelen sudaki mikro kirleticiler öncelikle böbrek üstü bezlerini etkiliyor, böbrek üstü bezleri hormonları, hormonlar da cinsiyet sistemini etkiliyor.

Vücuda giren ağır metaller küçük küçük birikirler ve zararları zaman içinde ortaya çıkar. Eski yıllarda insanlarda 50 yılda ortaya çıkan şikâyetler, günümüzde 10 yılda kendini göstermektedir. Son dönemde kadın ve erkeklerde hızla artan kısırlık şikâyetleri de, bunun kanıtı. Toprak, hava ve su kirli ise insanların temiz ve sağlıklı yaşam şansı azalıyor. Son olarak tekrar ediyoruz, su ile ilgilenen yetkililerin bilinmeyen kirlilik unsurlarının, belirlenmesi yolunda acilen çalışma başlatması gerekiyor.

4 Kasım 2009 tarihinde Radikal gazetesinde “10 soruda genetiği değiştirilmiş organizmalar” başlıklı haber, hayvanlar ve insanlar arasında kısırlık zincirini ortaya koyuyor. Hayvanlar için Ralgro ve Synovex hormon ilaçlarını üreten ilaç firmalarının insanlar için hangi kısırlık ilaçlarını ürettiğini araştırma işini size bırakarak haberden küçük bir bölümü sizlerle paylaşıyoruz:

Gen Mühendisliği Hayvan Yetiştiriciliğinde Sağlıklı ve Başarılı Olmuş mudur?

Sadece bitkisel üretimde değil hayvan yetiştiriciliğinde kullanılan ve genetik yöntemlerle elde edilen hormonlar felaketlere neden oluyor. Şöyle ki: Gen mühendisliği yöntemleriyle üretilen BST veya bovin büyüme hormonu (BGH) hayvan yetiştiriciliğinde tüketiliyor.

Kısa sürede bol paraya kavuşmayı arzulayan besiciler, hayvanlara aşırı kilo aldıran, yasa dışı ilaçlara yönelir. Hormon vazifesi gören Ralgro ve Synovex isimli ilaçlar, kiloyu yüzde 15-20 arası arttırıyor. Ancak hormonlu eti yiyen kişilerin hormonal yapısı bozuluyor. Hormonlu et kısırlık, cinsel güç kaybı ve kalp hastalıklarına sebep oluyor.

Prof. Dr. İrfan Erol, ilaçların hayvanın etinde bırakacağı kalıntı ile insanlara geçebileceğine dikkat çekiyor. Erol; “hormon çocukların erken buluğ çağına ulaşması, dişilik hormonu alan erkek çocuklarda göğüslerin büyümesi gibi etkiler gösteriyor. Erkek ve kadınlarda karşı cinse benzer fizyolojik değişiklikler görülebiliyor” diyor. Ayrıca bu yolla prostat ve meme kanserine davetiye çıkarmış oluyoruz. Adı geçen ilaçlar bu nedenle 17 yıl önce Avrupa’da yasaklanmıştır. Dişilik hormonu östrojen içeren Ralgro ve Synovex, ithalatı, imalatı ve kullanılması 1992 yılında yasaklanmasına karşın çok kolay bulunabiliyor.

Genetiği Değiştirilmiş Ürünler Sağlıklı mıdır?

Genetiği değiştirilmiş soyanın insanlarda alerji oluşturduğu kesinleşmiştir. Genetiği değiştirilmiş patatesleri yiyen farelerin bağışıklık sisteminin ciddi biçimde bozulduğu da tespit edilmiştir. Bitkilere aktarılan genlerin çoğunluğu bakteri ve virüs kökenlidir. Gen aktarımı sırasında genetiği değiştirilmiş bitkilerin seçilebilmesi için antibiyotik dayanım izleme genleri kullanılmaktadır. Antibiyotik dayanım izleme genleri insan ve hayvan bünyesindeki bakterilere yatay olarak geçer.

Bu da insan ve hayvan bünyesindeki genleri antibiyotiğe dayanıklı hale dönüştürür. Bu dönüşüm sağlık açısından büyük risk oluşturur ve bağışıklık sistemini çökertir. Kısacası, GDO’lu ürünlerden işlenmiş gıda ürünlerinin sofralarımıza ulaşması, halkımızı daha da ağırlaşan alerjik reaksiyon, antibiyotik dayanıklılık, toksik etki, artan doğum anormalleri ve kısırlık gibi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bırakacaktır.

Kanıtlar:

İskoçya Rowett Enstitüsü’nden Dr. Arpad Pusztai’ın genetiği değiştirilmiş patates ile beslediği farelerin tümünün iç organlarında küçülme, sindirim sistemlerinde bozukluk, bağışıklık sistemlerinde çökme, kan yapılarında bozulma ve mide çeperlerinde kalınlaşma görüldü.

Rus Bilim İnsanı İrina Ermakova’nın genetiği değiştirilmiş soyayla beslediği farelerin yavrularının % 55,6’sı doğumdan üç hafta sonra öldü. Normal soyayla beslediği yavruların ise sadece % 6,8’i öldü. Genetiği değiştirilmiş soyayla beslediği fare yavrularının % 36’sının normal doğum ağırlığının altında doğduğu belirlendi. Bu deneme üç kez tekrarlanıp aynı sonuçlara ulaşılınca, Ekim 2005’te bilimsel bir panelde kamuoyu ile paylaşıldı.

Avusturya Tarım ve Sağlık Bakanlığı’nın finansmanıyla Viyana Üniversitesi’nce 2008 yılında yapılan bir çalışmada, genetiği değiştirilmiş gıdalarla beslenen farelerin 3-4 nesil sonra üreme yeteneklerini kaybettikleri belirlendi.

Caen Üniversitesi’ndeki CRIIGEN’den Prof. Seralini’nin Grubu: Rounduop herbisid seksüel hormonları bozuyor. Caen Universitesi’deki CRIIGEN’den Prof. Seralini’nin grubu, Dijon Universitesi’nden Prof. Chagnon’un grubuyla beraber, yeni doğan bebeklerin göbek bağı hücrelerinde çok az derecede Roundup toksini olduğunu gösterdikten sonra yeni bulgularını açıkladı. Örneğin Birleşik Devletlerde GDOlu gıdalarda izin verilen Roundup kalıntısından (çok az) 800 kez az olan herbisid erkekleşme hormonu androjenin hareketini engelliyor.

Dünya ve Türkiye gün geçtikçe kısırlaşıyor… Evet, artık günümüzün acı gerçeklerinden biri bu! Peki, bu derdin kökeni nereden geliyor?

Türkiye penceresinden baktığımızda, özellikle son 30 yıl içinde, bir yandan atalarımızın beslenme tarzından, aile yaşamından, inançlarımızdan ve geleneklerimizden uzaklaşırken, diğer yanda batının yaşam anlayışına özenip“modernleşeceğiz” derken her açıdan kısırlaşmadık mı?

Küresel sermayenin, küresel tuzaklarına düşen insanlar sadece bedensel yönden değil, maddi ve manevi yönden de kısırlaşıyor!!! Bedenleri esir alan kötü hastalıklar… Evleri ve işyerlerini saran elektromenyetik dalgalı teknolojik ürünler… Sofraların vazgeçilmezi olan hazır ve kısır gıdalar…

Özgür yaşam adı altında yok olan aile hayatları…

Ve bunların sonunda yalnız, eşsiz, çocuksuz, torunsuz, işsiz, evsiz ve hasta insanlar ordusu… Bu ordunun üyeleri aç!!! Hem bedenen hem ruhen hem de kalben…

Özetle üreme organlarında artan kısırlığın çaresi, öncelikle günlük yaşamımızda ve içimizde aranmalı! Bu bağlamda, yazı dizimizin ikinci bölümünde de basında yer alan haberler eşliğinde kısırlık ekonomisinin iç yüzünü ve korunma yollarını sizlerle paylaşıyoruz:

“Yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin.” Bu söz kime ait? GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) aslında dünya insanalarını kısırlaştırma operasyonunun bir parçası mı? F.William Engdahl’ın Ölüm Tohumları kitabında tüm dünyada artan kısırlığın sebeplerini tüm açıklığı ile ortaya koyuyor…

Bizi Sessizce Öldürüyor, Hiç Olmadığı Kadar Sessiz…

Monsanto, Dow, DuPont ve onları destekleyen Washington Hükümeti’nin belirgin stratejisi GDO tohumları yeryüzünün her köşesine yaymaktı. Bunu yaparken de önceliği savunmasız, ağır borç yükü altındaki Afrika ve diğer gelişmekte olan ülkelere ya da Polonya ve Ukrayna gibi hükümet denetimlerinin az, yolsuzlukların yüksek olduğu ülkelere verdiler.

Bir kez ekildikten sonra tohumlar tüm bölgeye yayılacaktı. İleriki bir tarihte, küresel GDO tohum şirketleri, Dünya Ticaret Örgütü yaptırımlarıyla tehdit ederek gezegenin gelişen bölgelerindeki tohum tedarikine hâkim konumda olacaklar ve dilerlerse yaşamak için gerekli olan tohum tedarikini kesebileceklerdi. İstihbarat terminolojisinde böylesi bir kapasite “stratejik kırmızı güç” olarak bilinir. Olası bir düşman ya da rakip, kaynağı kontrol eden kişilerin siyasi isteklerine boyun eğmedikleri sürece stratejik bir kaynaktan mahrum bırakılabilir -enerji, ya da bu durumda gıda- ya da mahrum bırakılmakla tehdit edilebilir.

Çok Özel Bir Mısır

Peki, nasıl olur da bu durum ABD’deki Rockefeller Vakfı, Ford Vakfı ve diğer büyük oyuncuların uzun dönemli nüfus kontrolü stratejileriyle ilişkilendirilebilir? Yanıt kısa sürede ortaya çıkacaktır.

San Diego’da küçük bir biyo-teknoloji şirketi olan Epıcyte, Eylül 2001 ‘de yaptığı bir çalışmayla ilgili olarak bir basın toplantısı düzenledi. Şirket en son GDO mahsulünü yarattıklarını açıkladı –gebeliği engelleyen mısır. Gebelik bağışıklığı olarak bilinen bir durumu olan kadınlardan antikorlar aldılar ve bu kısırlaştırıcı antikorların üretilmesini düzenleyen genleri ayırdılar ve kalıtım mühendisliği yöntemlerini kullanarak mısır bitkisinin oluşmasını sağlayan mısır tohumlarına bu genleri iliştirdiler” “Sperm öldürücülü antikorlar üreten mısırlarla dolu bir seramız var” dedi, Epıcyte Başkanı Mitch hem de övünerek.”

Dünyadaki egemen basın tarafından pek üzerinde durulmayan bu çarpıcı açıklamanın ardından, Epicyte stratejik bir araştırma ortaklığı ile lisans anlaşması yaptı. Bu anlaşmayı ABD’deki üç büyük genetik şirket tarımcılığı tohum evinden biri olan Dow AgroScıences aracılığıyla Dow Kimyasallar ile yaptı. O zaman yaptıkları açıklamaya göre bu ortaklığın amacı Epicyte’nin teknolojik devrimini Dow AgroSciences’ın “genetik mühendisliği mahsullerdeki gücü” ile birleştirmekti. Epicyte’nin ürün adayı antikorları, mısıra dönüştürülüyordu. Epicyte ve Dow kuruluşları gen değişimli bitkilerde antikorların açılım, sabitlik ve birikimini etkileyen etmenleri araştıran dön yıllık bir programda anlaştılar. Epıcyte aynı zamanda Novartis Tarım Keşif Enstitüsü (Syngenta) ve Baftimoredan ReProtect LLC ile gebeliği engelleyen antikor temelli mikrobisitler geliştirmek için de işbirliği yaptı.”

6 Ekim 2002de CBS Haber kanalı. Kısır Tohum teknolojisinin geliştirilmesi için de canla başla çalışan ABD Tarım Bakanlığının, çeşitli mahsullerde ilaç ve ilaç bileşikleri yetiştirilmek üzere ülke çapında 32 deneme tarlasını parasal olarak desteklediğini açıkladı. ABD Hükümetinin tarla denemeleri, Epicyte’nin sperm Öldürücülü mısır teknolojisini de içeriyordu. Açıklanmayan şey ise ABD Tarım Bakanlığının ABD Savunma Bakanlığındaki bilim adamlarına deneme tarlalarındaki sonuçları iletiyor olması idi. Bunu Maryland’deki Edgevvood (Ecvud) Kimya ve Biyoloji Merkezi gibi sayısız biyolojik araştırma merkezleri aracılığıyla yapıyorlardı.”

Daha önceden, gebelik engelleyici antikorların üretimi, kobay faresi yumurtalık bakterisinin kullanıldığı ultra steril, özel fermantasyon koşulları için maliyeti 400 milyon dolara kadar çıkabilen pahalı tesisler gerektiriyordu. Epicyte özel GDO’lu sperm öldürücülü mısırı yetiştirmek için 40 hektarlık alanın yeterli olduğunu ve sperm öldürücü için gerekenin çok üzerinde antikor üretileceğinden bunun birkaç milyon dolara mal edilerek maliyeti % 90 düşüreceğini iddia etti.

1
2
Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin