Arı ürünlerinin insan sağlığındaki önemi: I.Genel bilgiler

0
431

Başta bal olmak üzere arı ürünleri her derde deva mıdır? Yoksa bu söylemler bilimsel dayanakları var mıdır?  Son yıllarda bütün dünyada hızla gelişen arı ürünleri ile tedavi olarak adlandırılan “apiterapi”de bal yanında arı zehiri, propolis, arı sütü ve polen de kullanılmaktadır. Tedavi konusuna girmeden önce arı ve arı ürünleri hakkında bazı genel bilgileri paylaşmak istiyoruz. Bültenimizin yayınlanacak bir sonraki sayısında yüzün üzerindeki bilimsel referans eşliğinde arı ürünlerinin çeşitli hastalıkların tedavisindeki rolünü inceleyeceğiz.

ARI ÜRÜNLERİNİN İNSAN SAĞLIĞINDAKİ ÖNEMİ: I. GENEL BİLGİLER

Son yıllarda bütün dünyada hızla gelişen arı ürünleri ile tedavi olarak adlandırılan “apiterapi”de bal yanında  arızehiri, propolis, arı sütü ve polen de  kullanılmaktadır. Tedavi konusuna girmeden önce arı ve arı ürünleri hakkında bazı genel bilgileri paylaşmak istiyoruz.

Arılar Apoidea ailesinden bir böcektir (1). Dünyada 20 binden fazla türü vardır. Bir arı kovanında10 bin ile 100 bin arasında arı vardır. Bunların biri kraliçe arı (arı beyi), birkaç yüzü erkek arı, diğerleri ise işçi arılardır. Erkek arıların tek görevi kraliçeyi döllemektir. Bal az olduğunda işçi arılar erkek arıları (bal yapmaz arı)  kovandan kovarlar.

Arıların temel ürünü baldır. Bal çiçeklerden toplanan nektardan üretilir. İşçi arlar yuttukları nektarı kovanda kusarak çıkartırlar ve sıvı haldeki kusmuğu kanatlarını çırparak (saniyede 240 çırpma) buharlaştırarak koyulaştırırlar.  Bunun amacı balın fermente olarak bozulmamasıdır. Bu nedenle balın raf ömrü oldukça uzundur. Petek bal ile dolunca üzeri balmumu ile kaplanır.

İşçi bir arının ömrü 2 ay kadardır ve bu süre içinde 2 bin kilometre yol kat eder. Bir arı ömrü boyunca 40-50 gram bal üretir. Arılar müthiş çalışkandır; 1 kg bal üretmek için dünyanın çevresini üç kez dolaşacak kadar uçarlar ve 12 milyon çiçeği ziyaret ederler. Arılar kendi aralarında kuyruk hareketleri ve daireler çizerek konuşurlar.

Türk Gıda Kodeksi 2000/39 sayılı Bal Tebliğinde “Bal, arılarının çiçek nektarlarını, bitkilerin veya bitkiler üzerinde yaşayan bazı canlıların salgılarını topladıktan sonra, kendine özgü maddelerle karıştırarak değişikliğe uğratıp, bal peteklerine depoladıkları tatlı madde” olarak tanımlanmıştır. Tanımından da anlaşılacağı üzere bal saf ve doğal olmalı, hiçbir katkı maddesi veya kalıntı içermemelidir (2).

Başlıca 6 arı ürünü vardır;  polen, süzme bal, petekli bal, bal mumu, propolis ve arı sütü. Üretim ve pazarlama şekline göre bal; süzme ve petekli, elde edildiği kaynağa göre ise çiçek ve salgı balı olarak sınıflandırılır.

Çiçek balı genellikle bitkilerin çiçeklerinde bazen de kiraz, bakla, pamuk ve  şeftali gibi bitkilerin yaprak sapı ve gövdelerinde bulunan nektar bezlerince salgılanan nektarın arılar tarafından toplanması ile oluşturulan baldır.Salgı balı; çam, meşe, kayın ve ladin gibi orman ağaçları üzerinde yaşayan böceklerin salgıladığı tatlı salgıların arılar tarafından toplanması ile oluşturulan baldır.Ülkemizde en çok üretilen salgı balı çam balıdır.

Tek çiçekten üretilen ballara monoflora balları, birçok çiçeğin nektarlarından oluşan ballara ise poliflora balları denir. Pamuk, ayçiçeği, portakal, bergamut, kestane balları ve arının çam basrası denen minik böceklerin salgısından bala dönüştürdüğü çam balı, monoflora ballarıdır. Yayla ve çiçek balları ise poliflora sınıfına girer.

Balın Bileşimi

Balın bileşimi, üretimin yapıldığı yöredeki bitki türlerine ve üretimin yapıldığı zamana göre değişmektedir. Ancak genel ortalama olarak balın %80’i değişik şekerlerden %17’si sudan meydana gelir (Tablo 1). Geri kalan %3’lük kısım başta enzimler olmak üzere, balı bal yapan ve balı değerli kılan maddelerden oluşur. Balın bileşimini oluşturan maddelerin  % ortalama değerleri aşağıda verilmiştir (3).

Tablo 1. Balın bileşimi

Yüzde
Su                    

Şekerler                                   

-Früktoz (Meyve   Şekeri)

-Glikoz  (Üzüm Şekeri)

-Sakkaroz (Çay   Şekeri)

– Maltoz (Disakkaritler)

– Yüksek   Şekerler

Asitler

Protein

Kül

Mineraller

Pigmentler

Tat ve   Aroma Maddeleri

Şeker   Alkolleri

Teninler

Enzimler

Vitaminler

17.20

79.59

38.19

31.28

1.31

7.31

1.50

0.57

0.26

0.17

2.21

 

 

Balın kristalleşmesi

Bal genellikle sıvı şeklindedir. Ama bazı koşullarda kristalleşir.  Balın kristalleşmesi yani şekerlenmesi içindeki glikozun tanecikler haline gelmesi sonucu oluşur ve bal akıcılığını kaybeder. Kristalizasyon birçok saf ve kaliteli balda üretimden tüketime her aşamada karşılaşılabilen zararsız bir değişimdir. Kristalleşme, balın bozulduğunun veya sahte olduğunun bir göstergesi değildir. Bal kristalleştiği haliyle de tüketilebilir, besin değerini kaybetmez.

Balın şekerlenmesi balın su, glikoz ve früktoz oranları, balın depolanma sıcaklığı, depolama sıcaklığının dalgalanması ve balda bulunan polen gibi katı partiküllerin miktarından etkilenmektedir.  Bunların içinde en önemlisi glikoz/su oranıdır. Glikoz oranı arttıkça şekerleşme eğilimi de artmaktadır. Glikoz/su oranı 1.7‘den daha düşük ballar şekerlenmez ama bu oran 2.1’den daha yüksek olursa ballar kısa sürede şekerlenir (2).

Ortam ısısı da şekerlenmeyi etkiler. Kristalleşmeye genellikle 10-21 °C gibi orta dereceli ısılarda rastlanır. Kristalleşmeden korumak için 10 °C’nin altındaki sıcaklıklar idealdir. Daha yüksek sıcaklıklar, 21-27 °C’de kristalleşme engellenir. Sıcaklığın 27 °C’nin üzerine çıktığı sıcaklıklarda kristalleşme gerçekleşmez ancak bal fermantasyonla bozulabilir ve özelliklerini kaybeder.  Balları kristalleşmeden korumak için, işlenmiş balın 18-24 °C arasında depolanması önerilirken, işlem görmemiş balın 10 °C veya daha altında ısılarda saklanması gerekir.

Tüketiciler, istediklerinde kristalize olan balı sıvı hale getirmek için bal kabını, sıcaklığı 38 oC’yi geçmeyen ılık su içinde tutabilirler.Ayçiçeği, yonca, kavun, karahindiba, pamuk balları çok çabuk şekerlenirken akasya, hardal, orman gülü ve salgı balları geç şekerlenir. Adaçayı balı yıllarca şekerlenmeden kalabilir.

Balın tarihçesi

İnsanoğlu şeker kamışı ve pancarını ancak 16 yüzyıldan sonra doğru dürüst tüketmeye başlamıştır. O zamana kadar tükettiği başlıca tatlı baldır. İnsanoğlu binlerce, belki de milyonlarca yıldan beri balı tüketmektedir. 4 bin yıl önceki Sümer tabletlerinde insanların bal tükettiği belirtilmektedir. Aşağıdaki resimde Valencia’da (İspanya) bulunan 8 bin yıl önceki mağara resminde (Resim 1) insanların merdiven vasıtasıyla vahşi bir kovana tırmanması görülmektedir (4).

bee1

Resim 1. Valencia’da  (İspanya) bulunan 8 bin yıllık mağara resminde insanların merdiven vasıtasıyla vahşi bir kovana tırmanması görülmektedir

Çok tanrılı ve semavi dinlerde bal kutsal bir değere sahiptir. Örneğin İncil ve Tevratta balı öven ayetler vardır. Kuran’ın bir suresinin adı ise baldır (an-Nahl) (4). Nahl suresinde baldan şu şekilde bahsedilmektedir.

“Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları kovanlardan kendine evler edin! Sonra her türlü üründen ye de, Rabbinin sana müyesser kıldığı yollara çık. Karınlarından, çeşitli renklerde bir şerbet çıkar ki, onda insanlar için şifa bulunur. Düşünen bir topluluk için bunda bir âyet vardır.” (Nahl, 68-69) (5).

Dünyada bal üretimi

Dünyada yılda 1 milyon tonun üzerinde bal üretilir.

Türkiye Çin’den sonra dünyanın en çok bal üreten ülkesidir (Tablo 2).

Tablo 2. Çeşitli ülkelerde bal üretimi

Ülke

2009

2010

2011

1  Çin 407,367 409,149 446,089
2  Türkiye 82,003 81,115 94,245
3 Ukrayna 74,100 70,900 70,300
4  ABD 66,413 80,042 67,294
5  Rusya 53,598 51,535 60,010
Dünya 1,199,943 1,212,586 1,282,102

 

ARILARIN BAL DIŞINDA YAPTIĞI ÜRÜNLER

1.       BALMUMU

Balmumu, 2-3 haftalık genç işçi arıların peteklerini yapmak için son 4 çift karın halkalarında (segmentlerde) bulunan balmumu bezlerinden salgıladıkları yumuşak sarı veya daha koyu maddedir (2, 4). Bu sıvı karın halkaları arasından çıkarken hava ile teması sonucu katılaşarak pulcuk haline geçer, başlangıçta beyaz renktedir, daha sonra koyulaşır. Mum salgılayan arılar önce bal yerler (arılar 1 kg balmumu üretebilmek için 6-10 kg kadar bal yerler) daha sonra 35oC’da zincir şeklinde salkım oluşturarak mum salgılarlar. Mum pulcuğu karın halkalarından ayaklarla çeneye aktarılır. Çenede işlenen balmumu petek örme ve yapmada kullanılır.

Balmumunun kimyasal yapısında; alkali esterler (%72), serbest yağ asitleri (%14), hidrokarbonlar (%11), serbest alkoller (%1) ve bilinmeyen maddeler (%2) bulunur.

Genellikle balmumu deyince arının hazırladığı petekteki mum anlaşılır. Bunun yanında sanayide hazırlanan maddeye de balmumu denir.

bee2

Resim 1. Balmumu

Sarı balmumu parke cilalamasında, heykel, bazı boya ve mum yapımında kullanılır. Saflaştırılmış, temizlenmiş beyaz balmumu ise ilaç sanayiinde, kremlerin yapımında kullanılır. Kiliselerde yakılan mumlarda en az %32 oranında balmumu bulunması gerektiğinden mum yapma sanayiinde de ciddi miktarlarda kullanılır.

Naftalin kalıntılı ve parafinli petekler kanserojen özelliklere sahiptir. Sonbaharda ballar sağıldıktan sonra, boş petekler depolarda gelecek bahara kadar bekletilir. Bu sırada peteklere güve dadanır. Bazı arıcılar, sorunu peteklere naftalin serperek çözümlemeye çalışırlar.Ayrıca plastikten yapılmış petekler de vardır (5).  Bu tip ballar maalesef yurt dışına ihraç edildiğinde geri dönmekte ve iç piyasada satılmaktadır.

2.       ARI SÜTÜ

Arı sütü, bir haftalık genç arıların yutak altı bezlerinden salgıladıkları bir sıvıdır. Arılar arı sütünü sadece kraliçe arı ve yavru arıların beslenmesi için üretirler. Kraliçe arı yaşadığı süre boyunca arı sütüyle beslenir. Diğer arılar (dişi ya da erkek) ise yavruyken ilk 3 gün arı sütüyle beslenir, ilk 3 günden sonra sütten kesilirler;  bal ve polenle beslenmeye başlarlar.

Arı sütü arıların gelişiminde çok etkilidir. Yavru arılar ilk 3 gün arı sütüyle beslenirken çabucak gelişir, larva olurlar ve arı sütü verilmesi kesilir (Resim 2). Kraliçe arı ölür ya da iyice yaşlanırsa birkaç işçi arı larvasını seçerek onları üç günden sonra da fazla miktarda arı sütü ile beslerler.

bee3

Resim 2. Arı larvalarının arı sütü ile beslenmesi

Arı sütünü bir haftalık genç işçi arılar üretir. İyi bir kovanda 5-6 aylık süre içinde sadece yarım kilo kadar arı sütü elde edilir. Arı sütü proteinler (%12-15),şekerler (%10-12), yağlar (%3-7) amino asitler, vitaminler ve minerallerden oluşmuştur (2,3).

Sadece arı sütüyle beslenen kraliçe arı diğer arılardan çok farklı bir hal alır. Fiziksel olarak diğer arıların iki katı kadar bir irilikte ve diğer arılardan iki kat kadar daha ağır olur. Diğer arıların hepsi kısır olmasına rağmen, arı sütüyle beslenen kraliçe arı yeryüzünün en doğurgan canlısıdır; günde kendi ağırlığının 2 katı kadar, 1500-3000 yumurta yumurtlar. Kraliçe arının diğer arılardan bir farkı da ömrüdür. Normal arılar 6-8 hafta yaşadıkları halde kraliçe arı 6-7 yıl yaşar. Bilim adamları, normal arıyla kraliçe arı arasındaki bu büyük farkın sebebini kraliçe arının arı sütü ile beslenmesi olarak açıklamışlardır.

Bildiğiniz gibi vücudumuzdaki binlerce fonksiyon genler tarafından yönetilmektedir. Eskiden genlerin fonksiyonlarının değişmediğini zannederdik. Halbuki son yıllarda yapılan çok sayıda araştırma genlerin aynı yapıda kalmasına rağmen çevresel faktörlerin etkisi ile fonksiyonlarının olumlu ya olumsuz yönde etkilendiğini göstermiştir. Bilim dünyasında genetiğin bu dalına epigenetik deniliyor. Epigenetiğin en tipik örneği ise arı sütü tüketen işçi arıların kraliçe arıya dönüşmesidir (6). Bedensel (anatomik) ve fonksiyonel (doğurganlık kapasitesi, daha uzun yaşamaları vb) bariz farklılıklara rağmen işçi arı ve kraliçe arı genleri yapısal olarak aynıdır.

Larva şeklindeki işçi arının kraliçe arıya dönüşmesinin mekanizması, arı sütünün arı DNA’sını metilleyen enzimin aktivitesini azaltması ile açıklanmaktadır (7).

Arı sütü saf olarak alınabileceği gibi kullanılacağı gibi su, pekmez, süt veya balla karıştırılarak da tüketilebilir. Arı sütünün sabahları aç karnına, kahvaltıdan en az yarım saat önce ve dil altından emilmesi yoluyla tüketilmesinin daha doğru ve daha faydalı olduğu bildirilmektedir. Arı sütü soğukta tutulmalı, güneşe maruz kalmamalıdır, aksi halde bozulur. Bal veya propolis konulursa arı sütü aylarca sıcakta da bozulmadan durabilir.

Yetişkinler için alınacak günlük ortalama doz genel sağlık ve vücut direncinin korunması için 500 mg, hastalık ve rahatsızlık hallerinde 1 g olarak önerilmektedir (8, 9). Çocuklarda ise yaşa ve doktor tavsiyesine göre, yetişkin dozun yarısı ile dörtte biri arasındaki doz kullanılabilir. İdeal kullanım için yetişkin kişilerde günlük kullanım en fazla 10-15 gr olmalıdır. Bir çay kaşığı 3-5 gr gelmektedir. Bununla beraber alerji dışında aşırı doz kullanımına bağlı yan etkiler bilinmemektedir.

3.       POLLEN

Polen en büyüğü 1 mm çapında olan çiçekli bitkilerde çiçeklerin erkek organlarınca üretilip dişi organın döllenmesini sağlayan basitçe çiçek tozu olarak da adlandırılan bitkilerin erkek cinsiyet hücreleridir. Arılar uçarken tüyleri statik elektrik oluşturur ve bu statik elektrik polleni bir mıknatıs gibi arıya çeker. Arıların taşıdığı polen tabiattaki tozlaşmanın %70’ini yapar. Bu yediğimiz sebze ve meyvelerin üçte biri kadardır.

2000 yılından beri arılar bilinmeyen bir nedenle ölmektedirler. Arıların bu kitle halindeki ölümünden neonikonoidler denilen bazı pestisitler (arıların bağışıklık sistemini zayıflatırlar)  sorumlu tutulmaktadır. Ünlü bilim adamı Einstein arılar yok olursa 4 yıl içinde dünyadaki yaşamın sonu da gelir demiştir.

Bir arı günde 8 saat çalışarak ancak 1 ayda 1 tatlı kaşığı polen (2.5 milyardan fazla polen içerir) toplayabilir. 1 polen tabletinde 2 milyondan fazla polen bulunur (Resim 3).

bee5

Resim 3. Pollen

Polen genç arıların besin kaynağıdır ve %40’ı proteindir. Bu proteinin yaklaşık yarısı serbest amino asitlerden oluşmuştur ve kolaylıkla bağırsaktan emilir. Polen hayvani proteinlerden daha fazla amino asit içerir.

Polen bir insanın ihtiyacı olan besi maddelerinin neredeyse tamamını karşılar. Doğada bir yiyecekte en fazla vitamin arı poleninde bulunur. Ayrıca DNA ve RNA açısından da çok zengindir. Polenlerde ortalama olarak; %20-30 protein %45 serbest amino asitler, %25-30 doğal şekerler ve selüloz bulunmaktadır (2,3).

4.       PROPOLİS

İşçi arıların kavak, meşe, kayın, okaliptüs, akasya ve kozalaklı ağaçlar başta olmak üzere değişik ağaç ve çalılardan topladıkları reçinemsi maddeye propolis denir (Resim 4). Arının arka bacağında taşıdığı propolis kovanda ancak diğer arıların yardımıyla boşaltılıp gerekli yerlerde kullanılır.

bee6

 

Resim 4. Propolis

Propolis kovanlarda arılar tarafından; kovandaki çatlak ve patlakların kapatılmasında, çerçevelerin gerek kovan duvarlarına gerekse birbirlerine yapıştırılmasında, koloniye giren ve koloni dışına atılamayan zararlıların mumyalanıp kokuşmasının önlenmesinde, petek hücrelerinin cilalanıp parlatılmasında ve kovanın steril hale getirilmesinde kullanılır.

Toplanan bitkinin rengi ve bulunduğu bölgenin hava şartlarına göre propolisin sarıdan siyaha kadar farklı renkte oluşması mümkündür.15 derecede sert ve kırılgan 30 derecede yumuşak ve bükülebilir bir hal alır.

İçeriğinde; %50-55 reçine ve balsam, %20-35 bitki kaynaklı mumlar, %10-15 eterik ve esansiyel yağlar, %2-5 polen, az miktarda organik ve inorganik bileşikler bulunur. Başka bir bildirişe göre propoliste %46 balsam, %27 bitkisel kökenli mum ve %15 flavon ve flavonoidler bulunmaktadır (2, 3).

Propolis arıları soğuktan, rüzgardan korur ve çeşitli patojen mikropları yok ederek enfeksiyonlardan korur. Arılar propolisi ve kovanda ölen canlıları mumyalamak amacı ile de kullanır. Eski Mısırlılar da propolisi mumyalama işlemlerinde kullanmışlardır.

5.       ARI ZEHİRİ

Arı zehiri, işçi arılarda zehir bezlerince üretilip zehir torbasında depolanır.  Hücreden yeni çıkmış arıların zehir üretme yetenekleri çok az olup 12 günlük olduklarında en yüksek üretim kapasitesine ulaşırlar ve 20 günlük olduklarında zehir üretme yeteneklerini kaybederler. Ancak kışlayan arılarda bu yetenek yok olmaz. Bir işçi arı, ömrü boyunca 0.3 mg dolayında zehir üretir (2).

bee7

Resim 5. Arı zehiri

Mellitin arı zehirinin kimyasal yapısının yaklaşık %50’sini oluşturan bir polipeptitir. Arı zehirinde bulunan diğer önemli maddeler apaminve fosfalipazlardır.

Sokma sırasında iğnesini sokulan canlı üzerinde bırakan arı, daha sonra ölür. Bir anlamda, işçi arı kendisini ve kolonisini korumak için ölümü göze alır; harakiri yapar.

SAHTE BALLAR

Bal, gözü kapalı market rafından rastgele alınıp çoluk çocuğa yedirilecek bir şey değildir. Arıcının bilgisizliğinden kaynaklanan birçok tehlike içerdiği gibi, gözünü para hırsı bürümüş kişilerin kolaylıkla hile katabildikleri bir gıda ürünüdür. Ne yazık ki Türkiye’nin bazı arıcılık bölgelerinde arıların artık nektar toplamayı bıraktıklarını, önlerine konan şerbeti bala dönüştürdüklerini, çiçek nektarlarından ve polenlerden gelen özelliklerin hiçbirine sahip olmadıklarını biliyoruz (10).

Sahte ballar iki çeşittir;

  1. Şeker yedirilen arıların ürettiği ballar
  2. Arısız mısır şurubundan üretilen ballar

Kaliteli bal nasıl anlaşılır?

Kaliteli bal dökülünce akıcılığını bozmaz, yani kopmaz, kesik kesik akmaz

  • Kaliteli bal sıcak suya konulduğunda hemen dağılmaz.
  • Kaliteli balın kendine has aroması vardır.

Fakat sahte ballara konulan katkılar ve aromalarla da bu özellikler sağlanabiliyor. Bu yüzden sahte balı anlamak neredeyse imkansız gibidir. Hatta bal uzmanları bile gerçek balı sahte baldan ayır edemeyebilirler. Sahte bal ancak laboratuar incelemeleri ile anlaşılabilir (11-13).

Petekler de önemli bir sorundur. Naftalin kalıntılı ve parafinli petekler kanserojen özelliklere sahiptir. Ayrıca plastikten yapılmış petekler de vardır.  Bu tip ballar yurt dışına ihraç edildiğinde geri dönmekte ve iç piyasada satılmaktadır.

YÖRESEL BALLAR

Ülkemizde birçok yöresel bal vardır;Yüksekova Balı, Bingöl Balı, Şemdinli Balı, Muş Balı,Kayseri Balı, Kestane Balı, Yayla Balı, Karakovan Balı, Ormangülü Deli Bal, Anzer balı vb. Bunlar içinde en meşhuru ve pahalısı Anzer balıdır.

Anzer balı

AnzerBalı  Rize’nin İkizdere yaylasında arıların 450-500 çeşit çiçekten ürettikleri bir baldır. Bu çiçeklerin içinde 80-90 tanesinin endemik olarak sadece Anzer yaylasında bulunması Anzer balını diğer ballardan ayırmaktadır. Her derde deva olduğu
iddia edilmektedir (14). Çok az üretilebildiği için çok pahalıdır.

Delibal

Delibal arıların Karadeniz Bölgesi’nde bin 800 metreden yükseklerde yetişen sarı renkte çiçek açan orman gülü de denilen Azeleapontica L. ve kırmızı çiçekli Rhodedonderonponticum L. bitkilerinden topladığı özden (başlıca maddesi grayanotoksindir) oluşur (15). Fazla alındığında 2 saat içinde bulantı, kusma, ajitasyon, tansiyon düşmesi ve nabız azalması gibi belirtiler olur. Nadir de olsa felçlere ve hatta ölümlere neden olabilmektedir. Ortalama zehirlenme dozu günde 5 ile 30 gramdır.  Acımsı buruk tadı olan bu balıngünde 1 gram kadar yenildiğinde epilepsi, şeker hastalığı cinsel gücü artırıcı, tansiyonu düşürücü ve ağrı kesici etkilerinin olduğu ileri sürülmektedir.

”Deli bal” zehirlenmesinin ilk defa MÖ 401’de Atinalı tarihçi ve ordu komutanı Xenephon tarafından tanımlanmıştır. Xenephon, ‘On binlerin dönüşü(Anabasis)’ adlı eserinde Pers Kralı AtaxersesII’ye karşı yapılan bir seferde, Türkiye’nin Doğu Karadeniz bölgesinde konakladıkları yerde deli bal yiyen askerlerin zehirlendiğini yazmaktadır.

Not: Arı ürünlerinin çeşitli hastalıkların tedavisindeki rolünü bültenimizin bir sonraki sayısında inceleyeceğiz.

KAYNAKLAR

  1. Danforth BN, Sipes S, Fang J, Brady SG. The history of early bee diversification based on five genes plus morphology. Proc. Natl. Acad. Sci. U.S.A. 2006; 103 (41): 15118–23.
  2. http://kackarbali.blogcu.com/ari-urunleri-ve-ozellikleri/13394493
  3. USDA Nutrient Database
  4. Crane E. History of honey. In Crane E (ed). Honey: A Comprehensive Survey. London: William Heinemann, 1975; 439– 488.
  5. Kemal Özer. Şeytan ye diyor. Hayy Kitap, İstanbul, 2011
  6. Takenaka T. Chemical composition of royal jelly. Honeybee Sci. 1982;3:69–74.
  7. UN Food & Agriculture Organization
  8. Maleszka R, Epigenetic integration of environmental and genomic signals in honey bees: the critical interplay of nutritional, brain and reproductive networks. Epigenetics. 2008; 3:188-192.
  9. Kucharski R, Maleszka, J,Foret, S, Maleszka, R. Nutritional Control of ReproductiveStatus in Honeybeesvia DNA Methylation. Science2008; 319 (5871): 1827–1833.
  10. http://www.sabah.com.tr/Pazar/Yazarlar/ors/2011/08/21/balin-tadini-kacirdilar
  11. http://ganibal.com.tr/giris.asp?kanal=haber&id=9
  12. https://www.facebook.com/ZeusBalcilikLimitedSirketi/posts/517994878237721
  13. Türk arıcılığında tehlikeler, Tema Vakfı Yayınları, 2001:Sayfa 23
  14. http://www.anzerbalisifa.org/anzer-bali-nedir.html
  15. http://saglik.bugun.com.tr/deli-bal-agriyi-onluyor-haberi/139349

 

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here