Bir kaç iyi adam

5
81

Türkiye de bilimsel gerçeklik ile filimsel gerçeklik tümü ile karışmış durumda. Bir tarafta bir kaç iyi adam, diğer tarafta onlara balans ayarı verilmesi gerektiğini söyleyen, bilimi sadece batı kaynaklı rehberlerden ibaret sanan bir topluluk.  Bültenimizde bu konu ile ilgili Doc.Dr. Kemal Yeşilçimen’in güzel yazısını sunmak istiyoruz.

BİLİMDE POSTMODERN DARBE

Söyleyin bakalım ; Bizi hasta edenler kim? Halkın sağlığını tehlikeye atanlar kim? Halkı uyaranlar mı, yoksa uyaranlara karşı savaş açanlar mı? Patlama yapan ve yıllık maliyeti 10 milyar doları bulan şeker hastalığının en önemli nedeni olan GDO’lu mısır şekerini satanları mahkemeye vermek yerine, hastalıkları önlemek için çırpınan Karatay hocayı mahkemeye vermek, balans ayarı çekmek, sindirmek, susturmak kimin işine yarıyor? Kendinize gelin. Bizi hasta eden yaşam tarzının mimarları, karşı çıkanları böylece tasfiye ediyor görün artık.

Ne zaman aykırı bir düşünce çıksa hemen ezmeye kalkıyoruz. Ezemezsek engizisyon anlayışı içinde linç ediyoruz. Buna rağmen fikirlerini Galile gibi ısrarla açıklayanlara karşı şimdi de postmodern darbe yapın diyorlar. Demokrasi ve bilimde postmodern darbenin yeni adı : Balans ayarı. Medya ve zinde kuvvetler yoluyla aykırı düşünceleri baskıyla sindirmek ve tasfiye etmek. Halkın kafasını karıştırıyor diye Galile’yi mahkemelerde süründüren Engizisyon anlayışı kol geziyor. Orta çağdan beri değişen birşey yok.

Toplumu hasta eden, sağlığa zararlı kola, fastfood, GDO mısır şekeri… gibi zararlı maddeleri ifşa eden ve halkı uyaranların akibeti aynı : susturulacak ve tasfiye olacak. Bundan böyle sağlığa zararlı olan gıdalar konusunda halkı uyaran, tavuk, süt, yoğurt, fastfood, kola, katkı maddeleri… hakkında konuşan insanlar yok olacak. Zaten kaç kişi var ki? Yüzbinlerce aydın ve bilim adamının olduğu bir ülkede bizi hasta eden küresel oyunları ve planları açıklayan medyada kaç kişi var? Temizleyin bunları ve hastalığı yaşlanmaya bağlayan ve doğalmış gibi yutturanları çıkarın medyaya.

Çok yakında sektörün reklamını yapan cici bilim dünyası ile tanışacağız. Bol bol hastalık reklamı yapılacak. Erken teşhisle güya hayatınız kurtulacak ama önce hasta olacaksınız. Hastalık sektörüne karşı çıkanların sahtekar yalancı olduğu algısı yaratılacak. Zaten bu aykırı söylemlerin abartılı ve kasıtlı olduğuna dair dış kaynaklı haberler çıkmaya başladı bile. Bekleyin yakında göreceksiniz ; GDOdan fastfooda, katkı maddelerinden kimyasal zehirlere… bunların sağlığa zararlı olduğunu gösteren kanıt yok diyecekler. ‘Kanıta göre konuşun, yoksa cezaya hazır olun’ diyecekler. Eeee… biz neden bu kadar hastayız? Neden kanser ve her çeşit hastalık artıyor? Kanıtı biz mi bulacağız? Kanıt bulamadık diye hastalıktan sürünmek ve ölmek kötü kader mi olacak? 9 yılda 8 kat artan hastalık harcamaları yetmemiş demek ki. 2013 yılında muayene olan 700 milyonluk hasta ordusunu sağlığına kavuşturmak, hastalıkları önlemek artık tatlı bir hayal.

Hastalıktan beslenen hastalık cephesi kelle istiyor. Nedeni çok basit : Yüzlerce milyar dolarlık pazarın sağlık ve doğal beslenme adına küresel sektörlerden köylünün cebine gitme riskinin artması. Herkes evinde yoğurt peynir yaparsa, doğal gıda için marketler yerine köylere giderse, sağlığa zararlı içki, sigara, fastfood, kola ve janjanlı zehirlerden kaçarsa, milyarlarca dolar halkın cebinde kalır. Sağlıklı bir toplumun hastalık harcamalarının azalması da hastalık lobisini çökertir. İşte kopartılan fırtınanın nedeni bu. Şarlatanları susturmak çok mu zor? Toplumu otlarla aldatan şarlatanları bahane ederek sağlıklı toplum için çalışanları susturmanın temelinde kirli çıkarlar yatıyor. Hastalık üreten yaşam tarzının mimarları, sağlıklı toplum için çırpınanları harcamak istiyor. Hem de bilimsel ayak oyunlarıyla. Ancak bilmedikleri bir sırrı açıklayalım : Bu millet canını ve her şeyini riske atarak halkı uyaran, sağlığı koruyan, hastalıkları önlemek için cansiperane çırpınan evlatlarına sahip çıkacaktır. Çünkü bu yaşam savaşında kör ve sağır bırakılan toplumu, bu fedakar bilim insanları koruyacaktır.

HANİ DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ? 

NEREDE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ? 

Aykırı düşünceleri nezaketle dinlemeyi ve bilimin sükuneti içinde tartışmayı ne zaman öğreneceğiz? Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği (TEMD), “hâmilelikteki diyabet testinin zararlı olduğu” yönünde açıklamalar yapan Prof. Dr. Canan Karatay hakkında suç duyurusunda bulundu. Şimdi de aykırı düşünenlere balans ayarı çekiliyor. Neden? Güya halk sağlığı içinmiş. Beyler, 1990 yılında şeker hastası sayısı 1 milyondu(4). Bugün ise 12 milyon. Bu durum resmen milli felaket. Yarın askere alacak sağlam insan kalmayacak, uyanın. Artan hastalıklar milli güvenlik için en büyük tehdit. McKinsey Global Institute’ ın bir raporuna göre obezitenin küresel faturası sigara, savaş ve terörizminki kadar yani 2 trilyon $.

Bu felaketin mimarları kim? Nerede bizim kanıta bağlı konuşanlar? Söyleyin bakalım ; Bizi hasta edenler kim? Halkın sağlığını tehliye atanlar kim? Halkı uyaranlar mı, yoksa uyaranlara karşı savaş açanlar mı? Patlama yapan ve yıllık maliyeti 10 milyar doları bulan şeker hastalığının en önemli nedeni olan GDO’lu mısır şekerini satanları mahkemeye vermek yerine, hastalıkları önlemek için çırpınan Karatay hocayı mahkemeye vermek, balans ayarı çekmek, sindirmek, susturmak kimin işine yarıyor? Kendinize gelin. Bizi hasta eden yaşam tarzının mimarları, karşı çıkanları böylece tasfiye ediyor görün artık.

Şeker ilaçlarına kaç milyar dolar harcıyoruz haberiniz var mı? Şeker hastalığı dev bir sektör oluşturdu. Gizli şekeri teşhis edeceklermiş. Siz önce patlama yapan şeker hastalığını önleyin. Mahkemeye verecekseniz, öncelikle bizi şeker hastalığına mahkum edenleri verin. Bilimsel gücünüz, aklınız, iradeniz varsa, bunu öncelikle bizi hasta edenlere karşı kullanın. Gücünüz yetmiyor mu? Yoksa hasta sayısının azalması hastalık sektörü için çok mu zararlı? Şeker hastalığının önlenmesinde, mısır şekerinin yasaklanmasında Canan hoca kadar, Yavuz Dizdar hoca kadar, Ahmet Rasim hoca kadar halkı aydınlatan oldu da biz mi görmedik? Şeker hastalığının patlama yapması karşısında olağanüstü hal mi ilan edildi?

Bilim adamları keşfettiği ile gündeme gelir, sağlık felaketlerinde halkı uyarmasıyla tanınır. Bilim dünyamız şimdiye kadar neyi keşfetti, ülkeye ne kazandırdı ve bunları kim tanıyor? Bilim ve aydın dünyamız, akıllı telefonlarla caka satmaktan başka ne yapıyor? Başkalarının yaptığı araştırmaları sanki kendi yapmış gibi ballandıra ballandıra anlatmak, başkasının keşfettiği ilaç, aşı ve teknolojiyi sanki kendi keşfetmiş gibi fiyaka yapmak kime ne kazandırıyor? Gizlenen acı gerçek şu : Bu Engizisyon anlayışı yüzünden 60 yıldır penisilin ve insülin üretmekten aciz durumdayız. Yabancılar Penadur vermeyince sudan çıkmış balığa döndük. Yazdığınız insülinlere her yıl kaç milyar dolar ödüyoruz haberiniz var mı? Mahkeme ile meşhur olmak bizim bilim dünyasının ilk keşfi herhalde. Çok yazık.

Artık bilimsel tartışmaları mahkeme salonlarında yapacağız. Engizisyon mahkemesinde, bilinen görüşlere karşı çıkan ve ‘dünya dönüyor’ dediği için yargılanan Galile’den beri ilk defa böyle bir trajedi yaşıyoruz. Mahkemede neyi ispat edecekler? Bilim adamları kendini mahkemelerde değil, bilimsel arenalarda ispat eder ve bilgisini halkı aydınlatmak için kullanır. Kendine güvenen bilim adamları, mahkemelerde değil kongrelerde konuşur. Halkı aydınlatmak için de çıkar TV lerde tartışır. Yabancı bilim derneklerine sığınarak, onların rehberlerine güvenerek bilim ilerlemez. Dün yumurta haram diyorlardı, bugün ‘helal olsun yiyin’ diyorlar. Alın hipertansiyon rehberlerini okuyun: Birinin normal dediğine diğerleri anormal diyor. Sektörel baskı bilimi alt ediyor. Bilimi ve bilim adamlarını sektörün oyuncağı yapıyor. Küresel şirketlerin baskısıyla sürekli değişen rehberler yüzünden 10 yıldır doktor milletini rehber maymunu yaptılar, her ülkenin rehberi ayrı, hani bilimsel gerçekler? Demek ki bilim ve bilimsel rehberler kutsal değilmiş. Karşı çıkan da biz de olduğu gibi bilimden aforoz edilmiyor.

Bilimde aykırı fikirleri engizisyon ve postmodern darbeyle susturmaya çalışanlara, bilimi hukuka dayayanlara ve bilimi mahkemede arayanlara bir kere daha anlatalım:

Bilim inkâra, din ise imana dayanır. Eski bilgilerimize sıkı sıkıya bağlı kalsaydık, onları inkar etmeseydik bugün hala Taş Devri’ nde yaşıyor olacaktık. Hem de cilalı taş devri bile değil, yontma Taş Devri’ nde. Çünkü cilâyı da bulan, farklı ve aykırı düşünen insanlar. Bilimde aykırı fikirleri engizisyon ve postmodern darbeyle susturmaya çalışanlara, bilimi hukuka dayayanlara ve bilimi mahkemede arayanlara, 4600 yıl önce yazılan tıbbın ilk yazılı metnini bir kere daha hatırlatalım :

Süper doktorlar hastalıkları önler, vasat doktorlar erken teşhis ve tedavi eder, adi doktorlar ise hastalıktan rant sağlar.

Herkes grubunu ve cephesini belirlesin !

Hangi gruba dahilsiniz?

Hangi cephenin askerisiniz?

Cepheler : Hastalık veya Sağlık cephesi.

www.aciamagercek.com

 

Paylaş

5 YORUMLAR

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin