‘Tıp bu değil’ kitabı tıbbi camiayı sarstı

0
20

Editörümüz Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın da yazarları arasında bulunduğu ‘Tıp bu değil’ isimli kitap, Tıp Dünyasını sarstı. Ticari tıbbın temsilcileri bundan çok rahatsız oldular. Odatv, Kitabın editörü Kaan Arslanoğlu ile konu ile ilgili olarak bir söyleşi yaptı. Ahmet Yıldız’ın yaptığı söyleşide çok ilginç ayrıntılar var. Bültenimizin mevcut sayısında önce bu söyleşiyi aktaracağız.  Bu söyleşiden sonra 30 Ağustos 2012 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi Kitap Ekinde kitap ile ilgili olarak Eser Demirkan’ın yazdığı ‘Tıp dünyasına eleştirel bir bakış’ isimli tanıtım yazısını da yayınlayacağız. 

Ahmet Yıldız: “Tıp Bu Değil” diye bir kitap çıkardınız, çok büyük ilgi gördü. Hem medyada, hem okunma anlamında. Bu ilgiyi bekliyor muydun?

Kaan Arslanoğlu: Kitabın ilgi göreceğini kestirebiliyorduk. Fakat bu derece ilgi göreceğini beklemiyorduk. Bir kere Haziranın ikinci haftası gibi ölü bir sezonda ulaştı kitapçılara. Bu daha çıkarken bir engeldi. Biz sonbahara doğru okunma ve tartışmanın artacağını beklerken birkaç haftada ilk baskı bitti. Ardından yoğun bir medya yayınıyla pek çok kişi kitabı konuşur oldu. Bu kadarını planlamamıştık, zaten planlasanız da planınız tutmaz genellikle. Sonra 3. Baskıyı yaptı. Evet, böylesini beklemiyorduk.

Ahmet Yıldız: Bu ilgiyi neye bağlıyorsun?

Kaan Arslanoğlu: Sağlık alanı çok kişinin ilgilendiği ve bilgiye aç olduğu bir alan. Sağlık kitapları genelde fena satmıyor. Ama bizimkinin farklı özelliği birçok doktorun bir araya gelip tıbbı içerden eleştirmesi. Okuyanların büyük çoğunluğu buradaki samimiyeti görüyor ve o yüzden çalışmayı ciddiye alıyor. Tıbbın eleştirilmesi ve hele doktorlarca içerden eleştirilmesi yepyeni bir şey. Türkiye’de değil, dünyada belki de yok böyle toplu bir hareket. Hemen herkesin tıbba ve sağlık sistemine eleştirileri var, bunlar birikmiş, patlama noktasına ulaşmış. Toplumda bu yönde bir açlık var, bunların sorgulanması yönünde bir talep birikimi var. Kitap bu açlığı doldurur, bu ihtiyacı giderir doğrultuda bir beklentiye karşılık geldi.

Ahmet Yıldız: Kitabınız tıbbın karanlık yüzüne ışık tutmak iddiasında. Tıbbı sorguluyor, hekimlerin tutumlarını sorguluyor, sağlıkta hiç de hoş olmayan gerçekleri dile getiriyor. Meslektaşlarınızın size cephe almasından korkmadınız mı? Geliyor mu böyle eleştiriler?

Kaan Arslanoğlu: Biz açıkçası hekim arkadaşlarımızın içinde kitabın niyetini yanlış anlayanlar çıkar diye korkmuştuk baştan. Toplumda zaten var olan doktorlara, sağlıkçılara karşı tepki duygularını kabartır diye de endişe etmiştik. Fakat bugüne dek bize ihanet ettiniz diyen tek bir meslektaş tepkisiyle karşılaşmadık. Aksine kitabın hem niyetini hem de tek tek yazılarını çok olumlu bulan, bizim sözcümüz oldunuz diyen yorumlar alıyoruz. Keza, tıp dışı çevrelerden okurlarımız da maksadı anlamış ve onaylar görünüyorlar. Zaten sıradan vatandaş veya doktor, sağlıkla ilgili sorunlar, beklentiler birbirinden çok farklı değil. Sohbet programlarında medya mensuplarının ifadeleri de kitabta vurgulanan gerçekleri çarpıcı bulurken hekimlik mesleğinin zorluğunu ve saygınlığını teslim eder biçimde. Okuyanların çoğu, iyi ki yazdınız diyorlar ve bu tür çalışmaların devamını bekliyorlar. Bizim eleştirdiğimiz, insana fazla değer vermeyen ve “paragöz” meslektaşlarımızsa zaten para kazanmakla fazla meşgul olduklarından böylesi eleştirilerle de ilgilenmezler, işlerine bakarlar. Dolayısıyla onlardan da henüz bir tepki almadık.

Ahmet Yıldız: Tabip odaları ve Türk Tabipler Birliği her konuda sesi çok çıkan meslek kuruluşları. Oysa sizin kitabınıza karşı bir seslerini duymadım şimdiye dek. Var mı size gelen bir yorum bu kanattan?

Kaan Arslanoğlu: TTB çevresinden hekim arkadaşlarımız şu ana dek ilgisizi oynuyorlar. Yazılı olarak olumlu veya olumsuz bir tepki henüz almadık. Sözel olarak bazıları “onlar yaramaz insanlar, biz bu kitapla ilgilenmiyoruz” türü tepkiler göstermiş, kulağımıza geldi. Daha yakın çevremizden “TTB’den çok TTB’ci” bazı arkadaşlar uzun süre sessiz kaldıktan sonra bizim Sağlık Bakan’ıyla olan görüşmemizi büyük bir gaf olarak değerlendirip oradan saldırdılar. Düştükleri aczi bu karşı hamleyle biraz savuşturmuş gibi hissediyorlar, ama daha da olumsuz konuma düştüklerini yakında anlayacaklar. Belki o zaman doğruya gelecekler.

Ahmet Yıldız: Evet, sahi, Sağlık Bakanı kitabı okumuş ve sizi görüşmeye davet etmiş. Kızılcahamam’da görüşmüşsünüz. Niye görüşmek istemiş olabilir kitabın editörleriyle?

Kaan Arslanoğlu: Sağlık Bakanı’nın bizimle niye görüşmek istediğini tam olarak çıkaramayız. Bu noktadaki tahminlerimizi açmanın da hiçbir yararı, anlamı yok. Biz olaya kendi açımızdan bakarız. Biz Sağlık Bakanı’yla görüşmeyi önemseriz. O konuda bizi eleştirdiler, ama TTB sürekli görüşür Sağlık Bakanı’yla, TTB altındaki örgütler sık sık görüşür. Biz farklı olarak bu görüşmenin ayrıntılı özet dökümünü de yayımladık. Farklı olan buydu. Burada iki amaç güttük. Birisi şuydu. Kitap çıkmış, iki ay olmuş, pek çok kişi kitaptan söz ediyor, ama bizim yakın çevremizdeki solcu arkadaşlarımız kitabı daha okumamışlar, hekim olanlar, hekim hareketinde söz sahibi konumunda olanlar da okumamış. Biz bu genel solcu ilgisizliğini bir kez daha bu vesileyle gözlerine sokalım istedik. Tabii çok rahatsız etti soktuğumuz şey o gözleri. “Her kitap yazdığınızda onu okumak zorunda mıyız!” türünden mızıkçı çocuk tepkileri verenler bile çıktı.

Görüşmeyi yayımlamamızın ikinci amacı da şuydu: Kitabı sağ kesimden, dindar insanlardan da birçok kişi zaten okumaya başlamıştı. Bu ilgi daha da artsın, biz sağlıktaki sosyalist bakış açımızı, çok nadir örnekleri görüldüğü üzere, onlara da yansıtabilelim istedik. Bunda da başarılı oluyoruz. Keskin solcularımızın tabii böyle bir hedefi zaten hiç yok, onların kendi “büyük” kalabalıkları kendilerine yetiyor. Biliyorsunuz, sosyalistler oyların %55’ini alıyorlar bu ülkede!

Ahmet Yıldız: Girişiminizin ve kitabın ana vurgusu ne? Kısaca özetleyebilir misin, tartışma nereden kopuyor?

Kaan Arslanoğlu: Kitap sağlıktaki genel geçer büyük paradigmayı yıkıyor. Sağın ve solun Sağlık Bakanı ve TTB’nin, TTB’yi destekleyen CHP’sinden sol sosyalist partilere varıncaya dek birçok siyasi kesimin ortak paradigmasını yıkıyor. Bizler de dahil hep kendimiz için, halk için daha çok sağlık hizmeti, daha çok tıp istedik bugüne dek. Muhalefeti bunun üstünden yaptık. Sağlık hizmeti yeterince verilmiyor diye. AKP’yse rakamlara ve görünen gerçekliğe baktığımızda hiç yaşanmamış ölçüde sağlık hizmeti sunuyor epeyce bir süredir. “Gördünüz mü ey solcular, mat ettik sizi” diyor. Halk da bu anlamda şimdilik aldığı hizmetten memnun görünüyor. Bizim sol taraf muhalefeti hala bu noktadan sürdürmeye çalışıyor. Hayır, durum eskisinden daha kötü diye açıkça durumu çarpık görüp göstermeye gayret ediyor. Bu tutum en azından sağlık alanında solun daha da prestij kaybetmesine yol açıyor.

Sağlık hizmetlerine safça baktığımızda elbette hala büyük sorunlar, büyük yetersizlikler var. Ama durum eskiye göre kötü değil, iyi. Bunu inkar ettiğimizde halk katında yalancı konumuna düşüyoruz.

Oysa bizim bu kitapla söylediğimiz şey son derece yalın ve basit: Sağlık hizmetlerinin eskiye göre büyük oranda artması bizim toplum olarak daha sağlıklı olduğumuz anlamına gelmiyor, tam tersi anlama geliyor. Daha çok sağlık hizmeti, daha çok tıp iyi bir şey değil kötü bir şeydir. Çünkü koruyucu sağlık hizmetleri, koruyucu tıp denen şey çok büyük ölçüde geriledi, neredeyse unutuldu. Sistem artık daha çok hastalanmamızı ve daha çok tedavi edilmemizi buyuruyor. Daha çok hastalanalım ki, daha çok hizmet verilsin, daha çok kazanç sağlansın. Yeni dünya düzeninin yıkıcı sağlık politikası bunun üstünedir. Bizim yıkmaya çalıştığımız paradigma budur.

Ahmet Yıldız: Bu durumda sol kesimin itirazı ne yönde?

Kaan Arslanoğlu:.

Sol kesim hâlâ karşılarında kırk yıl öncesinin kapitalizmi varmış gibi, daha çok sağlık hizmeti verilsinin mücadelesini veriyor. Burada sadece bir bilgi yetersizliği, bir bilinç aymazlığı yok. İşlerine öylesi geliyor. Çünkü TTB’ye yön veren hekim arkadaşlarımız uzun bir süredir emekçi doktorların ve halkın sağlık sorunlarını gözden çıkarmış durumdalar. Zengin doktorların borusu ötüyor TTB’de. Örneğin şu anki TTB başkanı Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi. Aynı zamanda orada idareci. Aynı zamanda bu fakültenin doktorlarının daha çok para kazanmak için kurdukları vakfın eski yöneticisi. Aynı zamanda bu vakfın özel hastanesi olan Academic Hospital’ın doktoru. Yani hem hekim hem hoca, hem işçi hem patron, hem memur hem bürokrat. TTB de yıllardır bu çorbamsı kimliklerin, bu çıkarların kavgasını veriyor. Sağcı Sağlık Bakanı “Tam Gün” derken solcu hekimlerin kamuda muayenehaneciliği savunmaları boşuna değil.

Bizim bunları gündeme getirmemiz emekçi hekimlerin sempatisini çekiyor. Bunları bugüne dek görmemiş, görse de sessiz kalmış solcuların ilgisizlik veya karalama yönündeki tepkileri de tam da o yüzden.

Ahmet Yıldız: TTB’ye birçok kesimden ve birçok yönden ağır eleştiriler yapılıyor. Ama yine de AKP’ye karşı, onun sağlık politikalarına karşı, sağlıkta dönüşüme karşı birçok insanın başarılı bulduğu ciddi bir muhalefeti de var TTB’nin. Bu çelişkiyi nasıl açıklıyorsun? Sözünü ettiğim nedenle TTB’ye de karşı çıkmak hekimler arasında zor olmuyor mu sizler açısından?

Kaan Arslanoğlu: Bu zorlukları yaşıyoruz, yaşayacağız. Açıkçası TTB’ye dönük eleştirilerimi ben de bu yüzden alçak sesle dile getiriyordum. Ama yukarda açıklamaya çalıştığım paradigmayı fark ettikten sonra aldatıldığımızı fark ettim. Sağlık Bakanlığının ve solun sağlıktaki paradigması sadece ortak değil, bunlar birbirlerini başarılı kılıyorlar. Yıllardır TTB’nin AKP’ye karşı direnişinin başarısından söz ediliyor. Yakın zamana dek ben de inanıyordum buna. Ama karşısındaki sağlık Bakanı Türkiye’nin en uzun süre başta kalan bakanı. AKP’nin en başarılı bakanı seçilen kişi. TTB de başarılıysa eğer bu nasıl oluyor? Sağlıkta Dönüşüm programı mı engellendi? Ciddi anlamda gecikmeye mi uğratıldı? Halk AKP’nin sağlık politikalarını başarısız bulmaya mı başladı? Halk uyandı da aslında geçmiştekinden daha çok hastalandığını mı anlamaya başladı? Toplumcu tıp hekimler arasında veya halkta daha çok mu taraftar bulmaya başladı? Hiçbirine evet diyemiyoruz. O halde TTB nasıl başarılıdır?

Bize göre Sağlık Bakanı da başarısızdır TTB de. Ama onların ölçülerine göre değil, bizim koyduğumuz ölçülere göre. Onların ortak ölçüleri ise iki tarafı da başarılı gösteriyor.

Yani aldatılıyoruz. Kitap bu aldatıya bir son vermeyi hedefliyor. Aslında boş verin Bakanı da TTB’yi de, onlar geçicidir. İstediğimiz, almak istediğimiz tıp bu değil. Bizim tıbbımız bambaşka bir şey olmalı.

Odatv.com

tp://www.odatv.com/n.php?n=her-seye-ses-cikaran-turk-tabipler-birligi-kapitalist-tibba-neden-sessiz-kaldi-2508121200

BAŞKA BİR TIP MÜMKÜN: TIP DÜNYASINA ELEŞTİREL BİR BAKIŞ

Modern tıbbın verdiği zarar, yararıyla yarışır hale geldi. Dünya ölçeğinde ve ülkemizde yürütülen ‘sağlıkta dönüşüm’ün toplum karşıtı politikalara dayandığı giderek açığa çıkıyor. Ne var ki, o politikaların temelinde de günümüzün insanı metalaştıran tıbbı yatıyor. Hekimlerimizin bile ezici çoğunluğu bunu bilmiyor ya da kabul etmek istemiyor. Tıbbın acilen sorgulanması, bilimselliğinin tartışılması, temelden yeniden ele alınması gerek. Böyle bir başlangıç hedefiyle bir grup hekim Kaan Arslanoğlu’nun yayıma hazırladığı, editörlüğünü de İlknur Arslanoğlu’nun üstlendiği Tıp Bu Değil başlıklı kitabı, başta öğrenciler olmak üzere tıp camiası ve halk için yazdı.

Akademik ya da sıradan bir yöntemdir kavramları tanımlayarak yazıya başlamak, biliyorum. Oysa bu yazı, ‘akademik’ ya da ‘sıradan’ bakış açılarını altüst edecek bir kitapla ilgili: Tıp Bu Değil. Bu arada ‘tıp’ sözcüğünün tanımını da vereyim. Tıp, ‘hastalıkları iyileştirmek, hafifletmek veya önlemek amacıyla başvurulan teknik ve bilimsel çalışmaların tümü’ olarak tanımlanıyor.

Tanımdaki, ‘hastalık, teknik ve bilimsel’ sözcüklerine dikkat çekerek -yazının ilerleyen satırlarında buna değineceğiz- konunun gündelik kısmına dönmek istiyorum. Doktora hiç gitmeyenlerin, tek bir ilaç almadan, sağlıklı uzun bir ömür sürenlerin sayısı gün geçtikçe azalıyor. Sanki eski zamanlarda, uzak diyarlarda kaldı bu şanslı insanlar.

Günümüzde özellikle kentlerde, gelir durumu ya da sosyal güvencesi görece daha iyi olanlar, doktorlarla, tıbbi teknik araçlarla, vitamin, demir hapı gibi destek ilaçlarıyla daha anne karnındayken tanışıyor. Doğumlar doktorlar eşliğinde yapılıyor, bebeği hemen bir çocuk doktoru görüyor, en azından sağlık ocaklarında aylık kontroller, aşılar, yine ilaçlar falan filan. Sonra da bakıyorsunuz, basit bir öksürüğü, bir burun akıntısını bile antibiyotiksiz atlatamayan, toza, ota, havadaki buluta alerjisi olan bir kuşak yetişmiş.

‘SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM’ MÜ?

Çocukluğunda doktor yüzü görmemiş, eğer biraz şanslılarsa aşıları tam yapılmış orta ya da ileri yaştakiler de ‘sağlık’ için koşturuyor; röntgenler, tahliller, tomografiler, olanakları varsa check-up’larla (güzel bir Türkçe karşılık önerildi mi?) ilaçlarla boğuşup duruyor.

Bu keşmekeşi anlatmak bile yorucu. Damdan düşenin halinden anlayan, yenice damdan düşmüş, durumu ucuz atlatmış biri olarak bunların yoruculuğunu artık daha iyi biliyorum ve artık algımda ve kavrayışımda bir ‘seçicilik’ ortaya çıkmış olmalı ki, edebiyattaki, türkülerdeki hastane, doktor/ tabip temalarını daha bir dikkatle okuyorum/ dinliyorum.

Doktorlardan yakınan türküler daha bir içime işliyor. En hafifi ‘aman doktor, derdime bir çare’ yakarışıyla başlıyor ama çoğunlukla derdi, aşk ya da ayrılık olan hastaya (ozana) doktordan bir ilaç, çare gelmiyor. Derdi gerçekten sağlığı olan hastalarınsa ‘zalım doktor’, ciğerini elliyor ama bir faydası olmuyor. Böyle onlarca türkü var, sonunda hastaya ‘doktor tabip istemem’ serzenişleriyle memleketine dönmek kalıyor; doktora gerek olmayan iddialı yöreler de var bu konuda: ‘Of, Sürmene yaylası on beş doktora bedel.’

Bu yazıyı okuyacaklara ve okuyanlara (okumayacaklara da tabii ki) sağlık dileyerek doktorların cephesine bakalım bir de: ‘Sağlıkta dönüşüm’ adı altında çalışma koşulları ağırlaştırılmış, emeklerinin maddi karşılığını alamayan, bugünlerde sıkça karşılaştığımız gibi canları pahasına çalışan hekimlerin derdi de saymakla bitmiyor.

‘Sistem buysa, hekimlik bu kadar olur’ dercesine, hastayı elinde kalemle bekleyip bir iki soruyla, yüzüne bile bakmadan ilaçlar yazarak ya da bir yığın tetkik isteyerek hekimliğini yapanlar da var elbette. Daha da kötüsü neredeyse kalkıp doktora gitmeye bile gerek kalmaması. Açın televizyonunuzu -haydi Aziz Nesin gibi söyleyelim- üç programdan beşinde bir doktor konuşuyor.

Gazetelerde, internet sitelerinde teşhis ve tedavi yöntemleri havada uçuşuyor -halkın yararına yapılan, ciddi, koruyucu hekimlik çalışmalarını dışta tutalım tabii ki. Durum doktorlar için de, hastalar için de bir iğneli fıçı, modern(!) tıp anlayışında halinden memnun taraf yok, türküdeki gibi: ‘Ben ağlarım, doktor ağlar, dert ağlar”

Sanırım bu senaryoda mutlu sona yalnızca, gittikçe kirlenen ve kirlendikçe de büyüyen tıbbi sermaye sahipleri ulaşıyor. Şimdi onlar da kapitalizmin hiçbir zaman doyuramayacağı açgözlülükleri nedeniyle Tıp Bu Değil girişiminden rahatsızdırlar.

İçinde bulundukları düzene sessiz kalmayan hekimler Ahmet Aydın, Ahmet Özdoğan, Ali Rıza Üçer, Bülent Kara, Gülümser Heper, İlknur Arslanoğlu, Kaan Arslanoğlu, Mutluhan İzmir, Osman Elbek, Tolga Binbay, Uğur Yılmaz, Yavuz Dizdar ve ekonomist Mustafa Sönmez yazılarıyla, Bülent Akman, Ercan Duman, Erdoğan Özden, Hasan Basri Aksoy, Gürsel Kılıç bildirideki imzalarıyla bu güzel oluşumun öncüleri ve ilk sesi olmuş.

Suçu ‘sisteme’ yükleyerek işin kolayına kaçmayan, sorgulamayı ve çözüm üretmeyi seçmiş, sayıları şimdilik az ama çabaları ve eylemleri büyük hekimler kendi doğrularını bu kitapla bağırmayı seçmiş: Tıp Bu Değil. Kitabın çıkış noktası olarak, günümüzdeki tıp politikalarının sorunları ve çözüm önerileri, tıp eğitimi, koruyucu hekimlik ve bütünsel tıp anlayışı, medya-tıp ilişkisi, medikal holdingler, beslenme ve tıp ilişkisi gibi önemli soru ve sorunları temel almışlar.

KORUYUCU TIP: BİR ‘SANAT’

Yazının başında bir tıp tanımı vermiştim ya, kitabın yazarları bu tanımı da epeyce altüst edecek, sarsacak, moda deyişle ezber bozacak, mevcut düzene, hatta sistemin çarklarına çomak sokacak şeyler de yazmışlar. ‘Hastalık’ yerine hastayı, pahalı ‘teknik’ler yerine hekimi öne çıkaran bir bakış açıları var.

Gereksiz ve fazla tetkikler, gereksiz ilaç kullanımı, gereksiz ameliyatlar, bol para harcamaya dayalı tedavi yöntemleri, koruyucu tıbba gereken önemin verilmemesi gibi ‘rantiyeci tıp’ anlayışını eleştiriyor, modern tıbbın karanlık yüzünü anlatıyorlar.

Bu kitapta, her yıl artan sağlık harcamalarına karşın daha sağlıksız yaşadığımız vurgulanıyor. Sağlığa ayrılan bütçedeki artışla övünen ve gittikçe çöken sağlık sistemimizi düzenleyenlere kitaptan öğrendiğim bir bilgiyi aktarayım: Sağlık sistemi en iyi ülkelerin başında gelen Küba, sağlığa Amerika’nın yirmide biri kadar harcama yapıyormuş. Daha az para harcayarak daha sağlıklı olmamızı kimler istemez sizce?

Bu kitaptaki ortak öneri tıp anlayışının merkezine hastalığı değil hastayı; paraya dayalı teknikler yerine, koruyucu tıbbı ve tıbbın hastaya göre değişen ‘sanat’ yanını koymak. (Tıbbın bilim mi sanat/zanaat mı olduğu konusundaki tartışmaların geçmişini bilmiyorum ama 1928’den beri geçerli olan bir kanuna dayanarak hazırlanmış bir ‘muvaffakatname’deki ‘tababet ve şuabatı san’atları’ ifadesiyle kurulmuş tümcelerin altına hastaların hâlâ imza attıklarından söz edebilirim.)

Kitapta incelikli bir davranış dikkatimi çekti: Statükoya karşı bir anlayışla saptamalarını, önerilerini yazan bu hekimler -uzmanlık alanlarının tanıtıldığı küçük bir bölüm dışında- akademik unvanlarını bir kenara bırakarak yazılarını ‘doktor’ olarak imzalamışlar. Bu kitaba imza koymamış, ama hekimliğini büyük oranda bu kitapta önerilen ilkelerle yapan birçok hekim olduğuna da eminim. Onlar bu kitabı okurken yalnız olmamanın mutluluğunu yaşayacaklar.

(Bu hekimlerden üçü için bir parantez açmayı vefa borcu bilirim: İşlerini, emeklerini esirgemeden, büyük bir sabır, çalışkanlık ve sevgiyle yapan iyi hekimler ve hepsinden önce iyi insanlar Ahmet Varolan, S. Gürkan Yetkin ve bu kitabın yazarlarından Yavuz Dizdar’a içtenlikle teşekkür etmeden geçmek istemem.)

Bu seslerin çoğalması, toplum için tıp anlayışının yaygınlaşması için bütün tıp çalışanları ve tıp öğrencileri bu kitabı okumalı. Paralarının yarım yamalak, pahalı ve sonucu belirsiz tedavilere değil de sağlıklarının korunmasına harcanmasını isteyenler, daha iyi bir tıp hizmetini hak ettiğimizi ve talep etmemiz gerektiğini düşünenler de bu kitabı okumalı. Kitabı bitirdiğinizde, umarım siz de benim kadar umutlanırsınız: Başka bir tıp da, başka bir dünya da mümkün.

Eser DEMİRKAN Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki 30 Ağustos 2012

Tıp Bu Değil/ Yayıma Hazırlayan: Kaan Arslanoğlu/ Editör: İlknur Arslanoğlu/ İthaki Yayınları/ 280 s

Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin