Beden görüntüleme cihazlarına da yaylım ateş!

0
3

Önceki hafta Amerikalı bir bilim insanı, kalp cerrahlarına verip veriştirmiş ve gerekmediği halde herkese kalp ameliyatı yaptıklarını belirtmişti. Ona göre, cerrahlar büyük paralar kazanmak için bu yola başvuruyordu. Şimdi de yüksek teknoloji ürünü beden taramaları gündemde. Peki, bu tür taramalardan geçmek, gerçekten de iyi bir fikir mi?

26.06.2005 tarihli Hürriyet Bilim’de (186/ 2005) yayınlanan bu yazının devamını kaçırmayın

Önceki sayımızda Amerikalı doktor Nortin Hadler’in kalp ameliyatları üzerine yaptığı istatistiki araştırmalar sonuçlarını yayınlamış, yazdığı kitapta binlerce kardiyolojik ameliyatın gereksiz yere ve sadece para kazanmak için yapıldığı kanaatine vardığını belirtmiştik. Tartışma ülkemize de sıçradı ve acaba bir çok kalp ameliyatı gereksiz mi, sorusu yöneltilmeye başlandı.

Şimdi de sırada beden görüntüleme cihazları var. Yapılan araştırmalar, tüm beden tarama görüntüleme cihazlarının önemli tehlikeler yarattığına dikkat çekiyor.

Ülkemizde de çok yaygın olarak kullanılmaya başlandığı için bu sorun dünyanın ortak sorunu; doktorlar hemen her konuda beden görüntüsü istiyor. Ancak burada konu sadece doktorlar değil, hastalar arasında da çok büyük talep var. Öyle ki beden görüntüleme cihazları çıktıktan sonra, hastalık hastaları çoğaldı. Kendisinden MR vb istemeyen doktorlara hastalar şüpheli gözle bakar oldu.

Burada size, tüm beden görüntüleme cihazlarıyla ilgili, hem tehlikeye işaret eden bilimsel araştırmaları sunuyoruz hem de böyle hastalık hastası bir Amerikalı hastanın, New Scientist’te yer alan ilginç öyküsünü sunuyoruz.

Her yanı delik deşik

Bill Casarella beş saat süren bir ameliyatın ardından, her yanı tüpler ve kateterlerle delik deşik edilmiş bedeninde korkunç ağrılarla uyandı. Birkaç hafta önce yapılan bir tarama sonucunda akciğerlerinde nodüller olduğu saptanmıştı. Bunun üzerine birkaç tetkikten daha geçirilmiş, ancak bunlardan da kesin bir sonuç elde edilemeyince 65 yaşındaki Casarella’nın nodülleri ameliyatla alınmıştı.

Laboratuvardan gelen haberler iyiydi: Bir olasılıkla zararsız sayılabilecek bir mantardan kaynaklanan nodüllerde kansere rastlanmamıştı.

Ne var ki, Casarella ameliyat sonrasında çekeceği onca azaptan habersizdi. Tüpler özenle alındıktan sonra bile sancısı dinmek bilmedi. Sancılara katlanabilmek için iki hafta boyunca ağrı kesiciler alıp durdu. Ancak bu ilaçlar sayesinde birazcık kendine gelebildi. Oysa, yıllık check-up öncesinde turp gibiydi.

Casarella birkaç yıl önce ABD’de başlayan ve hızla tüm dünyayı saran çılgınlığın kurbanı oldu: Bilgisayarlı tomografi, ya da kısaca CT.

Söz konusu yöntem bedenin bir dizi alıcı sayesinde toplanan X-ışınlarına tutulması ve ardından bunların bilgisayara yüklenerek bedenin en az 64 “dilime” ayrıldığı ayrıntılı görüntülere dönüştürülmesinden oluşuyor.

Kayda değer yatırım mı?

Ur, kalp hastalıkları ya da kemiklerdeki zayıflama gibi ciddi sağlık sorunlarının gecikmeden saptanması ve herhangi bir olumsuzluk durumunda hastalığı engelleyici önlemlerin alınabilmesi amacıyla kullanılan bu yöntem giderek yaygınlık kazanıyor.

Florida’daki Sağlık Tarama Merkezi’ne göre, tüm beden CT’si olarak bilinen göğüs, karın, ya da leğen kemiği boşluğuna uygulanan ve yalnızca bir dakika süren tek bir CT taraması “yaşam kurtarabiliyor“. Böylesi bir uygulama hiç de ucuz olmamakla birlikte, sonuçları düşünüldüğünde kayda değer bir yatırım sayılıyor.

Ne var ki, kimi uzmanlar bilgisayarlı tomografi yöntemine kuşkuyla yaklaşıyorlar. En iyi olasılıkla sağlıklarının üzerine titreyenlerin imdadına koşan bu yöntem, en kötü olasılıkla insana yarar sağlamaktan çok zarar verebiliyor.

CT taramasında “aldatıcı müspetlere“, bir başka deyişle, gerçekte herhangi bir sorun yokken varmış izlenimi veren sonuçlara bir hayli sık tanık olunuyor.

Bu tür sonuçlar gereksiz yere kaygılanmak, olası zararlı incelemeler, hatta Casarella’nın başına geldiği gibi bıçak altına yatmak anlamına geliyor.

Daha beteri

Daha da beteri, kısa süre önce yapılan araştırmalar bizzat tüm beden CT taramalarının kansere yol açabileceğini ortaya koyuyor. Gelgelelim, bu yöntemin uygulandığı merkezlerde söz konusu sakıncalara hemen hemen hiç değinilmiyor.

CT taramalarının geçmişi topu topu 1972 yılına uzanmakla birlikte, röntgen ışınları yüzyılı aşkın bir süredir insan bedeninin içini gözetlemek için kullanılıyor. Önceleri taramalar saatlerce, görüntülerin elde edilmesi de günlerce sürebiliyordu. Oysa artık bu tür bir tarama bir dakikada tamamlanırken, görüntülere de neredeyse anında ulaşılabiliyor.

CT hastalarda belirtilerin saptanması ya da hastalığın hangi aşamada olduğunun belirlenmesine yarayan bir tanı aracı olarak artık yaşamımıza iyice yerleşmiş durumda.

Ancak, ABD’deki klinikler 2000 yılından itibaren herhangi bir hastalık belirtisi göstermeyen, görünürde sağlıklı hastalara da bu yöntemi uygulamaya ve CT taramalarını sağlıkta devrim yaratan bir araç olarak tanıtmaya başladılar.

Dışarıdan bakıldığında, yöntemin göklere çıkartılması haklı gerekçelere dayanmaktaydı.

Hızla yayılıyor

Hasta bu taramalar sonucunda temiz çıkarsa gönül rahatlığıyla evine gidebiliyor, ufacık bir hastalık belirtisi saptandığında duruma el konabiliyordu. Durum öyle olunca, CT teknolojisi de hızla yayılmaya başladı. ABD’de açılan yüzlerce tarama merkezinin ardından, Britanya ve Avustralya da bu kervana katıldı. Bunun son derece kazançlı bir iş olduğu açıkça ortadaydı.

Ancak tıbbi gerekçeler böylesine elle tutulur değil. Belli bir hastalıkla ilgili bir testin olmasının bundan herkesin mutlaka yarar sağlayacağı anlamına gelmediği tıpta yaygın bir görüştür. Herhangi bir hastalık belirtisi göstermeyen yığınla insana uygulanan taramanın vereceği zararlar sağlayacağı yarardan çok daha fazla olabilir.

Taramanın sağladığı yararların çekincelerini gölgede bırakıp bırakmadığını anlamanın tek yolu gelişigüzel denetimli bir deneme aracılığıyla taramadan geçirilen grubun bir denetim grubuyla karşılaştırılmasıdır.

Ne var ki, şimdiye dek böylesine hiç bir girişime tanık olunmadı. ABD Besin ve Ilaç Kurulu (FDA) 2002’de, bu tür somut kanıtların bulunmadığına dikkat çekerek, yöntemin tarama amaçlı kullanımını hiç bir zaman onaylamadığını belirten bir bildiri yayınladı.

CT yandaşları bu gibi yöntemlerde gelişigüzel denetimli denemelerin çok pahalı olduğunu, üstelik pek bir işe yaramadığını öne sürüyorlar.

Ömrü 6 gün uzatıyor!

Öte yandan, Harvard Tıp Fakültesi’nden Scott Gazelle ve arkadaşları tarafından yapılan ve yöntemle ilgili tüm verilerin kuramsal bir modele dönüştürüldüğü farklı türde bir araştırma CT taramasının sağladığı yararların önemsenmeye değmeyecek denli az olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırmadan elde edilen bulgular bir kez tüm beden taramasından geçen hastaların %90’ının bir tür takibe alındığını, ancak yalnızca %2’sinde ciddi bir rahatsızlığa tanık olunduğunu, taramanın insanın ömrünü ortalama 6 gün gibi kısa bir süre uzatabildiğini ve tüm bu incelemelere ciddi bir servet akıtıldığını gözler önüne seriyor.

Ancak bu bulguları inandırıcı olmaktan uzak bulan CT yandaşları, özellikle de takibe alınanların yüzdesine karşı çıkıyorlar.

Tartışmalar sürerken, Eylül 2004’te yayımlanan bir araştırma tüm beden taramalarının gerçekten de urları tetikleyebileceğini ortaya koyuyor.

Geleneksel röntgenin DNA’ya zarar verebileceği ve hastada az da olsa kanser riskini artırabileceği zaten uzun zamandır biliniyor. Ancak bu yöntemin hastaya sağlayacağı yararlar söz konusu risklerin yanında çok daha ağır basıyor.

Riski yüzde 2 artırıyor

Oysa tüm beden CT taraması, söz gelimi bir göğüs röntgenine kıyasla, hastanın 100 kat fazla bir ışınıma maruz kalmasını gerektiriyor. Araştırmalar 45 yaşında bir erkeğin 75 yaşına dek her yıl bu taramadan geçmesi durumunda, ışınımın kanserden ölüm riskini %2 oranında artıracağını ortaya koyuyor.

CT yandaşları bu değerlere de burun kıvırıyor ve uzun süreli uçak yolculuklarının, hastanelerin röntgen bölümünde çalışmanın, hatta dağlık bölgelerde yaşamanın bile insanların ışınımdan aynı oranda etkilenmelerine yol açabileceğine parmak basıyorlar. Yine de, her yıl düzenli olarak bu tür taramalardan geçmenin pek de iyi bir fikir olmadığı görüşüne katılıyorlar.

Kimi sağlık merkezlerinde elektron-ışınlı CT olarak bilinen ve hastanın daha düşük dozda bir ışınıma maruz kaldığı öne sürülen farklı türde bir CT tarama yöntemi uygulanıyor. Ancak uzmanlar ışınım dozunu etkileyen asıl unsurların kullanılan voltaj ve bedenin görüntülenen “kesit sayısı” olduğuna dikkat çekiyorlar.

Yararı da var

Birtakım sakıncalarına karşın, tıp çevrelerinin dikkate aldıkları kimi CT tarama türleri de yok değil. Yaşları geçkin kadınların mamografi yaptırmaları önerilirken, belirli bir hastalık riskinin yüksek olduğu kişilerin de CT taramasından geçmelerinin mantıklı olacağına inanılıyor.

Geçtiğimiz yıl “Journal of the Amerikan Medical Association” adlı dergide yayımlanan bir araştırma da, koroner atardamarlarda kalsiyum birikiminin CT taramasıyla saptanmasının olası bir kalp hastalığını önceden uyarması açısından büyük bir önem taşıdığını ortaya koyuyor.

ABD’de yapılan bir başka kapsamlı araştırma da, akciğer kanseri tehlikesine karşı sigara içenlerin geleneksel röntgen ya da CT taramasından geçirilmelerinin yararlı olup olmayacağını belirlemeye çalışıyor.

Kolon kanserine yakalanma riski yüksek olanların da bu tür taramalardan kayda değer bir yarar sağladıkları belirtiliyor.

Gelgelelim, bu tür taramaları destekleyen uzmanlar bile yöntemin yararlılığı konusunda henüz somut kanıtlar bulunmamasından ötürü büyük bir tedirginlik duyuyorlar.

Yine de, çok kişi yararlılığı henüz kesinlik kazanmamış bu yönteme bel bağlamaktan geri kalmıyor. Casarella bile, yaşadığı onca sıkıntıya karşın, belli organların hedef alındığı CT taramalarının ateşli bir savunucusu olmayı sürdürüyor.

 

Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin