Hijyen kutu sütler zararlı mı?

1
343

Bilindiği gibi süt ve ambalaj endüstrisi, açıkta satılan sütleri karalayan reklâmlar yapıyor.

Peki ya bizi asıl hasta eden kutu sütlerse? Kısırlık, diş çürümesi gibi dertlerin kaynağı pastörize sütse? Bu yazıyı okumadan çocuğunuza süt içirmeyin!

“Hijyen” kutu sütler zararlı mı?

Reklâmlara inandık, bir nesil margarinle büyüdük. Reklâmlara inandık, mahallemizi kapı kapı dolaşan sütçümüzü bıraktık, marketlerden kutu süt alır olduk.

Kutu süt üreten şirketler, sokak sütünün (diğer adıyla çiğ sütün) sokakta uzun süre gezdiğini, mikrop ürettiğini, sütçünün su kattığını, pis olduğunu söylediler. Kendi ürettikleri kutu sütler “hijyenik” koşullarda el değmeden hazırlanıyordu, söylediklerine göre.

Atılan onca çamura rağmen, bilim dünyası, sokak sütünün masum olduğunu kanıtladı. Kutu sütlerse, maruz kaldıkları “teknolojik” işlemlerin ardından neredeyse ölüyor. Hatta “öldürüyor”! Dr. Pottenger daha 1930’lu yıllarda ilginç bir deneyle bunu kanıtladı. Pottengers’ Cats – Pottenger’in Kedileri isimli eseri bu konuda yazılmış en önemli “başyapıt” kitaplardan biri kabul ediliyor.

UHT süt ve pastörize süt nedir?

Kutu süt derken UHT (uzun ömürlü) ve pastörize sütleri kastediyoruz. UHT süt 135-150 derece sıcaklıkta 2-4 saniye ısıtılır. Pastörize süt ise 72-75 derecede 15-20 saniye tutulur. Metnin kalan kısmında “çiğ süt” ifadesini göreceksiniz; bu ifade işlem görmemiş sokak sütü için kullanılıyor.

UHT sütten uzak durun

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Fakültesi’nden Prof. Dr. Ahmet Aydın pastörize veya UHT teknolojisi ile üretilmiş sütlerden uzak durulmasını tavsiye ediyor.

Hakan Arabacıoğlu’nun çevirdiği “Pastörize süt mü, çiğ süt mü?” başlıklı yazı ise “teknolojinin elini değdirdiği sütün” zararlarını ortaya koyuyor. Yazıda UHT ve pastörize sütlerle ilgili çarpıcı bölümler şöyle:

“Pastörize süt mü, çiğ süt mü?

Bugün süt, içindeki doğal enzimleri yok eden ve nazik proteinleri değiştiren pastörizasyonun her yerde uygulanması yüzünden, sindirilemez hâle gelmiştir.

Çiğ süt, sütün sindirimini sağlayan laktaz ve lipaz aktif enzimlerine sahiptir. Canlılığını yitirmiş laktazı ve diğer aktif enzimleri içeren pastörize süt, yetişkin mideler tarafından gerektiği gibi sindirilemez.

Biberonla beslenen bebeklerin yaşadığı karın ağrısı, pişik, solunum rahatsızlıkları, gaz ve diğer rahatsızlıkların da gösterdiği gibi çocuklar bile bu konuda sıkıntı çeker. Enzimlerin eksikliğinin ve hayâtî proteinlerin değişmesinin, sütteki kalsiyumu ve mineral elementleri erittiği de kuşku götürmez.

1930’larda Dr. Francis M. Pottenger, pastörize ve çiğ sütle beslenmenin 900 kedi üzerindeki etkilerine ilişkin 10 yıllık bir çalışma yürüttü. Bir grup yalnızca çiğ süt alırken, diğer grup aynı kaynaktan alınan pastörize sütle beslendi.

Çiğ süt içen grup kuvvet bularak büyüdü, hayatı boyunca sağlıklı, aktif ve canlı kaldı ama pastörize sütle beslenen grup kısa süre sonra durgun, sersem ve normalde insanlarla ilişkilendirilen kalp krizi, böbrek yetmezliği, tiroit bozukluğu, solunum rahatsızlıkları, diş kaybı, kemik zayıflığı, karaciğer iltihabı gibi kronik yozlaştırıcı rahatsızlıklara karşı savunmasız hâle geldi.

Ama Dr. Pottenger’in en çok dikkatini çeken ikinci ve üçüncü nesillere olanlardı. Pastörize sütle beslenen grubun yavrularının hepsi pastörize sütten kalsiyum emiliminin olmadığını gösteren zayıf ve küçük dişler, kalsiyum eksikliğinin açık ifadesi olan güçsüz kemiklerle doğdular.

Çiğ sütle beslenen grubun yavruları ebeveynleri gibi sağlıklı kaldı. Pastörize sütle beslenen grubun üçüncü kuşak yavrularının birçoğu ölü doğarken, kurtulanlar ise kısırdılar ve üreyemiyorlardı. Çiğ sütle beslenen grup soyunu sürdürürken, pastörize sütle beslenen grupta dördüncü nesil olmadığı için deney bitmek durumunda kaldı.

Eğer bunlar pastörize sütün zararlı etkilerinin yeterli kanıtı değilse, ticârî süt endüstrisinin kabul etmekten kaçındığı, kendi annelerinden alınan pastörize sütle beslenen buzağıların genellikle 6 hafta içinde öldüğü gerçeğini dikkate alın.

Çiğ sütün lehinde, pastörize sütün aleyhinde bulunan bu gibi bilimsel kanıtlara ve yirminci yüzyılın başlarına kadar insan türünün çiğ sütle beslendiği gerçeğine rağmen bugün Amerika’da birkaç eyalet hariç çiğ süt satmak yasal değildir.

Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış süt, insan ömrünü uzatmada hiçbir fayda göstermezken; sütü pastörize etmek raf ömrünü uzattığından süt endüstrisi için daha kârlıdır. Dahası, pastörizasyon hepsini olmasa da bazı tehlikeli mikropları öldürerek sıhhî olmayan mandıralardaki hasta ineklerden alınan sütü göreceli olarak “zararsız” hâle getirir ve bu da süt endüstrisinin mâliyetlerini azaltır.

Dr. Pottenger’in pastörize sütle beslenmiş kedilerinin kısırlaşması ve gücünü yitirmesi için yalnızca üç kuşak geçmesi yeterli olmuştur. Amerikalıların ve Avrupalıların neredeyse aynı sayıdaki kuşağı pastörize sütle beslenmiştir. Bugün, kısırlık Amerikan çiftleri için başta gelen sorunlardan biriyken; kalsiyum eksikliği de yayılmıştır.

Amerikalı çocukların yüzde doksanı kronik diş çürümesi sorunuyla karşı karşıyadır. İşin daha kötüsü, şimdilerde kaymağının ayrılmasını (yağın sütte toplanmasını) önlemek için süt “homojenize” ediliyor. Bu, yağ moleküllerinin sütün geri kalanından ayrılmayacağı noktaya kadar mayalanmasını ve öğütülmesini gerektiriyor. Ama aynı zamanda bu durum, süt yağının küçük parçacıklarının ince bağırsağın duvarından kolayca geçmesine izin vererek, doğal niteliğini kaybetmiş yağ ve kolesterolün vücut tarafından emilme miktarını büyük oranda arttırıyor.

Aslında homojenize sütten, saf kremadan aldığınızdan daha fazla süt yağı alırsınız! Kemik erimesi rahatsızlığı olan kadınların pastörize süt ürünleri ile ilgili gerçekleri dikkate almaları gerekir. Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu süt, bu durumu önlemek için yeterince kalsiyum sağlamaz.

Yetişkinler harika bir besin olan çiğ sütü temin edemedikleri sürece, günlük diyetlerinde yer alan sütü yeniden gözden geçirmelidirler.

Çocuklara “güçlü ve sağlıklı” büyüsünler diye pastörize sütü tıka basa içirtmek düpedüz deliliktir, çünkü en basitinden, bu sütler içlerindeki besin öğelerini sindiremezler. Aslında, doğal niteliğini yitirmiş süt ürünleri, bağırsakları tabaka tabaka balçık gibi çamurla tıkayarak organik besinlerin emilimine engel olduğundan erkekler, kadınlar ve çocuklar diyetlerindeki tüm pastörize süt ürünlerini çıkarmalıdırlar.”

www.iyibilgi.com

Prof. Dr. Bülent Menteş, vatandaşlara “ Uzun ömürlü homojenize kutu sütleri kesinlikle kullanmayın. Meyve ve sebzenizi ise market yerine pazaryerinden alın. Çünkü doğal olanları pazaryerlerinde yığılmış birbirine benzemeyen, kimi büyük, kimi küçük meyve ve sebzelerdir” dedi.

Prof. Dr. Bülent Menteş, vatandaşlara “Güveniyorsanız sütü sokak sütçüsünden, meyve ve sebzenizi ise pazaryerinden alın” önerisinde bulundu.

Bülent Menteş kaymak bağlamayan, ekşimeyen ya da kesmeyen süt ya da yoğurdun doğal olmadığını belirtti. “Mümkünse günlük mandıra sütü tüketilmelidir. Güveniyorsanız sokak sütçüsünden de süt alabilirsiniz” diyen Menteş, şehirdeki en iyi olabilecek seçeneğin günlük pastörize şişe sütler olduğuna işaret etti. Menteş, süt pastörizasyonunun bazı hastalık patojen bakterilerini ortadan kaldırırken, faydalı bakterileri de yok ettiğini kaydederek, “Bu nedenle şehir ortamında sütten çok mayalanmış süt ürünleri tercih edilmelidir” dedi.

“EKŞİYEN SÜT TÜKETİN”

Menteş, sadece ekşiyen veya kesilen süt ve yoğurtların yenilmesi gerektiğini belirtirken, kefirle mayalanmış sütün çok yararlı olduğunu bildirdi. Uzun ömürlü homojenize kutu sütlerininin kullanılmamamsı gerektiğini ifade eden Menteş şunları kaydetti: “Süt ya da yoğurt ekşimesin ya da kesilmesin diye içlerine antibiyotikler konulmakta ve süt içindeki probiyotiklerin tümüne yakını kaybolmaktadır. Ayrıca homojenizasyon sırasında süte 2 ton civarında bir basınç uygulanmakta ve süt proteinlerinin moleküler yapısı büyük ölçüde değişmektedir. Molekül yapısı değişmiş proteinler immün sistemi aşırı uyararak, çocuğun ileriki yaşamında Tip 1 diabet ve mültipl skleroz gibi otoimmün (kendi dokularını tahrip edici) hastalıklara yol açmaktadır.”

“SEBZENİZİ MARKETTEN DEĞİL PAZARYERİNDEN ALIN”

Menteş, teknolojinin değdiği her şeyden uzak durulmasını isterken, olanak varsa yiyeceklerin kırsaldan getirilmesini önerdi. En azından Pazaryerinden alışveriş yapılması gerektiğine işaret eden Menteş, “Büyük marketlerde ambalajlı, her biri bir diğerine benzeyen ürünleri tercih etmeyiniz. En doğal olanları, pazaryerlerinde yığılmış birbirine benzemeyen, kimi büyük, kimi küçük kimi çürümüş meyve ve sebzelerin güzel olanlarını ayıklayıp alınız.”

MİLLİYET

Okuyucu mektupları 1

Sadece sütte değil, gıda maddelerinin endüstriyel ortamda hazırlananlarının haber programlarında çıkan merdiven altı üretilenler ile hiçbir farkı yok. Hepsi sentetik mamul katkılı.. Hele o yazın tüketilen ünlü marka dondurmalar. Açlığı bastırmak için yenen bisküviler, krem çikolatalar, margarinler, toz içecekler, meyveli sodalar, cipsler kısaca bakkala veya markete girdiğinizde gözünüzün alabildiği her gıda maddesi.

Bizler için tehlike arz etmekte; daha sık hastalanıp doktora gitmemize ya da çok genç yaşlarda ölmemize neden olmaktadır. Canım ülkemde benim insanım sütü çiğ içip etin yağlı yerinden yerdi, hele sıcak ekmek arasına tereyağını tepeleme doldururdu.. Kalp, tansiyon, şeker zengin hastalığıydı.

Emin DEMİRAĞ / 18 Nisan 2007 05:32

Okuyucu mektupları 2

Her zaman olduğu gibi,bu yazı da tüketiciyi eksik bilgilendirmeye bir örnek.Tüketici açık satılan süte mi dönsün ?

Kapıdan alınan çiğ süt ile ilgili böyle detaylı bir araştırma yapılmış mı? İnsanların kapıdan aldıkları sütü çiğ kullanmaları sağlıklı mı? Kapıdan alınan süt nasıl sağlıklı kullanılır hale getirilir. Sütün üretildiği ortamın sağlıklı olup olmadığını nasıl bileceğiz. Sütü evde pişirme suretiyle sütte mevcut bakterilerden arındırmak mümkün müdür?

UHT, pastörize ve “light” sütleri kullanmayın mesajı iyi de tüketici sağlıklı biçimde ihtiyacını nasıl karşılayacak? Bence bunun da söylenmesi gerekmiyor mu?

Saygılarımla.

Ruhi Özden Caner / 11 Nisan 2007 14:33

Okuyucu mektupları 3

Büyük medyanın, süt şirketlerinin bunca propagandasına rağmen böyle değerli bir haber yayınlanmış ama siz eksik diyorsunuz. Tabi eksik. Neden mi? Araştırmaları yapanlar büyük sermaye sahipleri de ondan. Hiç bir köyde yaşayıp karnını zar zor doyuran, bir iki ineği olan bir insan pahalı araştırmalar yaptırabilir mi? Üstelik sektör ve medya bizi öyle kandırmış ki, sokak sütünün ille de mikroplu olacağını düşünüyoruz.

Fakat belki şöyle bir çözüm olabilir. Sokak sütü üreticilerinin sütleri belli aralıklarla bir enstitü tarafından kontrol edilir ve bu insanlara bir sertifika verilir. Böylece herkesin içi rahat eder.

Fakat durum o kadar kötü ki, kutu sütlere olan talep şu anda çok yüksek. Sokak sütü artık nadide bir şey oldu çıktı.

Sevinç Erbay / 12 Nisan 2007 20:08

Okuyucu mektupları 4

Benim alanım olarak derslerde gördüğümüz bilgilere göre pastörize (günlük süt) ile UHT (uzun ömürlü) sütler arasında fark olduğu çünkü pastörizasyon işlemi için süt açıklamada da belirtildiği gibi düşük ısıda kaynatılıp soğutulduğu için içindeki sadece zararlı bakteriler yok olur. UHT yönteminde ise çok yüksek ısı nedeni ile hem yararlı hem de zararlı bakteriler yok olmakta ayrıca yüksek ısı ve şoklama yöntemi nedeni ile sütün içindeki protein molekülleri parçalanarak vücutta emilimi imkânsız hale gelmektedir.

Sütün özellikle cam şişe ve günlük kullanıma yönelik karton ambalajını tercih etmekteyim. Sütte de yenilik olur mu mantığı ile satışı ve reklamı yapılan plastik şişe ve uzun ömürlü olması için alüminyum folyolu kartonlarla satışa sunulan, büyük marketlerde reyon aralarına sıcak ortamlara dizilen sütlerin mantık olarak bakteri üretmemesi için ne gibi işlemlerden geçtiğini, yoğurt bile mayalanamadığını gerekirse deneyerek görmek gerekir kanaatindeyim. Görmesi gerekenler biraz da resmi kurumlar ve üreticiler çünkü bizim toplumumuz maalesef tüketici olarak çok bilinçsiz. Taşıma, saklama kolaylığı nedeni ile çocuklarımızın gelişimi için kullandığımız sütlerde bile yapılan bu oyunları kınıyorum.

Derya kılınç / 09 Nisan 2007 19:44

Paylaş

1 Yorum

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin