Anne-baba adayları sağlıklı bir bebek sahibi olmak için nasıl beslenmeli?

0
966

Müsadenizle bir başka konuya geçmek istiyorum. Biliyorsunuz hepimiz az ya da çok birçok ağır metallere ve kimyasal toksinlere maruz kalıyoruz, bunlar nasıl etkiliyor anne karnındaki bebekleri?

Bugün, dünyamızda 1940’larda olmayan/bilinmeyen, yaklaşık 80.000 sentetik kimyasal madde bulunmakta ve kullanılmakta. Bu rakama her yıl 1.500 kadar yeni kimyasal ekleniyor. Bugün bir insanın vücudumuzda 60 yıl önce bilinmeyen yaklaşık 400-500 kimyasal madde bulunduğu tahmin ediliyor.

Kimyasal maddeler dünyanın aynı zamanda her yerinde bulunabilmekte ve kimyasalların izlerine/kalıntılarına insanlar, hayvanlar, bitkiler, toprak ve havada rastlanabiliyor. Mesela DDT ve hekzoklorobenzen yıllar önce yasaklanmasına karşın hala doğada ve insan vücudunda tespit edilebiliyor.

Bu toksinler her yerde bulunabiliyor; havada, badanada, panjurlarda, halıda, mobilyada, temizlik araçlarında, deterjanlarda, makyaj malzemelerinde, pişirme kaplarında, elektronik eşyalarda, giysilerde, aşılarda, gıda katkılarında, sebzelerde, meyvelerde, ette, sütte, oyuncaklarda ……

Toksik maddelerin ne gibi yan etkileri var?

Bu toksinler hücre zarını hasara uğratıyorlar, serbest radikal aktivitesini arttırıyorlar, enzimleri tahrip ediyorlar, kanser yapıyorlar, bağışıklık sistemini çökertiyorlar; vitamin ve mineral eksikliklerine, doğuştan organ ve iskelet anormalliklerine, davranış, algılama, bilişim ve motor fonksiyonlarında değişik şiddetlerde bozukluklara yol açıyorlar

İşin kötüsü bu toksinler kişinin detoksifikasyon yeteneği ile ilişkili olarak çok düşük düzeylerde bile etkili olabiliyor. Yaş da önemli. Yaş ne kadar küçük ve beyin ne kadar az olgun ise zarar da o oranda artıyor. En büyük hasara anne karnındayken maruz kalınıyor.

Bu toksinlerin birikici etkileri de var. Yani çok düşük dozda alınsalar bile sinsice ilerliyor ve yıllar sonra etkileri ortaya çıkıyor. Bazı kimyasallara maruz kalındığında kalıcı ve geri dönüşümsüz hasarlar doğabiliyor. Bu nedenle çocuklarımız, torunlarımız ve hatta kendi geleceğimiz çok büyük tehdit altında.

Mesela bir insanın 40 yaşında kanser olması, anne karnında aldığı toksinlere bağlı olabilir mi?

Tabii ki böyle bir ihtimal yüksek. Ama bunu belki de hiç ispatlayamazsınız. Sadece kanser değil, uzmanlar ‘idiopatik’ (nedeni bilinmeyen) denilen birçok hastalığın mesela nöropsikiatrik hastalıkların, astımın, kalp hastalıklarının çoğunun bu toksinlere bağlı gelişebileceğini ifade ediyorlar(31).

2009 yılında sonuçları açıklanan bir araştırmada yenidoğan bebeklerin göbek bağından alınan örneklerde ortalama 287 toksin saptanmış (32). Bu toksinlerden 180’inin kansere, 208’inin doğumsal anomalilere neden olduğu saptanmış. 217’si beyin ve çevresel sinir sistemi için toksikmiş.

Gazete ve televizyonlarda yapılan domuz gribi aşısı tartışmalarında timerosal adı çok geçti. Nedir bu timerosal?

Timerosal aşıların içinde kullanılan bir koruyucu, onların mikropla bulaşmasını engelliyor. Yani bu madde, aşıların ömrünü uzatmak için kullanılıyor. Timerosalin %49.6’sı cıvadır; metabolize olduğunda etilcıva ve tiyosalisilata dönüşür.

Cıva bileşikleri sinir sitemi hücrelerini tahrip ederek etkisini gösteriyor. Akut cıva zehirlenmesi ölüme yol açarken kronik cıva zehirlenmesi kalp hastalığı, otizm, konuşma bozukluğu, hiperaktivite, havale gibi çok sayıda hastalığa neden oluyor. Kronik cıva zehirlenmesinde görülen duyusal, nörolojik, motor, davranış nörotransmitter ve biyokimyasal bozuklukların aynıları otizmde de görülebiliyor.

1980’li yılların ortalarına kadar sadece karma (difteri-tetanoz-boğmaca), çocuk felci ve kızamık aşıları uygulanıyordu ve bunlardan sadece karma aşı cıva (timerosal) içeriyordu. İki yaşına kadar 4 kere aşılanan çocuk ortalama (4×25)= 100μg timerosal alıyordu. 1990 yılların başında menenjit (HiB) ve sarılık (Hepatit B) aşıları da rutin aşılar arasına katıldı. Böylece 2 yaşındaki bir çocuğun enjeksiyon yolu ile aldığı cıva miktarı 100 μg’dan 237.5 μg’a yükselmiş oldu.

Çoklu dozlarla yapılan toplu aşılamalarda ise tehlike daha da büyüyordu. Çünkü aşı şişesi iyi çalkalanmadıysa şişenin sonunda kalan bölümü alanlardaki cıva miktarı daha da yükseliyordu. Tek dozluk aşılarda ise o kadar büyük değildi..

Hep di’li geçmiş zamanı kullanıyorum, çünkü birkaç yıl önce birçok Dünya ülkesi ve T.C Sağlık Bakanlığı bu aşıları yasakladı. Artık bu aşılar tek dozluk ve timerosal içermiyor. Şu anda sadece bazı grip aşılarında (domuz gribi dahil) cıva var. Ama maalesef hala birçok tıp profesörü ve doçenti (bunların içinde çok sayıda çocuk hekimi ve mikrobiyolog da var) hala cıvanın zararlı olmadığını söyleyebiliyor!!! Bunlar ya bilgisiz ya da aşı kartelerinin işbirlikçisi.

Cıva otizmin tek nedeni midir?

Otistik çocukların önemli bir bölümünde kan ve doku cıva düzeyleri yüksektir. Ama her otistik çocukta cıva yüksek değildir. Yani cıva otizmin önemli bir nedenidir ama tek nedeni değildir. Kurşun, arsenik, alüminyum gibi ağır metallerin yanında sütteki kazein, buğdaydaki glüten ya da çok sayıda başka kimyasal toksin, ayrıca çeşitli mikroorganizmaların çıkardıkları toksinler de otizm gibi zihni bozukluklara neden olabiliyor.

Bazı uzmanlar aşıların içinde bulunan etil cıva toksik olmadığını, toksik olanın metil cıva olduğunu söylüyorlar. Doğru mu bu?

Balık ve deniz ürünlerinin içinde bulunan cıva, daha farklı bir molekül olup metil cıvadır. Fakat hem etil cıva hem de metil cıva aynı derecede toksiktir. Yani cıva cıvadır. Biliyor musunuz ki etil cıva şişelerinin üzerinde kuru kafa işareti var!

Birçok uzman balıktan aldığımız cıvanın aşıdan aldığımıza göre daha az olduğunu ve bu nedenle aşıdaki cıvanın zararsız olduğunu söylüyorlar.

Bu uzmanların dedikleri ilk bakışta doğru gibi görünüyor. Gerçekten de haftada 2 gün deniz ürünleri yiyen bir erişkin günde ortalama 2.3 μg cıva almış oluyor. Halbuki aşılardan cıvanın çıkartılmadığı zamanlarda bir bebeğin aşılarla hayatın ilk 6 ayı içinde aldığı cıva miktarı günde 1 mikrogramdı.

Peki siz niye aşıdaki cıva niye zararlıdır diyorsunuz.

Bakın Arzu Hanım bu kifayetsiz muhterisler gerçekten çok tehlikeli, merhum Uğur Mumcunun dediği gibi bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan insanlar. Birçoğu doçent, profesör unvanına sahip olsalar bile bence uzman olmayan kişiler bunlar. Şimdi söylediklerinin niye temelsiz olduğunu tek tek açıklayacağım;

  1. Ağızdan alınan cıva da zararlıdır ama genellikle çok azı kana geçer. Halbuki aşılar iğne yolu ile verildiğinden cıvanın tamamı kana geçer.
  2. Bir bebek doğduğu günden itibaren cıvalı bir aşı ile tanışmaktadır (ilk gün yapılan Hepatit B aşısı yakın zamana kadar timerosal içeriyordu). Bebek doğduğunda 3 kilodur. Kıyasladıkları erişkin ise 70-80 kilo.
  3. Beyin gelişiminin çok hızlı olduğu hayatın ilk aylarında ağır bir metalin ya da başka bir toksinin beyin üzerindeki hasarı çok daha fazla olmakta. Bakın 3 kiloluk çocuk da 80 yaşındaki adam da aynı aşıyı oluyor.

Ama bilimsel araştırmalarda cıva ile otizm arasında hiçbir ilişki olmadığı gösterilmiş.

Doğru böyle 3-4 araştırma var. Hepsi de aşı firmasının finansal desteği ile yapılmış. Size önce bir şey söyleyeyim. Aşı ya da ilaç firmalarının yaptırdığı araştırmalara hep kuşku ile bakarım. Araştırmalar mutlaka sattıkları bir ilaç ile ilgilidir. Araştırması yapılan ilacın zararlı olduğunu gösteren hiçbir araştırma görmedim ben. Sonuç istedikleri gibi çıkmazsa araştırmayı yayınlamıyorlar, ya da birkaç manipülasyon ve istatistik oyunu ile sonucu istedikleri gibi çıkarttırıyorlar.

Yani aşı firmalarının yaptırdığı araştırmalarda tahrifat mı var diyorsunuz?

Bence birçoğu için bu böyle. Mesela cıva ile otizm arasında hiçbir ilişki olmadığını ileri süren firma destekli bu araştırmalardan biri Patric Ip ve arkadaşları tarafından 2004 yılında ünlü Journal of Child Neurology’de kaleme alındı(33). Birçok otorite de bu makaleyi ‘aşı otizm yapmaz’ iddiasının sağlam göstergelerinden biri olarak gösterdi. 2007 yılında Catherine DeSoto aynı araştırmanın verilerinin istatistik analizini tekrar yaptığında cıva ile otizm arasında çok manalı bir ilişki olduğunu ortaya koydu (34). Yani arada birileri rakamlarla oynamıştı. Derginin editörü bu makaleyi bir özür yazısı ile birlikte aynı dergide yayınladı.

Rezillik bu

Evet haklısınız. Kötü, ahlaksız insanlar bunlar.

O zaman hamile kadınların dişlerinde amalgam dolgu olması felaket bir durum

Evet bence de felaket. Hamile annenin diş dolgularındaki cıva bebeğin beynine zarar veriyor (35). Ama ne bizim Dişçiler Odamız, ne Amerikan Dişçiler Birliği ne de Amerikan Gıda-İlaç Yönetimi (FDA) amalgamı zararlı kabul ediyor (36).Halbuki ağzında 8 amalgam dolgu olan bir kişinin kanına günde 10 ile 120 μg cıva girebiliyor (37).

Neyse ki Britanya, Fransa, Almanya, Isveç, Norveç, Japonya, Taiwan artık amalgam dolguyu büyük ölçüde terk etti. Türkiye’de de kompozit dolguya geçiş başladı.

Tabii bu arada daha önce söylediğim gibi domuz gribi aşısı da timerosal içeriyor. Buna rağmen gebelere uygulanması sakıncasız denebiliyor. Hatta bir ara gazetelerimizden birinde Sağlık Bakanı ‘Domuz gribi aşısı olmayan hamile ölür’ dediğini yazdı manşetten. Bu sözler infial yarattı. Daha sonra Bakan söylediğinin yanlış anlaşıldığını söyledi ve ilaveten gebelere katkısız aşı yapılacağını ilan etti.

Bir başka sorun da şu. Gebeliğin yaklaşık 28. haftasında anne karnındaki bebeklere RH uyuşmazlığından korunmak için cıva içeren anti-D globulin (Rhogam) yapılıyor (38). Bu ilaç da cıva içeriyor ve bebeği ciddi bir riske sokuyor.

Cıvanın toksisitesinden korunmak için cıva içeren aşılardan kaçınılması, fazla cıva biriken büyük balık ve deniz ürünlerinin tüketilmemesi, diş tedavilerinde amalgam kullanılmaması gerekiyor. Diş dolgularının anne adayı hamile kalmadan çok önce çıkartılması lazım. Gebelik sırasında çıkartmak ise anneden bebeğe birden bire çok miktarda cıva geçmesine neden olması bakımından tehlikeli.

Sağlıklı bir bebek sahibi olmak için neler yapılmalı?

Dr. Weston Price ünlü kitabında dolaştığı bazı Afrika kabilelerinde şöyle bir gelenek olduğunu öğrenmiş (39). İki genç insan evlendikleri gün gerdeğe giremezlermiş. En az 6 ay beklemeleri gerekiyormuş. Bu süre içinde yakalanan avların en iyi kısımları (sakatat), en taze meyve ve sebzeler onlara verilirmiş. Bu özel beslenme hamile kaldıktan sonra da anne adayında devam edermiş. Eğer bir kabilede anormal bir bebek doğarsa bu durum o köyün kabahati olarak diğer köyler tarafından ayıplanırlarmış. ‘Ne hata yaptınız da bu çocuk böyle doğdu?’ derlermiş.

Dr. Price doğal şekilde beslenen kabile insanlarının hepsinin çok sağlıklı olduğunu görmüş. Ama aynı genetik yapıya sahip yerlilerin batı tipi beslenmeye geçtikten hemen sonra hızla fiziksel ve ruhsal yozlaşmaya maruz kaldıklarını da saptamış. Beslenme ve yüz şekilleri bölümünde bu konuyu genişçe anlatmıştım.

Son olarak alınacak tedbirleri bir özetleyelim.
  • Un ve şekerden fakir, sebze, meyve, et ve yumurta gibi doğal gıdalardan zengin bir diyet uygulanılmalı (insülin direnci önlenmeli)
  • Kesinlikle rafine edilmiş gıda tüketilmemeli
  • Margarin ve sıvı yağların (mısır, soya, ayçiçeği vb) kullanılmaması, bunların yerine hayvani yağların (tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı) ve zeytinyağının yenilmesi
  • Bağırsak florasında bulunan probiyotikleri artırdıkları için bol bol fermentasyon ürünleri (kefir, turşu, ev yoğurdu, peynir, şarap, boza, sirke, tuzlama yiyecekler, bira mayası) tüketilmeli
  • Günde en az 3-5 dakika kültür fizik yapılmalı ve yarım saat yürünmeli
  • Erken yatıp erken kalkılmalı
  • Sigara ve alkol tüketilmemeli
  • Doğal gıda tüketmeyenlere günde 1 mg folik asit verilmeli Dozaja dikkat!)
  • EPA+DEHA miktarı günde 500-1000 mg olacak şekilde balık yağı alınılmalı)
  • İyotlu tuz kullanılmalı
  • Yeterli güneşlenmeyenlere Serum 25 (OH) D Vitamini Düzeyi 40-120 ng/mL olacak şekilde D vitamini takviyesi yapılmalı. (Günde 5000 ünite -50 damla D vit 3- ya da 2 ayda bir ağızdan 300,000 ünite depo ampul kullanımı güvenlidir).Bütün tedbirler döllenmeden önceki 6 aydan itibaren alınmalıdır.
Öncelikli olarak yapılması gereken tahliller

– Kan sayımı, demir, ferritin
– Folik asit, B12 vitamini, D vitamini
– Kalsiyum, fosfor, magnezyum
– Glükoz, insülin, hemoglobin A1C

Hedefler:

– İnsülin: Normali açlık sırasında 5 ünitenin altında olması gerekiyor.
– Hemoglobin A1C %6’nın altında tutulmalı
– D vitamini kan düzeylerini 40-120ng/mL arasında olmalı.
– B12 vitamini 400-900pg/mL arasında tutulmalı.

Prof. Dr. Ahmet AYDIN
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD
Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı
(besahmet@yahoo.com)

KAYNAKLAR

  1. Tuncbilek E, Boduroglu K, Alikasifoglu M. Results of the Turkish congenital malformation survey. Turk J Pediatr 1999; 41(3): 287-297.
  2. Reyhan Oksay, Cumhuriyet-Bilim Teknik 22.08.2008, New Scientist, 12 Temmuz 2008
  3. Herbig AK, Stover PJ. Nutrition and developmental biology. Annales Nestle 2002;60:1-11.
  4. Eriksson UJ: The pathogenesis of congenital malformations in diabetic pregnancy. Diabetes Metab Rev 1995; 11:63–82.
  5. Suhonen L, Hiilesmaa V, Teramo K: Glycaemic control during early pregnancy and fetal malformations in women with type I diabetes mellitus. Diabetologia 43:79–82, 2000
  6. Hales CN, Barker DJP, Clark MPS et al. Fetal and infant growth and impaired glucose intolerance in men and women at age 64. BMJ 1991; 303: 1019-22
  7. Olsen SF, Secher NJ. Low consumption of seafood in early pregnancy as a risk factor for preterm delivery: prospective cohort study BMJ 2002;324:447
  8. Helland IB, Smith L, Saarem K, Saugstad OD, Devron CA. Maternal supplementation with very-long-chain n-3 fatty acids during pregnancy and lactation augments children’s IQ at 4 years of age. Pediatrics 2003;111:e39-e44.
  9. Neuringer M, Connor WE, Van Petten C, Barstad L. Dietary omega-3 fatty acid deficiency and visual loss in infant rhesus monkeys. J Clin Invest 1984;73:272–6.
  10. Hibbeln JR. Seafood consumption, the DHA content of mothers’ milk and prevalence rates of postpartum depression: a cross-national, ecological analysis. J Affect Disord. 2002;69(1-3):15-29.
  11. Helland IB, Saarem K, Saugstad OD, Drevon CA. Fatty acid composition in maternal milk and plasma during supplementation with cod liver oil. Eur J Clin Nutr.1998; 52 :839 – 45
  12. Czeisel AE. Reducing risk of birth defects with periconceptional micronutrient supplementation. In Delange FM, West KP Jr (eds) Micronutrients in the first moths of life. Nestle Nutrition Workshop Series Pediatric Program 2003;52:309-25
  13. Kim YI. Role of folate in colon cancer development and progression. J Nutr 2003;133(suppl):3731S–9S.
  14. Eyles D, Brown J, Mackay-Sim A, McGrath J, Feron F: Vitamin D3 and brain development. Neuroscience. 2003;118(3):641-53
  15. Torrey EF, Miller J, Rawlings R, Yolken RH. Seasonality of births in schizophrenia and bipolar disorder: a review of the literature. Schizophr Res. 1997;28(1):1–38.
  16. Kinney DK, Barch DH, Chayka B, Napoleon S, Munir KM. Environmental risk factors for autism: Do they help cause de novo genetic mutations that contribute to the disorder? Med Hypotheses. 2010;74(1):102-6.
  17. Marya RK, Rathee S, Lata V, Mudgil S. Effects of vitamin D supplementation in pregnancy. Gynecol Obstet Invest 1981;12:155–61.
  18. Brooke OG, Butters F, Wood C. Intrauterine vitamin D nutrition and postnatal growth in Asian infants. Br Med J (Clin Res Ed) 1981;283:1024
  19. Erkkola M, Kaila M, Nwaru BI et al. Maternal vitamin D intake during pregnancy is inversely associated with asthma and allergic rhinitis in 5-year-old children. Clin Exp Allergy. 2009;39(6):875-82.
  20. Schroth R, Lavelle C, Moffatt ME. Influence of maternal vitamin D status on infant oral health. Abstract # 1646. International Association for Dental Research 37th Annual Meeting, Toronto, Canada, July 4, 2008.
  21. Hypponen E, Laara E, Reunanen A, Jarvelin M, Virtanen SM. Intake of vitamin D and risk of type 1 diabetes: a birth-cohort study. Lancet 2001;358:1500–3.
  22. Rosenfeldt V, Benfeldt E, Nielsen SD et al. Effect of probiotic Lactobacillus strains in children with atopic dermatitis. J Allergy Clin Immunol 2003; 111: 389–95.
  23. Kalliomaki M, Salminen S, Arvilommi H, et al. Probiotics in primary prevention of atopic disease: a randomized placebo-controlled trial. Lancet 2001; 357: 1076-1079.
  24. WHO, UNICEF, ICCIDD: Indicators of assesing iodine deficiency disorders and their control through salt iodinization. WHO/NUT/94.6 Geneva, WHO,1994
  25. Smith SM, Dickman ED, Power SC, Lancman J. Retinoids and their receptors in vertebrate embryogenesis. J Nutr. 1998;128:467-70S
  26. Mills JL, Smpso JL, Cunnigham GC et al. Vitamin A and bith defects. Am J Obstet Gynecol 1997;177:31-6
  27. Milman N. Iron and pregnancy–a delicate balance. Ann Hematol. 2006;85:559–65.
  28. Grantham-McGregor S, Ani C. A review of studies on the effect of iron deficiency on cognitive development in children. J Nutr. 2001;131: supp 2:649S–66S.
  29. Yajnik CS, Deshpande SS, Jackson AA, Refsum H, Rao S, Fisher DJ, Bhat DS, Naik SS, Coyaji KJ, Joglekar CV, Joshi N, Lubree HG, Deshpande
  30. VU, Rege SS, Fall CH. Vitamin B12 and folate concentrations during pregnancy and insulin resistance in the offspring: the Pune Maternal Nutrition Study. Diabetologia. 2008;51(1):29-38.
  31. Wilson A, Platt R, Wu Q, Leclerc D, Christensen B, Yang H, et al. A common variant in methionine synthase reductase combined with low cobalamin (vitamin B12) increases risk for spina bifida. Mol Genet Metab 1999;67:317-23.
  32. http://www.ewg.org/reports/bodyburden2/execsumm.php
    AXYS Analytical Services (Sydney, BC) and Flett Research Ltd. (Winnipeg, MB)
  33. Ip P, Wong V, Ho M, Lee J, Wong W. Mercury Exposure in Children With Autistic Spectrum Disorder: Case-Control Study. J Child Neurol.2004; 19: 431-434
  34. DeSoto MC, Hitlan RT. Blood Levels of Mercury Are Related to Diagnosis of Autism: A Reanalysis of an Important Data Set. J Child Neurol. 2007; 22(11): 1308-1311
  35. http://www.attorneyaccess.net/Thimerosal.cfm
  36. http://articles.mercola.com/sites/articles/archive/2009/08/22/FDA-has-the-Audacity-to-Claim-Mercury-is-Completely-Harmless.aspx
  37. World Health Organization. Environmental Health Criteria. 118, Inorganic Mercury (Friber I, ed) WHO Geneva 1991.
  38. Geier DA, Geier MR. A prospective study of thimerosal-containing Rho(D)-immune globulin administration as a risk factor for autistic disorders The Journal of Maternal-Fetal & Neonatal Medicine. 2007; 20 (5):385 – 390
  39. Price WA. Nutrition and physical degeneration, New York, Paul B. Hoeber, Inc., 1939
1
2
Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.