Bilimsel araştırmaları kimler yaptırıyor?

1
62

Bilim artık eski masumiyetini kaybetti. Bilimsel araştırmaların çok azı devlet ya da vakıflar tarafından fonlanıyor. Ünlü profesörümüz Hotamışlıgil’in dediğine göre ABD’de bilim ve teknolojiye en büyük katkıyı yapan 1000 projenin hiçbirini devlet fonlamamış; sanayiciler fonlamış. Yani bilimi istedikleri gibi yönlendiriyorlar. Bültenimizin mevcut sayısını Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen’in bilim ve sanayi arasındaki ilişkiyi vurgulayan yazısına ayırdık.

 Bilimsel araştırmaları kimler yaptırıyor?

Dünyanın ünlü bilim adamı, Harvard’ın meşhur araştırmacı hocası Hotamışlıgil akıl vermeye devam ediyor. Yere göğe sığdıramadığımız, gurur kaynağımız Hotamışlı hoca ne diyor? ABD’de bilim ve teknolojiye en büyük katkıyı yapan 1000 projenin hiçbirini devlet fonlamamış. Hocanın dediği bu. Bu cümleden ne anlam çıkıyor?

1. Devlet hiçbir bilimsel ve teknolojik araştırmayı fonlamasın, yani bunlara parasal destek vermesin.

2. Bütün bilimsel ve teknolojik araştırmaları, küresel kucağa oturan özel sektör kendi fonlarıyla yapsın.

Ne kadar mantıklı görünüyor değil mi? Ama kazın ayağı öyle değil. Ülkemizin bilim ve teknolojide nal toplamasının da, sömürge ve pazar olmasının da nedeni işte bu şifrede saklı.

Acaba Hotamışlıgil hoca bunu bilmiyor mu? Küresel dünyada parayı veren kuralı koyar, parayı alan kurala uyar. Yani sizin hangi konuda araştırma yapacağınızı veya yapmayacağınızı düdüğü çalan söyler. Sizler bu kuralın dışına çıkamazsınız.

Size klozet ve lavobo yapma görevi verildiyse eliniz mahkum yapacaksınız. Diş fırçasından macununa kadar bu kural geçerli. Hurda demiri eritme görevi verildi ise yapacaksınız, kendisi de filiz demirinizi alıp kaliteli çelik yapacak ve siz de onun eline bakacaksınız. Hurda demirlerle yapılan inşaatlar sizin eseriniz, kaliteli çelikle yapılan yüksek teknoloji ise onların.

İşte bu sömürge anlayışı, küresel sistemin devşirip kurduğu sistemle beslenir. Bu şirketlerin gövdesi içeri de beyni ise dışarıdadır. Bunların görevi, ülkelerini dışarıdaki köklerine bağımlı hale getirmektir.

İşte bu yüzden üniversitelerdeki milli projelere destek vermezler, üniversiteler de bu yüzden havanda su döver, çocuklarınız da bu yüzden doğru dürüst bir iş bulamaz. Çünkü size iş sahası açmak, ilaç, aşı, yüksek teknoloji üretmek bunların derdi değil. Yabancıların tatlı pazarı, komisyoncusu, distribütörü ve kültür elçisi olmak daha karlı değil mi? Her yer AVM doldu, nefes alacak park kalmadı.

İşte bu nedenle, kendimize ait keşfettiğimiz bir tane bile ilaç yok. Adamlar vermese hapı yuttuk. Apple trilyon dolara koşarken bizim hocalarımız keşfettiği ile değil, ithal edilen bu cihazlarla fiyaka yapıyor, caka satıyor. Çünkü bu şirketler dünyayı yönetiyor. Hotamışlı hoca bunu bilmiyor mu? Biliyorsa ödül için orada toplanıp kendini alkışlayan zevata niye bunları anlatmıyor da, milleti ve devleti yönetenleri yanıltmaya, heveslerini kırmaya çalışıyor.

Milli ilaç için, Sneider’e verdiğimiz 25 milyon euro kadar komik bir para gerektiğini Kayseri üniversitesi Rektörü söylüyor, adam kendini yırtıyor da bu zevat niye duymuyor?

Her yıl 4 milyar doları aşı için bunların ağababalarına verirken neden bu konuda kimse yatırım yapmıyor, önayak olmuyor? Koskoca İslam coğrafyası, Asya’sı ve Afrika’sı bize bakıyor, ama kıpırdayan yok.

Hadi bi el atın da, bu millette size ödül versin. Ama yapmazlar yapamazlar çünkü, küresel sistem buna izin vermez. Neden mi? Nedeni çok basit. Çünkü biz bunları üretirsek adamlar bunları kime satacak? Bu nedenle elektrikli taşıt üretmemize karşı çıkıyorlar, bu nedenle tablet bilgisayar yapmamızı istemiyorlar, bu nedenle bor ve toryumun teknolojik kullanımını istemiyorlar.

İstedikleri şu: Zombi ülkeler gibi bunları ham madde olarak satalım, bunlar da işleyip milyon katına bize satsın. Bütün olay bu, gerisi hikâye.

Bu sistem, kaynakları dışarıya pompalayan emme-basma tulumba sistemidir. Yabancıların taşeronu haline getirilmiş şirketler pompa, başındakiler ise pompacıdır. Asırlardır bu sistem değişmiyor. Adamlar canla başla pompalıyor, ama dışarıya.

Milleti tüketim toplumuna dönüştürmek ve dev AVM’ lerle ülkenin kaynaklarını dışarıya transfer etmek, bunların eseri ve marifeti. Ha bir de methiyeler düzerler. Aşağılık kompleksi böyle oluşuyor, hiç değilse bunu bilelim.

Bu zevat bilmiyor mu, yabancıların iştahına göre değil, kendi milli ihtiyacımıza göre yatırım yapan özgür ve bağımsız şirketlerimiz varsa, ilaçtan aşıya kötü kaderimiz değişir, yoksa sürünmeye devam ederiz. Bilimsel mandacılık yüzünden, Marmara depremine önlem olacak bilimsel araştırmalar için, soykırım yasaları çıkaran Fransız gemilerinden yıllarca medet umduk.

Millet enayi yerine konurken bu zevat niye yatırım yapmadı, neden bir gemi tahsis etmedi? Bunlar uzayda mı yaşıyor? Neyse ki bu yüce millet oyunu fark etti de geminin kralını aldı. Yarın kendimizin yapacağı günlerde gelecek merak etmeyin.

Eğer birazcık kafamız çalışıyorsa, birazcık aklımız kaldıysa, tek sığınağımız olan devletimize güvenelim ve onun ‘Elektrikli yerli taşıt’ projesini destekleyelim.

‘Bilim ve Teknoloji Merkezi’ ‘Milli İlaç ve Aşı Merkezi’ kurması ve cari açığı kapatacak 10 alanda ciddi yatırım yapması için kamuoyu oluşturalım. Gerçek milliyetçilik ve vatanseverlik budur. Yoksa halimiz harap. Adamlar yarın aşı ve ilaç vermezse, işte o zaman hapı yuttuk demektir.

Çağımızda telefondan bilgisayara, aşıdan enerjiye keşfeden ve üreten kazanıyor. Keşfettiği ile değil, tükettiği ile övünenin ve başkasının ağzına bakanın özgür yaşama şansı yok. Milletler ancak bilim ve teknolojiyle ayakta kalabilir, yoksa ayaklar altında kalır. Ancak bilim ve teknoloji ürettiği kadar özgür ve bağımsız olabilir.

Artık sokaklarda bağırarak özgür ve bağımsız olma dönemi bitti. Bağımlılığın dipsiz kuyusundan ancak bilim ve teknoloji ipiyle çıkabiliriz. Gerçek dünyada keşfettiğiniz kadar özgür, ürettiğiniz kadar bağımsızsınız.

Bilim ve teknoloji üretemezseniz, yaşama hakkınız da yoktur, şansınız da. Filistin’den Afganistan’a İslam âleminin sefaleti ve zavallı durumunun asıl nedeni bu. 57 İslam ülkesi, bir İtalya etmiyor.

Beyinleri uyuşturan ve karıştıran zihinsel savaş, ‘Oku, anla, akıl et, araştır, keşfet, Çin’de bile olsa…’ diyen bilimsel anlayıştan bizi uzaklaştırıp bilimsel mandacılığa mahkûm etmeye çalışıyor.

Bilimsel mandacılık; her keşfi, her çözümü dışarıdan beklemek, onların yatırım yapmasını istemek, onların yatırım alanlarında onlara bağımlı olmaktır. Sürüngenliğin asıl nedeni budur.

Yöntem de aynıdır; devlet yapmasın, bunların dışa bağımlı özel sektörü yapsın. Klâsik numara bu. Eğer yanlışsa bizi mahcup edecek bir şeyler yapın. Mesela milli ilaç ve aşıyla başlayalım işe.

İster ulusalcı, ister millici, ister ne olursa olsun, bilim ve teknoloji alanında yapılan icraat yoksa yazılan, çizilen, söylenen her şey hikâyedir, masaldır. Bu masalı çoook dinledik. Şimdi artık gözümüz açıldı, acı gerçekleri görüyor, yapılacak devrimi de biliyoruz: Ülke çıkarlarını korumanın, vatanseverliğin, milliyetçiliğin en önemli yolu, en önemli kriteri bilim ve teknolojide devrimdir.

Bunu başaracak icraatlar, ülkeleri boyunduruktan kurtarır. Bu irade, inanç ve bilgi yoksa keşfedene muhtaç, ithal etmeye bağımlı, modern sömürge oluruz. Bunu planlayan, her türlü desteği veren ve her türlü organizasyonu yapan kurumun adı milli devlettir.

Özel sektör ise, devletin yani milletin koyduğu hedeflere göre kendini seferber edecektir. Yani önce milli olacaktır. Tabii dışarının emrinde değilse ve dışarının ağzına bakmıyor, onların ağzıyla konuşmuyorsa…

Ancak bu anlayışla, bilim ve teknoloji üretemeyen acizlikten, ANKA uçağını, Altay tankını, Göktürk uydusunu yapabilen irade ve güce kavuşuruz. Kıbrıs için çıkarma gemisi bile yapamadığımız günleri unutmayalım. Sorun özgürlük ve bağımsızlık sorunu, çözüm ise bilim ve akıl oyunu. Bu oyunu artık biz de oynuyoruz.

Erciyes Üniversitesi Rektörü’ne ve Kayseri’ li hayırsever iş adamı Ziya Eren’e İlaç Geliştirme Merkezi’ne yaptığı yardımlar için teşekkür ederek, yılmadan korkmadan yolumuza devam edelim.

İstanbul’u fetheden topları döken bu millet, Sokullu Mehmet Paşa’ nın dediği gibi, isterse bilim ve teknoloji gemisinin direklerini altından, yelkenlerini atlastan yapar.

Yeter ki bizi bağımlı hale getirip engelleyenleri değil, özgür ve bağımsız yapmak için çırpınan evlatlarını dinlesin.

KAYNAK: http://www.kemalyesilcimen.com/artikel.php?artikel_id=221

 

Paylaş

1 Yorum

  1. Hocam genel anlamada güzel bir yazı ama dikkatini çeken nokta ” Küresel dünyada parayı veren kuralı koyar, parayı alan kurala uyar. Yani sizin hangi konuda araştırma yapacağınızı veya yapmayacağınızı düdüğü çalan söyler.” analizinden sonra Kayseri’ li hayırsever iş adamı için bu yazılanlar niye geçerli değil onu anlamadım Hulusi Kentmen olsa tamam derdim ama değil sanırım.

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin