Domuz gribi aşısındaki kaos

0
4

Domuz gribi aşısındaki kaos bitmek bilmiyor. Aşının etkinliği ve muhtemel zararlarını test edecek araştırmalar bitmeden piyasaya verildi. Türkiye aşıya ilk ruhsat veren ülkelerin başında geliyor. İlk parti aşı ülkemize geldi. Her yıl Amerikan televizyonlarında mevsimsel grip aşısını yaptıran Prof. Dr. Memet Öz (Amerikanın en meşhur doktoru) nedense domuz gribi aşısını yaptırmayacağını söylüyor. Alman başbakanı Mercel de aşı yaptırdı ama bize yapılacak aşı gibi cıva ve skualen gibi toksik maddeleri içermiyor. Alman vatandaşlarına ise cıvalı aşı yapılınca bütün Almanya ayağa kalktı. T.C Sağlık Bakanlığı ise en az 20 milyon kişinin aşı olması gerektiğini söylüyor. Herkesi bir korku sarmış durumda. Ne yapacağını bilemiyor. Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, bir domuz gribi salgını olduğunu ama bu hastalığın iddia edildiği gibi çok öldürücü bir hastalık olmadığını söylüyor ve çok iddialı konuşuyor; “Aşıya gerek yok!” Peki neden? Bu sayımızı Mine Şenocaklı’ının Küçükusta ile Vatan gazetesinde yaptığı röportajına ayırdık.

Öyle bir açıklama geldi ki en yetkili ağızdan, paniğe kapılmamak mümkün değil. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, domuz gribi salgının Şubat ya da Mart ayında zirve yapmasını beklediklerini söyledi. Ve iki senaryo açıkladı. İyi senaryo da, kötü senaryo da ürkütücü… Kötüsünden başlayalım ki, iyisi biraz daha az ürkütücü olsun! İşte kötü senaryo: Eğer domuz gribi aşısı yapılmazsa 21 milyon kişi hastalanacak ve 5 bin 300 kişi hayatını kaybedecek. Gelelim iyi senaryoya; aşı yapılırsa 1 milyon 800 bin kişi hastalanacak, 400 kişi hayatını kaybedecek. Bu açıklamalar, halkta şok etkisi yaratmakla kalmadı, uzmanlar arasında da büyük tepkilere yol açtı. Sağlık eski Bakanı Rıfat Serdaroğlu, “Bakanın izlediği strateji doğru değil; Azrail’in Türkiye temsilcisi gibi konuşuyor. Bence bu açıklamanın ardında ekonomik kriz ve demokratik açılımla ilgili sıkıntıları perdelemek yatıyor” dedi. Bir diğer eski bakan Halil Şıvgın ise daha teknik bir mesele üzerine sorguladı bu açıklamayı; “Bu aşı ne kadar başarı sağlayacak?” diye…

Bir tepki de yine eski bakanlardan Osman Durmuş’tan geldi: “Sağlık Bakanı’nın görevi, çıkacak muhtemel bir salgının reklamını yapmak değil, o salgını önlemektir. Merak ediyorum, dünyada Türkiye’den başka 40 milyon aşı siparişi veren bir ülke var mı?” Tepkiler böyle… Ve bu soruların hepsi de cevap bekleyen türden… Mesele sağlık; şakaya da, polemiğe de gelir yanı yok. İşte bu yüzden 30 yılını göğüs hastalıkları uzmanlığına adamış, 31 yaşında profesör unvanını hak etmiş Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta ile bu tartışmaları ele alalım istedik. Küçükusta’nın bir özelliği daha var, her zaman toplum sağlığını ilaç kartellerinin kâr hırsına karşı cesurca savunması… Biz sadece kitaplarının ismini söyleyelim, siz anlayın; ’Biri Bizi Hasta Ediyor’, ’Modern Zaman Hastalıkları’ ve pek yakında Hayykitap’tan çıkacak olan kitabı ’Adamın Biri Doktora Gitmiş Gidiş O Gidiş’… Sohbete başlar başlamaz, o nüktedan üslubuyla tavrını belli etti Küçükusta; “Bütün dünyada domuz gribi salgınında ve tedavisinde bir domuzluk olduğundan şüpheleniyorum!” Bu domuzluklar hakkındaki tüm doktorca tanılar ve bilimsel veriler söyleşimizde…

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, bir domuz gribi salgını olduğunu ama bu hastalığın iddia edildiği gibi çok öldürücü bir hastalık olmadığını söylüyor ve çok iddialı konuşuyor; “Aşıya gerek yok!” Peki neden? “Çünkü domuz gribinin öldürücülüğü binde 1’in çok altında, bugüne kadar dünyada bu hastalıktan ölenlerin sayısı 4 bin 500 civarında. Oysa olağan grip salgınlarından her yıl 250 bin ila 500 bin insan ölüyor. Türkiye’deki kurban sayısı ise yaklaşık 7 bin…” Prof. Küçükusta, bu bilgileri verdikten sonra soruyor; “Sağlık Bakanlığı’nın, domuz gribiyle uğraşacağına bildiğimiz gribe karşı önlem alması daha mantıklı olmaz mı?

Hocam, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “Domuz gribinde iki senaryo var. Aşı yapılmaz ve tedbir alınmazsa 5 bin 300 kişi hayatını kaybeder. Aşı yapılır ve tedbir alınırsa 400 kişi hayatını kaybeder” diyor… Bu senaryolar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu kadar panik yapılmasının sebebini anlamıyorum. Sağlık Bakanı’nın grip aşısı fabrikası olsa anlayacağım ama o da yok. Üstelik de kendisinin dürüstlüğünden hiçbir şekilde şüphe etmiyorum. Sağlık Bakanlığı’nda 50 senedir yapılamayan devrim niteliğinde şeyler yaptığını da söylüyorum. Ama domuz gribi aşısında tamamen karşısındayım.

Neden?

Bir kere grip aşılarının etkinliği biraz da Nasrettin Hoca’nın göle maya çalmasına benziyor. Aşı ancak grip salgınına yol açan virüsle aşıdaki virüslerin uyumlu olması durumunda işe yarıyor. Aşının hiçbir şekilde garantisi yok. Bazen hiçbir işe de yaramayabiliyor. Ve Sağlık Bakanı’nın korkutucu, panik yaratıcı ifadeleri tıbbi olarak da son derecede sakıncalı. Çünkü bağışıklık sistemi insanların ruhsal durumu ile yakından ilgili. Streslerin, korkuların, endişelerin, acabaların vücudun direncini düşürdüğünü gösteren pek çok araştırma var. Vatandaş, Başbakan’dan alışık olduğu üzere ’Bu salgın bize dokunmaz, olsa olsa teğet geçer’ benzeri moral verici sözler beklerken Sağlık Bakanı’nın varsayımlara dayanan domuz gribi senaryoları moral bozmaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Ben de hastalarıma daima “Prospektüsünde yazmıyor ama aşı yaptırırken mutlaka ’Ya tutarsa’ diye iyi dilekte bulunun, kalbinizi ferah tutun. Çünkü iyimser olmanın bağışıklığı kuvvetlendirdiğini gösteren araştırma sayısı, grip aşılarının etkin olduğunu gösteren araştırma sayısından çok daha fazla” tavsiyesinde bulunuyorum! Diyeceğim, bir virüsün kıtalar arasında yayılım göstermesi ve insandan insana bulaşması toplum sağlığı bakımından elbette çok önemli. Ancak, pandeminin (büyük salgın) insanlar arasında gereksiz bir panik yaratmasına fırsat verilmemesi gerekiyor.

O zaman hocam şu soruları yanıtlayabilir misiniz? Bu aşı gerçekten gerekli mi, etkili mi, yan etkileri var mı, herkes olmalı mı?

Bir kere domuz gribinin bir pandemi yaptığı kesin, ama dünya çapında salgın demek insanların kitlesel şekilde ölmesi manasına gelmiyor. Önce bu salgın için iyimser olmamızı destekleyen pek çok sebep olduğunu görmemiz gerekiyor. Birincisi, milyonlarca insanın öleceği ileri sürülen salgının o kadar da ağır bir hastalık tablosuna yol açmadığı artık belli oldu. Virüs bulaşan insanların çoğu hastalığı tedavi görmeden ayakta atlatabiliyor. Yapılan araştırmalardan anlaşıldığına göre, domuz gribinin öldürücülüğü binde 1’in çok altında. Bugüne kadar tüm dünyada ölen insan sayısı 4 bin 500 civarında. Oysa olağan grip salgınlarında her sene 250 ila 500 bin arasında insanın öldüğünü biliyoruz. Dünya Sağlık Örgütü’nün rakamı bu… Olağan grip, domuz giribine göre çok daha öldürücü. İşte esas altı çizilmesi gereken şey bu. Domuz gribinin çok bulaşıcı olduğu da doğru, buna kimse itiraz etmiyor. Ama önemli olan domuz gribinin olağan gribe kıyasla öldürücülüğünün çok daha az olması…

Pandemilerin ağırlık olarak beş derecesi var. Domuz gribi pandemisi ölüme yol açma açısından en alt seviyede… Dolayısıyla eğer Sağlık Bakanlığı vatandaşları salgın bir hastalığa karşı korumak istiyorsa, bunu öncelikle olağan gribe karşı yapması daha doğru olmaz mı?

Ama önümüzdeki aylarda kitlesel ölümler beklendiği söyleniyor…

’Kitlesel ölümler olacak’ lafı tamamen senaryo. Tıpkı Hollywood film senaryoları gibi…

İyi de Sağlık Bakanı Akdağ, “Eğer aşı yapılmazsa nüfusun 3’te 1’i hastalanacak” diyor…

Böyle olsa bile domuz gribinden ölenlerin sayısı hiçbir zaman olağan grip salgınındaki kadar çok olmayacak.

Peki bakanlık bunu göremiyor mu?

Göremiyorlar herhalde. Her sene 250 ila 500 bin arasında insanı öldüren bir grip salgını hiç bu kadar gündeme gelmezken, öldürücülüğü son derece düşük olan bir hastalığın öne çıkarılması ve bunun insanlarda panik yaratacak sloganlarla duyrulması son derece yanlış, gereksiz…

Peki Türkiye’de olağan gripten kaç kişi ölüyor?

Bizde güvenilir rakam yok. Ama Amerika’da her sene grip salgınından ölenlerin sayısı 36 bin. Amerika’nın nüfusu 300 milyon. Kabaca bizden 4 misli fazlalar. Demek ki bizde de 7 bin kişi kadar ölüyor. Ama bizde domuz gribinden ölen bile yok. Bu yüzden, Sağlık Bakanlığı’nın bu açıklamalarından sonra akla gelen pek çok soru var.

Mesela?

Bir kere domuz gribi virüsünün tabii mutasyonla oluşmadığına ve laboratuar ortamında yaratıldığına dair kuşkular ve bunu destekleyen bulgular var. Yani domuz gribi virüsü, biyolojik silahlar gibi suni olarak üretilmiş ve topluma isteyerek ya da istem dışı bulaştırılmış olabilir. Ve bundan da birtakım ilaç ve aşı üreten firmalar çok ciddi kazançlar sağlayabilir. Mesela pandemi ilanından sonra aşı üreticisi firmalardan birinin borsadaki hisselerinde bir günde yüzde 3.6 gibi çok ciddi artışlar olması, insanın kafasını karıştırıyor.

Bir başka önemli konu da bunun ilk domuz gribi paniği olmaması. 1976 yılında Amerika’da Fort Dix’te askerlerde görülen enfeksiyon bahane edilerek, milyonlarca insan domuz gribine karşı aşılanmış, ama daha sonra böyle bir salgının gerçek olmadığı ortaya çıkmıştı. Üstelik aşı yüzünden 30 kişi ölmüş ve yüzlercesi de ömür boyu felçli kalmıştı. Bu ölümlerin sebebi de Guillain-Barre Sendromu. Bu sendrom sinir sisteminde, kol ve bacaklarda ve solunum kaslarında felçlere ve ölümlere yol açabilen bir hastalık. O zaman aşının Guillain-Barre Sendromu’nu 8 misli artırdığı anlaşıldı. Ve aşı 10 haftalık uygulamadan sonra bu yüzden uygulanmaz oldu.
Aşının yan etkileri olabilir

Ama aradan 33 yıl geçti. Aşı üretiminde hiç mi yol alınmadı?

Gelişmeler var. Mesela canlı virüs aşıları var, antijenden aşılar var… Benim burada anlatmak istediğim şey başka. Domuz gribi 1976’da çok az sayıda askerde görüldü önce, ama ’Dünya çapında salgın olacak’ denilerek milyonlarca Amerikalı aşılandı. 10 hafta sonra ise aşının Guillain-Barré Sendromu’na yol açtığı anlaşıldı. Aşılanan 30 kişi öldü, yüzlerce insan da ömür boyu felçli kaldı. Bu tarihi bir gerçek.

Bir de deniyor ki, “Geçen ilkbaharda görülen birinci dalgaydı, asıl dalga kışın gelecek.” Bu bilgi neye dayanılarak veriliyor?

1510 senesinden beri dünyada meydana gelen 14 pandemi, yani dünya çapında salgına yol açan hastalıklara ait veriler incelendi ve hiçbirinde baharda görülüp, sonra tekrar daha büyük şekilde ortaya çıkan bir salgın olmadığı ortaya kondu. Yani istatistikler bu görüşü de yalanlanıyor… Bir de şu var; 1918’deki İspanyol Gribi’nde 20 ila 40 milyon insan öldü diye biliniyor. Bu da bir H1N1 virüsüydü. Yani H1N1’in insan tipi de var, domuz tipi de… O insan tipiydi. Ölümün sebebi ise antibiyotik olmamasıydı. O zamanki ölümlerin birçoğunun grip sonrası zatürreden dolayı ortaya çıktığı, o zaman henüz antiboyitikler keşfedilmediği için ölü sayısının çok yüksek olduğu biliniyor. Yani aşı olmadığı için değil… Günümüzde çok etkili antibiyotikler var, böyle müthiş bir ölümle karşılaşmayız.

İşin bir de dini yönü var…

Siz, Domuz Gribi’nin dini bir yönü olduğuna da dikkat çekmiştiniz…

Evet. Domuz gribi virüsünün DNA yapısını inceleyen uzmanlar, salgına yol açan H1N1 virüsünün insan, domuz ve kuş gribi virüslerine ait genetik bir karışımdan oluştuğunu açıkladılar. Dolayısıyla hazırlanacak aşıda domuz gribi virüsüne ait genetik materyal de bulunacak. Aşı içinde domuz virüsü genlerinin bulunması Müslüman ve Museviler’in domuz gribi aşısı olmalarının caiz mi, haram mı olduğu sorularını da gündeme getiriyor. Salgına yol açan virüsün domuz gribi virüsü yerine, ısrarla Meksika virüsü, İnfluenza H1N1 virüsü, 2009 H1N1 virüsü gibi içinde domuz geçmeyen terimlerle isimlendirilmek istenmesi de aşının satışında dini faktörlerin etkisini ortadan kaldırmak için olabilir. Kim ne derse desin, dünyada bu domuz gribi salgınında ve tedavisinde bir domuzluk olduğundan ciddi şekilde şüpheleniyorum.

Kimse çocuklarıma aşı yaptıramaz!

Bakan Akdağ diyor ki, ‘Ben çocuklarıma da domuz gribi aşısı yaptıracağım!’

Ben de diyorum ki, ‘Aileme, çoluğuma çocuğuma ve bana kimse domuz gribi aşısı yaptıramaz.’ Çünkü hem grip aşılarının etkisi son derece tartışmalı hem de domuz gribi hastalığı öldürücü bir hastalık değil. Üstelik aşının etkinliği ve özellikle de yan etkileri konusunda çok ciddi şüpheler var. Yani domuz gribinden kurtulacağım derken işin ucunda aşıdan zarar görmek, hatta ölmek de var.

Hocam ben hâlâ ikna olmuş değilim. Öyleyse Bakan Akdağ niye çıkıp böyle panik yaratacak bir açıklama yapsın?

Ben de aynı sizin gibi bu işin mantığını anlayamadım… Sanıyorum ki, Sağlık Bakanı danışmanlarının etkisiyle bu sözleri söylüyor. Mesela Kuş Gribi’nde çok iyi önlem aldılar. Hatta o zaman yazılar yazmıştım, ‘Türk’ün kuş gribiyle imtihanı başarıyla bitti’ diye… Ama domuz gribinde aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.

Vatan

Prof Dr. Ahmet Aydın’ın yorumu

Grip mikrobu bir virüs olduğundan antibiyotik tedavisinden etkilenmiyor. Her yıl on milyonlarca insan gribe yakalanıyor. Yüz binlercesi de ölüyor. Kuş gribini herhalde unutmadınız. O zaman yine korku tüneline girmiştik.

Yeterli önlem alınmadığı için felakete dönüşen kuş gribi salgını köy tavukçuluğunu bitirdi. Yetkililer “biz zamanında önlem almadığımız için hastalık yayıldı” diyemedikleri için tavukların hemen hepsini (hastalıklı-hastalıksız) ayrımsız bir biçimde öldürdüler, itlaf ettiler.

Çeşitli akademisyenler, uzmanlar medyada halka entegre tesislerde üretilen tavukları tüketmenin uygun/doğru olacağı vatandaşa öğütlediler. Hatta araştırmacı gazetecilerimizden biri para almadan tavuk firmalarının reklamlarına çıktı, sadece halkın sağlığı için! Bu durum milyonlarca köylünün gelir kaybına ve beslenme yetersizliğine neden oldu. Jandarma kaçak kümesleri takibe aldı. Geliri azalan köylünün şehre göçü hızlandı.

Öncelikle hastalığın yayılmasını engellemek için kuş konaklama alanları olan deltalar, göllerin çevresi hemen şimdi kanatlılardan arındırmalı ve kanatlılardan arındırılmış bir şerit oluşturulsa ve bu şeritlere yakın bölgelerde serbest gezinen tavuklar için belli süreler kapatılacakları kafes tel bölmeler yapılsa idi sorun hiç de büyümeyecekti.

Ama olan tavuklara oldu. Kuş gribi aşısı hiç çıkmadı. Tavuklar öldürülünce Ülkeyi keneler sardı. Kırım-Kongo kanamalı ateşinden onlarca kişi öldü.
Gelgelelim grip olduğumuz zaman neler yapacağımıza

Gripten korunmanın yolları

  1. D vitamini seviyenizi ölçtürün ve sağlıklı kabul edilen 40-120 ng/ml arasında tutun.
  2. İşlenmiş gıdaları, unlu gıdaları ve şekeri en aza indirin (taş devri diyeti).
  3. Yeteri kadar dinlenin.
  4. Düzenli ve yeterli egzersiz yapın.
  5. Günde 1-2 gram balık yağı ve 1-2 gram C vitamini kullanın.
  6. Ellerinizi daha sık yıkayın. Mümkün ise ve kimyasal madde içermeyen bir sabun kullanın.
  7. Bol bol sarımsak yiyin. Sarımsak bilinen en kuvvetli ve en doğal antibiyotiktir.
  8. Hastanelerden ve aşılardan mümkün olduğunca uzak durun!

Grip sırasında alınacak tedbirler

D vitamini

Gribal enfeksiyonun 1. ve 3. gününde 300,000 ünitelik D vitamini ampulünü kırın ve ağızdan alın (çocuklar için yarı doz).

C vitamini

Başta iki Nobel ödüllü Prof. Dr. Linus Pauling olmak üzere birçok bilim adamı C vitamininin grip, soğuk algınlığı, nezle gibi hastalıkların korunma ve tedavisinde son derece yararlı olduğunu göstermişlerdir (tabii ki yeterli dozda kullanılırsa).

Soğuk algınlığı ya da gribal enfeksiyonun ilk işaretlerinde (boğaz ağrısı, aksırma, ateş kırgınlık, burun çekme vb) 1-2 gram C vitamini alın. (1 silme çay kaşığı askorbik asit 1 gramdır, eczanede satılan tabletler genellikle 0.5gram ya da 1gram’dır).

Her saat aynı miktarı almaya devam edin. Genellikle birkaç saat içinde semptomlarınız hafifletecektir.

Eğer hastalık belirtileri hafiflemezse saatlik miktarı 2-4 grama çıkartın. Hafif ishal çıkmaya başlamışsanız dokularınız doymuş demektir. O zaman bir önceki doza dönebilirsiniz.

Bu sırada şekerli bir gıda, antibiyotik, vazokonstriktör (damar büzücü) burun damlası, antihistaminik ve dekonjestan alınması ise mevcut hastalığın şiddetini artırır ve süresini uzatır.

C vitaminini birden keserseniz hastalık belirtileri tekrarlayabilir. O nedenle tedaviyi azalta azalta sonlandırın. Hastalık genellikle 2-3 gün içinde, en geç bir haftada tedavi olur.

C vitamini tozunun gramı 5 kuruş, kilosu 50 YTL’den satılıyor. Hap formları doğal olarak biraz daha pahalı. Tozun avantajı suda eriyebilmesi. Belli bir miktarı (örneğin 10 gram) bir pet su şisesi içinde eritin ve sık sık için. C vitamini, askorbik asit adı altında gıda kimyasalları dükkanlarında kilo ile satılmaktadır. İstanbul’da daha çok satıldığı yerler Sirkeci, Mısır Çarşısı ve Tahtakale üçgenidir.

 

Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin