Çocuk Olmayınca Millet Olmaz

0
21

Cumhuriyet’in ilk yıllarında yeni doğan ve çocuk ölümleri, ülkenin geleceğini tehdit edecek kadar yüksek boyutlardadır. Cumhuriyet hükümetleri, bulaşıcı hastalıklarla birlikte çocuk ölümlerini de ortadan kaldırmak için her araca başvurarak çok yoğun bir mücadele yürütmüş ve on yıl içinde çok başarılı sonuçlar alınmıştır. 18 Aralık 1926 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Çocuk Olmayınca Millet Olmaz” başlıklı yazıda Besim Ömer Paşa ülkenin bu sorununu anlatmaktadır.

19.01.2007 tarihli Cumhuriyet Bilim-Teknik’te yayınlanan bu yazıyı Osman Bahadır hazırlamış. Bültenimizin bu sayısında Türk bilim Dünyasının unutulmayanları arasında olan Prof. Dr. Besim Ömer Akalın’ın İnci Hot tarafından hazırlanmış yaşam öyküsünü de okuyacaksınız.

Çocuk Olmayınca Millet Olmaz

Cumhuriyet’in ilk yıllarında yeni doğan ve çocuk ölümleri, ülkenin geleceğini tehdit edecek kadar yüksek boyutlardadır. Cumhuriyet hükümetleri, bulaşıcı hastalıklarla birlikte çocuk ölümlerini de ortadan kaldırmak için her araca başvurarak çok yoğun bir mücadele yürütmüş ve on yıl içinde çok başarılı sonuçlar alınmıştır. 18 Aralık 1926 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Çocuk Olmayınca Millet Olmaz” başlıklı yazıda Besim Ömer Paşa ülkenin bu sorununu anlatmaktadır. Kısaltarak ve kısmen bugünkü dilimize uyarlayarak aldığımız bu yazıda Besim Ömer Paşa şunları söylemektedir;

“…Her memlekette çocuk ölümleri o memleket ahalisini ve o memleket mukadderatını ellerinde tutan zevatı ziyadesiyle meşgul etmektedir. Ölümler, bu meyanda da çocuk ölümleri son seneler zarfında nispeten ziyadeleşmiştir. Çocuk meselesi her memleket için hayati bir ehemmiyeti haizdir. Bunun içindir ki, bazı hekimler “çocuk olmayınca millet olmaz” demişlerdir.

Çocuk meselesi, nüfus meselesidir. Her memleket, doğumları ile, çocukların ölümleri ile, nüfusu ile diğer memleketlerdeki aynı hususları karşılaştırarak gelecek için mühim kararlar almaktadır. Evvel emirde, memleketteki ölümlerin çokluğunu komşu memleketlerdeki ölümler ile, bilhassa doğumlar ve ölümler arasındaki münasebetle karşılaştırma, memleketin geleceğini temin nokta-i nazarından (bakış açısı) fevkalade mühimdir. Memleketimizde çocuklar arasında ölümlerin adedi kati bir surette bilinemediğinden, yalnız bizler gibi hayli zamandan beri icra-i sanat eden tıp mensuplarının müşahedeleri (gözlemleri) ile hemen beyan-ı mütalaa olunmaktadır.

MEMLEKETİMİZDE ÇOCUK ÖLÜMLERİ

Geçen sene Ankara’da toplanan tıp kongresi için hazırlanması lazım gelen raporlara esas olmak üzere çeşitli vilayetlerden çocuk ölümlerine dair malumat alınmıştı. Bu malumata göre bazı vilayetlerde ölümler, mesela Trabzon’da % 30 ile % 40, bazılarında % 10-15 arasında, birtakımında da (ezcümle Giresun’da) % 45 nispetindedir. Bu çeşitli nispetler arasındaki farklılık, daha memleketimizde istatistik fenninin ileri gidemediğini ve gerçek bir rakam alınamadığını göstermiştir.

Mamafih ölümlerin ­elde kati bir miktar olmasa bile ­ nispeti ile diğer memleketlerdeki ölümler karşılaştırılırsa, bizdeki ölüm nispetinin hepimizi korkutacak derecede olduğunu kabul etmek vatanperverane bir alakanın ifadesidir. Her memleket gibi bizde de nüfus siyasetine ehemmiyet verilmek lazımdır ki, bunda da nazarı dikkate alınacak en mühim cihetler doğumlar, ölümler, göçler meseleleridir. Vatanımızda diğer memleketlerde olduğu gibi doğumları arttırmada büyük bir mesele olmadığından nüfus siyasetinde alınacak tedbirler çerçevesinde bu husus ile çok uğraşmaya yer yoktur. Bilhassa köylerimizde doğum sayısı ziyadedir. Ekseriya 4-5, hatta 7-8 çocuk doğuran kadınlar mühim miktardadır. Şimdi bu 9 çocuk doğuran bir ananın elinde hiçbir yavru kalmadığı düşünülürse, memleketimizdeki çocuk ölümleri faciasının ne kadar mühim olduğu anlaşılır. Şu halde biz nüfus siyasetimizde doğumu sağlamaktan ziyade, ölümleri azaltmaya ehemmiyet vermeliyiz.

İLK ADIM NASIL OLMALIDIR?

Ölüm çokluğunun sebeplerini araştırmak, bu hususta lazım gelen tedbirlerin ilk adımıdır. Hiç şüphe yoktur ki, çocuklar arasındaki ölüm sebeplerinden bazıları, yalnız çocuklara değil, umuma aittir. Sağlık kaidelerine aykırı bir yerde, bir ocakta fenni olmayan şartlar dahilinde yaşayan ailenin çocuğu elbette bu zararlı tesirlerden, büyüklerden ziyade etkilenir ve zarar görür. Demografi fenninin ileri gittiği memleketlerde görülüyor ki, tavan aralarında, kasvetli, dar yerlerde yaşayan aileler çocuklarını daha ziyade kurban vermektedirler

Cehalet ve sıhhi terbiyenin olmaması da çocuk ölümlerinin en mühim sebeplerindendir. Gerçi fakirliğin de bu husustaki büyük tesirini inkar etmek imkânsızdır. Fakat çocuk büyütmede, yanlış fikirlerin ve batıl itikatların hakim olduğu yuvaların verdiği kurbanlar da göz önündedir. Yalnız fakirlik sebebiyle çocuklarını iyi büyütemeyenlerin adedini de büyük şehirlerde nazarı dikkate almak lazım gelir.

Evlilikten evvel de birçok husus nazarı dikkate alınmalı, yani evlilik fenni surette yapılmalıdır. Çocuk ölümlerinde doğumdan öncesinin ehemmiyeti büyüktür. Çocuğun valide karnına düşmesinden itibaren, hayata kabiliyetini temin maksadıyla birçok şahsi, sosyal tedbirlere başvurmak gerekmektedir. Çocuk doğduktan sonra özen gösterilmesi lazım gelen hususlara dikkat etmek, üçüncü yardım zümresini teşkil eder.

Bu bapta (konuda) en ziyade gözetilecek nokta, validelerin çocuk büyütmekteki bilgilerini ileri götürmektir ki, bu da büyük şehirlerde küçük çocuk muayenehanelerinin, süt damlalarının çoğaltılması ve lazım gelen propagandanın geniş bir şekilde yaygınlaştırılması ile olur. Sıhhi tedbirlerin yaygınlaştırılmasında bugün konferanslardan, dinletmeden ve telkin etmeden ziyade gözle öğretmeye ehemmiyet verilmektedir.

Cumhuriyet hükümetimiz çocuk ölümlerini dikkate aldığındandır ki, bazı vilayetlerde doğum evleri, çocuk bakım yurtları tesis eylemiştir. Diğer taraftan Sağlık ve Sosyal Yardım Vekili de son seyahatinde çocuk büyütmeye dair “Müstakbel Valide” filmini getirtmiş, yeni doğanlarla, küçük yaştaki çocuklarda verem bulaşmasının önünü almak amacıyla aşı tatbiki için teşebbüslerde bulunmuştur.”

18 Aralık 1926, Cumhuriyet

Dr. Besim Ömer Akalın’ın (1862-1940) yaşam öyküsü

Ülkemizde çağdaş doğum biliminin öncülerinden olan Dr. Besim Ömer Akalın, 1862’de İstanbul’da doğdu. Babası Ömer Şevki Paşa, ilk Meclis-i Mebusan’a Sinop temsilcisi olarak katılmıştır. İlk öğrenimini Priştine ve Kosova’da gören Besim Ömer Akalın, daha sonra Gülhane Askeri Okulu’na ve Kuleli Askeri Lisesi’ne devam etmiştir.

1885 yılında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’yi (Tıp Okulu) Yüzbaşı rütbesiyle bitirmiş, bir süre Yunanistan sınırında Askeri Hekim olarak görev yapmıştır. Burada tifoya yakalanınca İstanbul’a geri dönerek Tıp Okulu’nda doğum kliniğinde öğretmen yardımcısı olarak göreve başlamıştır.

1887’de Paris’e uzmanlaşma için giden Besim Ömer; buradaki deneyimlerini iki kitapla ülkemize taşımıştır. Doğum Tarihi isimli kitabı ülkemizde doğumla ilgili ilk çağdaş eser özelliğini taşımaktadır. Paris’teki eğitiminin ardından 1891 yılında İstanbul’a döndü. Doğum hocalığına atandı.

Dr. Besim Ömer Akalın’ın gerçekleştirmek istediği en önemli iş, bir doğum kliniği açmaktı. Ancak dönemin anlayışı bir doğumhanenin açılışına resmi olarak izin vermiyordu. Besim Ömer, buna rağmen 1892’de Demirkapı’daki Taşkışla’ya yakın bir bölgede üç odadan oluşan küçük bir binayı gizlice doğum kliniği haline getirdi. Bu klinik; ülkemizdeki ilk doğum kliniğidir. 1893 yılında Brüksel’de toplanan uluslararası kongreye devlet tarafından gönderildi. Aynı yıl, Dr. M. Nizamettin ile birlikte Kadın Hastalıkları isimli bir kitabı Türkçe’ye çevirdi.

Besim Ömer, kadın sağlığı ve doğumun yanında çocuk sağlığı alanında da eserler vermiştir. Ayrıca tıp hijyeni, asepsi ve antisepsi konularında da çalışmaları olmuştur. 1895 yılında Ebe Okulu’na öğretmen olarak görevlendirilmiştir. Ebeliği ayrı bir meslek dalı olarak değerlendiren Dr. Besim Ömer, ebelik eğitiminde adeta yeni bir çağ açarak Ebe Okulu’nu çağdaş bir özelliğe kavuşturmuştur. Ebelik alanında ilk kitaplara da imza atarak Doğurduktan Sonra, Ebe Hanımlara Öğütlerim ve Ebelik isimli kitaplarını yayınladı. Dr. Besim Ömer Akalın, bu çalışmalarıyla ülkemizde çağdaş ebeliğin kurucusu oldu.

Yazdığı bilimsel eserleri yanında, halkı eğitmek için de kitaplar yazmış, ilk doğum kliniğini açarak kadınların hekimler tarafından muayenesini sağlamıştır.

1899’da Doğum Kliniği şefliğine atanan Dr. Besim Ömer, 1909 yılında kliniğini Kadırga’ya taşıdı. 1928 yılına kadar Kadırga’da bulunan klinik daha sonra Haydarpaşa’ya taşındı. Dr. Akalın; şimdiki ismi Kızılay olan kuruluşun kuruluş çalışmalarında çok aktif görevler üstlenmiş, kadınlar kolunun kurulmasına önayak olmuştur.

1915 ve sonrasında bu kez hastabakıcılık mesleği üzerine eğilen Dr. Besim Ömer, bu alanda da bilimsel eserler vermiştir. Başlıca kitapları: Hastabakıcılık, İlk Yardım, Savaş Zamanında Hastabakıcının Bir Günlük Görevi, Hastabakıcılığa Dair olmuştur.

Besim Ömer’in kurulmasında öncü olduğu bir diğer dernek de halen çalışmalarını sürdüren Verem Savaş Derneği’dir. 1918 yılında kurulan derneğin kuruluş çalışmalarında yer aldı.

1921 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde kurulan Çocukları Koruma Derneği’nin de kurucularındandır.

Besim Ömer Paşa’nın 1938’de kurucusu olduğu bir başka kuruluş da Türk Tıp Tarihi Kurumu’dur.
Kadın sağlığı, doğum, ebelik, çocuk sağlığı, Kızılay, hastabakıcılık, verem, tıp tarihi alanlarında öncü uğraşlar vermiş Dr. Besim Ömer Akalın, 19 Mart 1940 tarihinde Ankara’da vefat etmiştir.

İnci Hot
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı (yüksek lisans tezi)

http://www.saglik-info.com/NETGAZETE/izbirak.asp

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here