Bermuda şeytan üçgeni: Koltuk, araba, asansör

0
7

Geçenlerde anjiyo oldum; kız kardeşimin damarına stent takıldı; dün bypass ameliyatı geçirdi, durumu gayet iyiymiş; o kadar sinirlendi ki şekeri fırladı; kolesterolün yüksek ama tadına bakmazsan darılırım.’ Bu tür cümleleri günlük hayatımızda sık sık duyarız. Her biri çok ciddi bir sağlık problemini hatırlatsa da önemsemeyiz. Sanki moda dünyasıyla ilgili yeni bir gelişmeden söz ediliyor gibi gelir bize.

Dünyadaki tıp otoritelerine göre, insan sağlığını tehdit eden hastalıklarla yaşam tarzları arasında bire bir ilişki söz konusu. Uzun yıllardır bunun üzerine kafa yoranlardan biri Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Merkezi Kardiyoloji Şefi Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen. Beslenme bülteninin bu sayısında tecrübelerini ve bilgi birikimini “Hastalık Üreten Yaşam Tarzımız Nasıl Değişir?” başlığıyla kitaplaştıran Yeşilçimen’le yaşam tarzımızın nasıl oluştuğunu, hangi etkilere açık olduğunu, bunun sonuçlarını ve çözüm yollarını öğreneceksiniz. Emin Akdağ’ın yaptığı bu röportaj 06.03.2006 tarihli Aksiyon Dergisi’nde yayınlandı.

Günümüz şehir insanını ‘adına yaşam tarzı denen akvaryumun içinde yüzen balıklar’a benzeten Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen, hayat tarzının değiştirilmesiyle birçok hastalığın önlenebileceğini söylüyor. Yeşilçimen, sağlığı en fazla hareket azlığının tehdit ettiğini vurguluyor.

Bermuda şeytan üçgeni: Koltuk, araba, asansör

-Bu kitabı neden yazdınız?

Bizler, adına yaşam tarzı dediğimiz akvaryum içinde yüzen balıklarız. Akvaryumun içindeki kirlilikten etkilenmememiz mümkün değil. Hastalarım beni böyle bir kitap yazmaya teşvik etti. Bir hastam ‘kimse okumaz’ kaygılarıma rağmen basılmasında ve dağıtımında ön ayak oldu. Bir olay beni çok etkiledi. 24 Temmuz 2005’te Sağlık Bakanlığı ile Ankara Başkent Üniversitesi’nin 4-5 yıldır sürdürdüğü bir araştırmanın sonuçları yayımlandı. Araştırmaya göre, Türkiye’de her yıl ölen 430 bin kişiden 372 bini, yani yüzde 86’sının ölüm sebebi, yaşam tarzlarını değiştirmemeleriydi. Bu bir felaket. Yüzyıllardan beri bu topraklarda böyle bir soykırım ve katliamla karşılaşmadık. Bu haberin toplumu sarsması gerekiyordu. Ama sarsmadı.

-İnsanların değiştirmediği yaşam tarzından kastınız nedir?

Bizim bir dış dünyadaki yaşantımız var, bir de evlerimizdeki hayatımız. Dış dünyadaki yaşam tarzımız binalarla, arabalarla, geniş caddelerle ve çevre kirliliğiyle; kibrit kutusu gibi evlerimizdeki hayatımız da eşyalarla işgal edilmiş durumda. Bize kalan tek özgürlük alanı televizyon karşısındaki rahat koltuğumuz. Burada da beynimiz bin bir dizi ve reklâmın işgali altında. Ayrıca, hayatımız Bermuda Şeytan Üçgeni içine gömülmüş durumda: koltuk, araba, asansör. Üçü bedenimizi yağ tulumuna çeviriyor. Hareket edemiyoruz. Yüzyıllar önceki atalarımız gibi rahat bir şekilde kırlarda, dağlarda, bayırlarda gezemiyoruz. Hapsedilmiş durumdayız.

-Yaşam tarzındaki bu değişiklikler bizde ne gibi olumsuz sonuçlar doğuruyor?

13’üncü kattan inen, arabasıyla işine giden ve 15’inci kata çıkan birini düşünün. Neredeyse vücudunu hiç hareket ettiremiyor. Allah isteseydi bizi dört tekerlekli Ferrari gibi de yaratırdı. İki tane ayak ve bunları kullanmamız için geniş alanlar vermiş. Ama bu yaşam tarzında biz bunu uygulayamıyoruz, yani yürümüyoruz.

-Peki nereden başlamak gerekiyor sağlıklı bir hayat sürdürmek için?

Önce yaşam tarzımızı kötüleştiren risk faktörlerini bilmemiz lazım. Bunlardan biri hareket azlığı. İster koltukta, ister araba ya da asansörde olsun, bizi yağ tulumuna çeviriyor. Koltukta otururken seyrettiklerimizin yarısından fazlası reklâm. Dizilerde özellikle yeme içme kültürü pompalanıyor. Bunlar bilinçaltımıza kodlanarak bir program olarak giriyor. Aslında kültürümüzde böyle bir şey yok. İnsanlar gizli saklı yerlerdi. Yeme kültürünün pompalanması sonucu insanlar sürekli abur cubur yiyecekler atıştırıyor. O yağlar masum değil. Damarlarımızı daraltıyor. Zaman içinde damar direncini artırarak tansiyonumuzun yükselmesine, kalp krizi ve felce kadar giden bir duruma yol açıyor. Türkiye’de 15 milyondan fazla yüksek tansiyon hastası, 21 milyon aday adayı var.

-Son dönemde genç yaşta kalpten ölen insanlar gündeme geldi. Yaşam tarzıyla bir ilgisi var mı bu ölümlerin?

Kalp krizi önceden yaşlı hastalığı olarak bilinirdi. Şimdi çocuk yaşlara kadar indi. Çocuklarda ve bazı gençlerde tek tük görülen ani ölümlerin yani 35 yaş altındakilerin büyük çoğunluğu daha ziyade doğuştan hastalıklara bağlı. Yaşam tarzıyla pek ilgili değil.

-Peki yaşam tarzıyla ilgili olanları…

Yaşam tarzıyla ilgili olanlar sigara kullanımına bağlı. Kokain gibi uyuşturucuların kullanımına bağlı olarak erken yaşta kalp krizleri görülebiliyor. Bazı ünlülerin kalp spazmı geçirdiği için hastanelere başvurduğunu duyuyoruz. Bunun altında sigara var. Türkiye’de her yıl 110 bin kişi sigaradan ölmekte. Sigara önlenebilir ölümlerin yarısından sorumludur. Sigaraya harcadığımız para 2005’te 9 milyar dolar. Sağlığa harcadığımız para ise 14 milyar dolar. Sigara ve zararlarına harcanan toplam yıllık para da 14 milyar dolar. Bu akılsızlığın adresi neresi?

-Sigara ve alkolün zararları aslında biliniyor. Dengesiz beslenmenin de… Bunlar kadar zararlı denilebilecek gıdalar var mı?

Özellikle genetik yapısı değiştirilmiş, zirai ilaç ve hormon kalıntılarının bulunduğu gıdalar. Tartışmaya yol açmamak için genel konuşuyorum. Hazır paketteki gıdaların içinde koruyucu nitelikli bazı maddeler olduğunu bilmeliyiz. Bunların fazla tüketilmesi özellikle tansiyonu ve kalp yetmezliği olan hastalar için sakıncalı. Koruyucu maddelerin içinde sodyum içeren kimyasallar var. Genetik yapısı değiştirilmiş gıdalar çok tartışıldı. Toplumumuzda önceden bu kadar çok kaşıntı yoktu. Herkes kaşıntıdan şikâyet ediyor. Bunları tespit etmek çok zor. Sadece ‘İçinde genetik yapısı değişmiş madde var mı yok mu?’nun analizi 3 milyar lira.

-Birkaç örnek verir misiniz?

Alanımın dışında olduğu için girmek istemiyorum. Tespit etmek de mümkün değil. Şöyle söyleyeyim, genetik yapısı değiştirilmiş soya ve mısır Türkiye’ye giriyor. Katkı maddesi olarak 1500’den fazla gıdanın içine katılıyor.

-Bu çok ciddi bir durum değil mi?

Bana göre, ulusal bir felaketle karşı karşıyayız. Bunun farkında da değiliz. Bu kadar çok hastaya ne hastane, ne doktor, ne de ilaç yetişir. Hastalıkları önleme ve sağlığı koruma daha kolay ve ucuzken hastalanıp tedavi olmanın mantığını anlamak zor. Batılı ülkelerde önleyici kardiyoloji bilim dalı ve uzmanları var. Görevleri toplumu hastalıklardan korumak. En çok ölümler kalp hastalıklarından. Alt yapısında şeker, tansiyon ve sigara var. Bunlara karşı toplumu uyarıyorlar. Koruyucu ve önleyici bilim dalı bizde yok. Sigara, alkol, tuz tüketimi, yanlış ve aşırı beslenmeyle birlikte sağlığımız giderek bozuluyor.

-Bunun maddi boyutu ne kadar?

Kalp, tansiyon, şeker hastalığı ve kanser ilaçlarının dünyadaki satış miktarı trilyon dolara yaklaştı. Türkiye’nin ilaç sarfiyatı 10 milyar dolar civarında. Bu ilaçların sağladığı olağanüstü yarara rağmen kalp damar hastalıklarından ölümler, ülkemizde çığ gibi artmakta. Nüfus yaşlandığında bir felaketle karşılaşacağız. İleri yaş hastalığı olan bu düşmanla şimdiden baş edemezken, ileride nasıl baş edebileceğimiz bilinmiyor. Asıl vahim olan budur.

-Sağlıksız yaşam tarzları nasıl oluşuyor?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yeni düşmanın adı sağlıksız yaşam tarzı. Hayatı kolaylaştırma, konfor ve refah gibi maskeler takarak bize dost gibi yaklaşıyor. Kullandığı silah ve yöntemler karşı konulamayacak kadar mükemmel.

-Nedir bunlar?

Hamburgerden sigaraya kadar her şey insanları gönüllü olarak teslim alıyor. Sigaradan derin bir nefes alırken kendimizden geçip, sıkıntılarımızın kaybolduğu zannına kapılıyoruz. İçi tuz dolu janjanlı ürünleri çıtır çıtır yerken tansiyonumuzun yüksekliğini fark etmiyoruz. Dünyada yüksek tansiyondan son 10 yılda 60 milyon, sadece geçen yıl 7 milyon insan öldü. Bu iki dünya harbinden ölenlerin toplamından fazla.

-Sağlıklı yaşamın olduğu yerler hiç mi yok?

Sağlıksız yaşam tarzının olmadığı yerlerde yüksek tansiyon yok denecek kadar az. Mesela Eskimolarda. Bir de önlem alınan toplumlarda, örneğin Japonya’da, bizdeki kadar yüksek değil. Bizde eskiden tansiyonu düşen insanların bile tansiyonları yükselmeye başladı. Neredeyse 50 yaşın üstündeki erkeklerin yarısının tansiyonu yüksek.

-Tansiyon yüksekliği kalp hastalıklarını hangi etkinlikte tetikliyor?

Çok ciddi bir neden. Koroner kalp hastalıkları, kalp krizleri, felçler ve kalpten ölümlerde en önemli faktör yüksek tansiyon. Bunun ardından sigara geliyor.

-Türkiye ile Avrupa’yı yüksek tansiyonda kıyaslarsak durum nedir?

1948’de ABD kongresi patates zararlısı için 500 bin dolar ayrılmasına karar verdi. Bütçeye 500 bin dolar da kalp damar hastalıkları ve yüksek tansiyonun araştırılması için konuldu. Çalışmanın 13 yıl sonra ilk sonuçları yayımlandı: Yüksek tansiyon, şişmanlık, sigara ve kolesterol. Buna karşı adeta savaş açıldı. 30 yıl süren ve devam eden savaşın sonunda ABD’de sağlık harcamaları, özellikle kalp ve damar hastalıkları konusunda yüzde 53 oranında azaldı. Son yıllarda buna 194 milyar dolar harcanıyor. Önlem alınması ABD’ye bugün için 200 milyar dolar kazandırmış oluyor.

-Türkiye’de derhal neler yapılmalı?

Türkiye Ulusal Toplum Mühendisliği Akademisi kurulmalıdır. Türk halkının sağlığını koruyacak ve hastalıkları önleyecek merkezî bir beyin olmadan bu savaşı kazanmamız mümkün değil.

-Kimlerden oluşacak bu beyin?

Tabii ki bilim adamlarından oluşacak. Toplumun bütün alışkanlıklarına kadar her bir şeyi, dünyada kullanılan yöntem ve tekniklerden de yararlanarak halkın sağlığını korumak için bilimsel önlemler alacaklardır. Bu önlemlerle toplumun tansiyonunu, şekerini, kilosunu, egzersiz düzeyini, spor yapma kapasitesini, alanlarını ve diğer unsurları planlayabiliriz. Ancak bu Türkiye ve dünya genelinde gerçekleşse yıllık cirosu kayıt dışıyla birlikte 5 trilyon dolar olan sağlık sektörüyle karşı karşıyayız. Tabii ki ticaretle uğraşan sektörler malını satmak isteyecektir. Sağlığı korumak için ne yapıldığı önemli. Önleyici kardiyolojinin haricinde Batı’da halk sağlığını koruma enstitüleri de var. Geçenlerde İngiltere’de sağlık idaresi, sigara içen, alkol kullanan ve şişman insanların hastalandıklarında sağlık harcamalarını sosyal güvenlik kuruluşları karşılamayacak dedi. Büyük tepkilere yol açtı. Mantık şuydu: Sağlığına dikkat etmeyenlerin sağlık harcamaları edenlere göre kat kat fazlaydı. Sağlığına dikkat edenler, etmeyenlerin harcamalarını sübvanse etmek istemiyordu. Ahlaki boyutu tartışılabilecek bir olay sadece, vakıa olarak aktardım.

-Sonuçta sağlıklı yaşam tarzımız nasıl olmalı?

Hastalıklar, ölümler ve risk faktörleri arasında bire bir ilişki var. Dolayısıyla sağlıklı yaşamanın yolu risk faktörlerini ortadan kaldırmaktan geçer. Önlenebilir risk faktörlerinin başında sigara geliyor. İkincisi beslenme alışkanlıkları. Özellikle aşırı beslenme. Alkolün zararlı olduğunu tıp dünyası kesin kanıtlarla ortaya koymakta. Buna rağmen alkol içme diyen insanlar suçlu duruma düşürüldü. Alkol karaciğer yağlanmasına yol açar. Alkol, özellikle kilo sorunu olan toplumlarda hiç önerilemez. Özendirmemeliyiz.

-Az içiyorum, zararı yok denebilir mi?

Sağlığa zararlı olan ve olmayan miktar ile ilgili de araştırmalar var. Belli miktardaysa ve alışkanlık haline gelmemişse zararlı olduğu gösterilememiş. Ama toplumda ikinci bir hastalık var, miktar hastalığı. Bir iki kadehle başlayan olay giderek alkolizme dönüşüyor.

ÖNLENEBİLİR ÖLÜMLERDE DÜNYA ŞAMPİYONUYUZ

Erkeklerde koroner kalp hastalıklarından ölüm oranı Kore ve Çin’de 100 binde 50 iken, Türkiye’de 650.

Her yıl 110 bin vatandaşımız erken yaşta sigaradan ölüyor. Sigara kalp ve damarların en büyük düşmanı. Önlenebilir ölümlerin yarısından sorumlu. 55 yaş altındaki kalpten ölümlerin yüzde 80’i sigara kaynaklı. Sigara kansere de yol açıyor. Akciğer ve gırtlak kanserinin yüzde 97 sebebi sigara.

Son 10 yılda kanserli hasta sayısı çevre kirliliği sebebiyle 6 kat arttı. Sağlıksız yaşam tarzı ve çevre nedeniyle her yıl 120 bin kişi kanser olmakta. Nefes darlığına yol açan ilerleyici akciğer hastalığı amfizem hızla artıyor.

Türkiye’de 26 milyon kişi sigara içiyor. 17 milyonu bağımlı. Her yıl 600 bin çocuk ve gencimiz sigaraya başlıyor.

Şişman insan sayısı son 10 yılda 5,5 milyondan 11 milyona çıktı. Göbek tipi şişmanlık 50 yaş üstündeki her dört erkekten birinde, her dört kadından üçünde görülmekte. Bu hızla Amerikan toplumuna ulaştık. Aramızdaki tek fark oradaki kapıdan sığmayan obezlerin bulunması.

Tip 2 şeker hastalığı 1990’da 1 milyon iken gizli şeker ile birlikte 5 milyona ulaştı.

Erişkin nüfusun 15 milyonu yüksek tansiyonlu. Yüzde 60 bundan habersiz.

Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin