Kolesterol yüksekliğini anlama kılavuzu

0
22

Ana akım tıp bir numaralı ölüm nedeni olan koroner kalp hastalığını büyük ölçüde kolesterol yüksekliğine bağlıyor. Halbuki on yıllardır düşük kolesterollü gıdaların tüketiminin ve kolesterol düşürücü ilaçların kullanımının artmasına rağmen, koroner kalp hastalığının artış hızı durdurulamıyor. Artık otuzlu yaşlarda, hatta yirmili yaşlarda koroner kalp hastalığının görülmesi bir istisna olmaktan çıktı. Kan kolesterol düzeyi normal olanlarda da aynı oranda koroner kalp hastalığının görülmesi esas sorunun kolesterol dışı nedenler olduğunu gösteriyor. Bültenimizin mevcut sayısını bu konuya ayırdık. Yazı kolesterol ile ilgili 3 kitabı olan Uzman Biyolog Mevlut Durmuş’un kolesterol masalları sitesinden alındı. Gerçekleri öğrenmek istiyorsanız iki bölümlü bu yazıyı kaçırmayın.  Kolesterol yüksekliğini anlama kılavuzu (1. Bölüm)

Gerçekler daha ne kadar gizlenebilir?

Çünkü karaciğerde fazla kolesterol üretimi yoksa kandaki kolesterol yüksekliği üretimden kaynaklanmayan partikül birikimine bağlı göreceli bir yükseklikse, ilaç kullanmak ve karaciğerin kolesterol-steroid üretimini engellemek akla ve mantığa ihanettir.

Günümüz tıp bilimlerinde de kanda kolesterol yüksekliği bulgusu bize göre gerçekte asla anlaşılmamış, bu yüzden kolesterol konusuna yaklaşımda sürekli hatalar yapılmıştır. Çünkü yapılan akademik çalışmalar tek yönlü verilmekte, karşıt görüşler ortaya çıksa da çeşitli şekillerde insanlara duyurulmamakta, kapitalizm ve bireysel çıkarlar bilimin ışığını söndüremese de, geçici bir süre gerçekleri gizleyebilmektedir.

Sizlere söylenen şudur: Kolesterol sorunu kalp krizi yapar, bu bilimsel gerçektir. Kolesterol konusu tartışmaya açık değildir; binlerce üniversite, on binlerce akademik yayın, yüz binlerce profesöre göre her şey apaçıktır. Kolesterol konusunda bütün sorunlar günümüzde statinlerle (kolesterol düşüren ilaçlarla) çözülmektedir.

Acaba söyledikleri gibi mi?

Kolesterol yüksekliği sorunu gerçekten çözüldü mü?

Ciddi bir problemi çözmenin ilk gerçekçi yolu problemi ve sorunu bütün yönleri ile anlamaktan geçer. Çünkü anlaşılmayan bir problem, siz ne yaparsanız yapın –çözüldü, bitti deseniz de-, asla çözülmüş sayılmaz.

Bazıları kolesterol yüksekliği ve hastalık ilişkisi bilimsel gerçek’ deyiminin arkasına saklansa da, anlatılan ve gösterilen kolesterol konusu günümüzdeki kolesterol gerçeğini tümüyle yansıtmaz ve eksiktir. Konu anlaşılmadığı için de yanılgıya düşmek ve hata yapmak kaçınılmazdır. Kolesterol konusunda öncelikli olarak kolesterol kötüdür düşüncesini taşıyanlara bazı paradoksları verelim:

1. Ölüm oranları (mortalite), kolesterol yüksekliği ve yaş dikkate alındığında (1) kolesterolü yüksek olanlar daha şanslıdır, ölüm oranları-kolesterol düzeyleri konusunda hep yanılgıya düşersiniz(2). Yani kolesterol ilacı almakla, kan kolesterolü düşürmekle ömrünüz uzamaz… Yani kolesterol ilacı kullandınız, kolesterolünüz düştü ömrünüz uzadı’ gibi bir yalana artık sizde kanmayın (3).

2. Sağda solda kolesterol yüksekliği ve kalp krizi yapar nutukları atıp kendinizi bireysel olarak nutuklarınızla tatmin ederken, en az %50 bazılarına göre % 75 olan normal kolesterol düzeylerindeki kalp krizi vakalarını görmezden, duymazdan ve hatta hiç söylemezden (?) gelirsiniz(4). Ve normal kolesterol düzeylerinde kalp krizi-kolesterol ilişkisini kuramaz, kendinizce başkaca ve daha zor anlaşılır ‘multi’ nedenler bulur, kendi kendinizi kolesterol konusunda sahtekâr durumuna düşürürsünüz. Kısaca yüksek değil, kolesterolü normal ya da düşük olanlar (daha fazla) kalp krizi geçirmektedir, (ben değil) istatistikler böyle söylüyor! İstenirse şeytanın avukatlığına soyunur, bu bulguyu farklı değerlendirebiliriz. Yani konu kalp krizi ve kardiyoloji ise, kolesterol yüksek olanlar değil, kolesterolü normal olanlar daha büyük risk altında da diyebiliriz! Sizi kolesterol ile korkutmaya çalışan bir doktara sorulacak en gıcık ve acımasız sorulardan biri şudur: Yani kolesterolü normal olanlar daha çok kalp krizi geçirirmiş değil mi?” dediğinizde, kardiyoloji servisine gidip kalp krizi geçiren hastaların kolesterol değerlerine bakmaya utanacaktır…

3. Hayırlı, iyi, manken gibi, fıstık ve sizlerin 90–60–90 ölçülerinde değerlendirdiğiniz, yüksekliğinin kalp hastalıklarından koruyucu olduğunu söylediğiniz HDL kolesterol yüksekliğinin, aslında hiç de düşündüğünüz gibi olmadığını gösteren (ACCORD vb) araştırmalar ortaya çıkmaya başlayınca neden bu araştırmaların birdenbire durdurulduğu üzerine kafa hiç yormazsınız(5). Ve böylece iyi dediğimiz HDL kolesterol yüksekliğinin şeker hastalığı ve statin ilaçlarıyla ilişkili bağlantıyı küçümsemek zorunda kalır (6), bu durumu ‘ama’ ve ‘fakat’larınızın yanı sıra ‘göreceli risk, mutlak risk’ gibi insanlarca zor anlaşılan kavramlar ve laf cambazlığı ile geçiştirmeye çalışırsınız.

4. Kolesterol molekülünün iyisi kötüsü olmaz, kolesterol molekülü tek bir moleküldür ve evrensel yapısı uzun zamandan bu yana bellidir. İyi veya kötü deyimleri kolesterol molekülüne göre değil, kolesterolün bağlandığı diğer bileşenlerle (apolipoproteinler, yağ asitleri vs) ve kolesterolün yapıldığı organlarla ilgili bir kavramdır.

Doktor dostlarımıza bir biyolog olarak anlatamadığımız şudur: Kolesterol molekülüne başka bir molekül ya da moleküller bağlandığında artık o çok farklı bir bileşen olur, ve ortaya çıkan bileşen sadece kolesterol ile değerlendirilemez. Yani suyun içinde, su molekülünün yapısında hidrojen ve oksijen olarak iki farklı bileşen vardır. Suyu sadece hidrojen ya da oksijen moleküllerinden biriyle tanımlayamazsınız! Kandaki iyi ve kötü dedikleri kolesterolün durumu da suyu hidrojen ya da oksijen molekülü ile tanımlamaya benzer, bazı farklı partiküllere bağlı kolesterol molekülleri vardır, fakat bu partikülleri sadece kolesterol üzerinden değerlendirmek tümüyle yanlıştır.

Ancak mecbursanız kanda iyi ya da kötü partikül tanımlaması yapabilirsiniz, kolesterol tanımlaması değil çünkü kanda partiküller üzerindeki kolesterol miktarı ölçülmektedir! Tek başına, partiküllerden (LDL, HDL vs) bağımsız bir tek kolesterol molekülü dahi kanda dolaşamaz, kanda kolesterol molekülleri tek başına dolaşır diyebilen konuyu hiç bilmiyordur.

5. Bir yandan insanlara sürekli ‘yüksek kolesterol damarları tıkar’ nutukları atarken, aslında damarlarda kolesterolden çok daha fazla kalsiyum birikimi olduğunu (7), damarlarda kalsiyum birikiminin evrensel bir risk olduğunu fakat bunun kandaki kalsiyum veya kalsiyum içeren besinlerle ilişkili olmadığını söylemeyi hep unutmak zorunda kalarak kendi zekânızı kendiniz küçümsemek durumunda kalırsınız (8).

Kısaca damarlarınızı tıkayan bir aterom plağının yapısı büyükten küçüğe şu şekildedir: % 50 kalsiyum, % 45 makrofaj ve hücre kalıntıları, % 3 kolesterol, % 2 diğer farklı bileşenlerdir. Bu tabloya göre kolesterolün damarlarınızı tıkaması imkânsızdır, bu tabloya göre ilk sırada kalsiyum olmalıdır… 

6. Karaciğerdeki bir hata veya hatalar nedeniyle (LDLreseptör bozukluğu, apo B bozukluğu vs) ve kanda artan LDL partikülleri nedeniyle yükselen kolesterol değerini düşürmek için, genetik kolesterol yüksekliğinin tek çözümünün ilaç kullanmak (statin) olduğunu düşünmek zorunda kalır ve karaciğer nakli ile de bu hastaların bir daha geri dönmemek üzere iyileştiğini görmezden gelirsiniz. Çünkü genetik kolesterol başta olmak üzere, bütün genetik hastalıklar en az bir hücre, doku ve organla ilişkili olmak durumundadır.

Şayet hastalığın ilişkili olduğu organ biliniyorsa, organ değişimiyle genetik hastalıkta son bulur! Yani genetik, ailesel kolesterol yüksekliğinden kurtulmanın yolu, ilaç kullanımından değil karaciğer naklinden geçer, özellikle bebek ve çocuklarda mutlaka denenmeli ve karaciğer nakli yapılmalıdır. Karaciğer nakli ile sağlıklı karaciğer ile kanda kolesterol ve partikül birikimi olmayacağı için kolesterol değerleri de düşer

Genetik kolesterol yüksekliği aşırı kolesterol üretimi değil, kanda aşırı partikül birikimi olayıdır. Aşırı partikül birikimi nedeniyle rastlantısal zorunluluk gereği kolesterol de kanda yüksek çıkar, fakat bu yükseklik hücresel üretimle ilişkili değildir. Genetik kolesterol yüksekliği, sonradan ortaya çıkan kolesterol yüksekliğinin nedenini de açıklamaktadır fakat sadece anlayana ve aklını kullanmasını bilenlere (9)…

7. Kötü dediğimiz LDL kolesterol ile ilgili paradokslarortaya çıkınca, small (küçük) LDL, small LDL ile paradokslar ortaya çıkınca ultra small LDL üzerinde kafa yorarsınız (10). Fakat İngilizce “small LDL cholesterol’ kelimelerinden ‘small’ kelimesini profluk unvanı gibi kendi kişiliğinizle bir bütün gibi algıladığınız, small kelimesinin üzerinde durmadığınız için, ‘küçük’ düşünmeye başlarsınız ve LDL partiküllerinin neden gittikçe ‘küçükleştiğini’, partikülde hangi moleküllerin eksik olduğunu değil, partikülde eksiklik olabileceğini bile kavrayamazsınız. Dahası bu LDL partiküllerindeki söz konusu küçülmelerin neye yol açtığını biliyor görünseniz de aslında sonuçta sizin mantıksal olarak bağladığınız noktada hiçbir şey bilmiyorsunuzdur!

‘Karmaşık bir cümle oldu’ dediğinizi duyar gibiyim. Açıklamama izin verin: Küçülen partiküller karaciğere geri dönemez, kanda birikir ve zorunlu bir partikül (LDL) yoğunluğu oluşur; kandaki söz konusu partiküllerdeki kolesterol ölçüldüğünde ise ‘siz kolesterolü çok yüksek’ bulursunuz. Kanda biriken partiküller (LDL) nedeniyle kolesterolün yüksek çıkması aslında mantıksal olarak beklenen sonuçlar arasındadır ve bu sonuç partikül artışına göre normaldir fakat nihai sonuçta siz karaciğer fazla kolesterol yapıyor, üretiyor gibi kendi uydurduğunuz bir sonuca ulaşmak mantıksızlığın en üst zirvesidir, gerçekliği sıfır olan bir yalana gönül bağlamak bütün var olan mantıksal kurguyu berbat eder.

Sapla- saman karmıştırılmıştır. Çünkü bu tabloda yani kanda biriken partiküller nedeniyle kanda kolesterolün yüksek olmasıyla, karaciğer hücrelerin fazla kolesterol üretimi aynı şey değildir! İşte konusunda uzman olduğunu düşünen birçok akademisyenin yanılgısı budur. Anlaşılmayan (özellikle genetik kolesterol yüksekliğinde) kandaki kolesterolün üretim fazlalığı nedeniyle değil, birikim nedeniyle yükseldiğidir.

Yani anlayacağınız kolesterol yüksekliğinin gerekçesi kandaki partikül çokluğuna bağlı kolesterol birikimidir, karaciğerin fazla kolesterol yapması söz konusu bile değildir. Burada araştırmacılar tarafından bir kapitalizm saçmalığına da imza atılır: Karaciğer hücreleri fazla kolesterol üretmesin, kanda kolesterol yükselmesin diye insanlara tonlarca statin adı verilen ilaç yutturulur, ilaç hücre içinde kolesterol yapımını engeller çeşitli yan etkiler ortaya çıkar (11) ve karaciğer yetersizliği, katarakt, böbrek yetersizliği, cinsel fonksiyon bozukluğu gibi onlarca yan etkileri görmezden gelirsiniz.

Çünkü söz konusu statinler fungi adını verdiğimiz mikotik canlıların (mantarların), diğer canlılar için geliştirdiği bir savunma molekülüdür, çabuk ve hızlı hücre öldürür. Söz konusu statin adı verilen moleküller bakterilerde (12) dahil her türlü hücreyi öldürme özelliğine sahiptir, canlılardaki kolesterol dahil bütün steroid sistemi yok ederek yapar bu işi. Memeli canlılarda görülen, kandaki gördüğünüz ‘yüksek kolesterol’ üretim kaynaklı değidir yani kandaki yükseklik hücresel molekül üretimiyle ilişkili bir kolesterol yüksekliği değildir ve statin ilaçları bu nedenle göründüğünden çok daha fazla zararlıdır ve hücre için öldürücüdür.

Kısaca karaciğer hücrelerinde üretim kaynaklı bir kolesterol yüksekliği olsaydı, bizim ilaçları (statinleri) eleştirmemiz elbette biraz daha insaflı olabilirdi… Fakat kandaki kolesterol yüksekliği, hücresel üretimle değil kandaki partikül birikimiyle ilişkili; bu nedenle eleştirilerimiz kızgın, acımasız ve keskin olmak zorunda, bunun aksini düşünenler lütfen kendi mantıklarını yeniden gözden geçirsinler ve genetik kolesterol yüksekliği adını verdikleri olguyu yeniden incelesinler: Kolesterol fazla üretim nedeniyle mi artıyor, yoksa partikül birikimleri nedeniyle mi yüksek görünüyor? Bu soruya vereceğiniz cevap konuya bakışınızı etkilemelidir…

İlaç şirketleri ve statinseverler…

Ve hala kendilerine göre çok ciddi, gerçekçi ve hüzünlü bulduğu ‘bir kolesterol türküsü’ söyleyerek yolunuza devam etmeye çalışıyorlar…

Oysa söyledikleri ‘kolesterol türküsü’ ciddiyetten ve bilimsel mantıktan çok ama çok uzak…

Kolesterol konusunda şu andaki mantık tek kelimeyle açıklanabilir: Mantıksızlık….

Sizi imkansız ama eğlenceli bir türkünün gerçekliğine inandırmaya çalışır gibi çırpınır dururlar:

 

“—Manda yuva yapmış söğüt dalına, yavrusunu sinek kapmış, gördün mü?”!!!!…

Kaynaklar

  1. Dr. John Briffa (2011). TheStatin Stretch: Shifting the Scientific Goalposts (News). http://www.healthiertalk.com/statin-stretch-shifting-scientific-goalposts-4524
  2. Ray KK, et al. (2010) Statins and all-causemortality in high-risk primary prevention: a meta-analysis of 11 randomized controlled trials involving 65 229 participants. Arch Intern Med.2010;170(12):1024-1031
    Chodick G, et al (2010)Statins and all-cause mortality in high-risk primary prevention: a second lookat the results. Arch Intern Med. 2010;170(22):2041-2
  3. Statins: They stilldon’t work. (News). http://www.healthiertalk.com/statins-they-still-dont-work-3257
  4. The ACCORD StudyGroup(2010). Effects of Combination Lipid Therapy in Type 2 Diabetes Mellitus.N Engl J Med. Published at www.nejm.org March 14, 2010(10.1056/NEJMoa1001282)http://content.nejm.org/cgi/content/full/NEJMoa1001282
  5. Naveed Sattar et al.(2010). Statins and risk of incident diabetes: a collaborative meta-analysis ofrandomised statin trials. The Lancet, Volume 375, Issue 9716, Pages 735 – 742,27 February 2010 (ABST)
  6. http://www.iyilikguzellik.com/artikel.php?artikel_id=141
  7. http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2010/05/gizlenen-gercek-damarlarda-kolesterol.html
  8. Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterolve Akıl Oyunları. Hayy Kitap. İstanbul.
  9. Naila Rabbani et al(2011). Glycation of LDL by Methylglyoxal Increases Arterial Atherogenicity APossible Contributor to Increased Risk of Cardiovascular Disease in Diabetes.Published online before print May 26, 2011, doi: 10.2337/db11-0085 Diabetes May26, 2011 (http://diabetes.diabetesjournals.org/content/early/2011/05/18/db11-0085.abstract)
  10. Joanne Foody (2010).Cohort study: Statin use associated with increased risk of cataract, myopathy,liver dysfunction and acute renal failure with varying numbers needed to harm. EvidBased Med 2010;15:187-188 doi:10.1136/ebm1103. http://ebm.bmj.com/content/15/6/187.full
  11. Statins could help to fight infections http://www.telegraph.co.uk/health/healthnews/8728939/Statins-could-help-to-fight-infections.html)

 


 

Kolesterol yüksekliğini anlama kılavuzu (2. Bölüm)

(Statinlerin yan etkileri akıl yoluyla kavramak)

Bir bilimsel tartışmada kişileri tartışmak anlamsız ve saçmadır. Gerçekte, iddia edilen fikirleri tartışmak en iyi yöntemdir. Çünkü kişiler gelip geçici fakat fikir ve düşünceler kalıcıdır.

Kolesterol yüksekliğini anlama kılavuzunun ilk bölümünde (1) aslında çok basit bir soru soruluyor ve bu soruya bu soruya bir cevap aranıyordu. Soru basit olarak şuydu: ‘Genetik kolesterol yüksekliği, hücresel üretim kaynaklı olarak ortaya çıkmaz, karaciğerdeki hata ya da hatalar nedeniyle kanda zorunlu olarak partikül birikimi oluşur, bu partikül birikimine bağlı olarak kandaki kolesterol değerleri göreceli (üretim kaynaklı olmayan) olarak yüksek çıkar. Yani kandaki yüksek çıkan kolesterol değerlerindeki bu durum hücresel anlamda kolesterolün fazla yapıldığı-sentezlendiğini göstermez, kandaki yükseklik hücresel üretim kaynaklı değildir. ‘Karaciğeriniz fazla kolesterol yapıyor’ sözü fantastik bir yanılgıdan ibarettir. Bu nedenle hücresel olarak, hücre içinde kolesterol ve steroid oluşumunu (statinlerle) ilaçlarla engellemek bize göre, tıbbi olarak çok büyük bir hatadır.’

Bu düşünceye bazı hekim kökenli arkadaşlar çok kızmışlar, düşüncenin doğru ya da yanlışlığını tartışmak yerine, bizim sorduğumuz temel soruya cevap vermek istemedikleri için olsa gerek, farklı yolları tercih etmişler. Bu onların tercihi, ama seçtikleri yolun –bana yazılan yazıların ve yorumların, verilen cevapların- sorduğumuz soruyla ilgisi yok! Beni kişisel olarak eleştirmek yerine, ortaya koyulan düşüncenin doğru ya da yanlışlığını eleştirmek daha akılcı bir yaklaşım olurdu ama maalesef bunu yapamıyorlar ve sorduğum soruya cevap vermiyorlar.

İkinci olarak, anladığım kadarıyla bazı uzmanlarımız hala genetik kolesterol yüksekliğinde yavaş yavaş karaciğer naklinin yapıldığını (2) , böylelikle genetik kolesterol yüksekliğinin ortadan kalktığını hala bilmiyormuş ve hiç duymamış gibi davranıyorlar ki, genetik kolesterol yüksekliğinde karaciğer naklini bilmemeleri bence mümkün değil (3) . Bu konuda sık sık haberler yapıldı (4), eleştirmeden önce basit bir araştırma yapmak, bir genel cerrahla konuşmak yeterliydi zaten….

Bazı arkadaşların ‘statin ilaçları hücre içinde (steroid sistemi ortadan kaldırarak) hücreleri öldürür’ kısmına takılması ve bu durumu inkar etmesi bence anlamsız bir tepki. Bu ilaçların (statinlerin) bakteriler (5) üzerinde etkili olabileceğini (6) çoğu uzmanın bilmemesi açıkçası sıradan bir biyolog beni bir kez daha şaşırttı. Statinler birçok bakteri üzerinde denendi ama arzu eden arkadaşlar, kendileri de bazı bakteriler üzerinde statinleri deneyebilirler.

Konu dağılmasın, kolesterol düşürücü olarak kullanılan statinler hücre öldürüyor (sitotoksik) demiştik! Ben olsam söz konusu ilaçları kolesterol yüksekliği için değil, kanserler için kullanırım da demiştim çok önceleri ve şimdi bu konuda çalışmalar hızlandı (7). Statinlerin öldüreceği hedef hücrede sadece asetil Co-A’dan başlayan bir steroid metabolizması olması, bu ilaçların (statinlerin) çalışması için yeterli. Virüsler dışında her canlının (bakteriler, bitkiler, hayvanlar) mutlaka kendine ait bir steroid metabolizmasının da olması gerektiğini de unutmamalıyız ve bir yerlere not etmeliyiz.

Kendinizi statinlerin hücre öldürücü olduğuna (sitotoksik) ikna edemiyorsanız, daha da olmadı kanser ve statin (8) araştırmalarını gözden geçirin (9). Ben kişisel olarak kolesterol düşürücü olarak kullanılan statinleri özellikle, başka müdahale imkanı kalmadığında özellikle karaciğer kanserlerinde kullanırdım (10) . En azından statinlerin etki metabolizmasının steroidler üzerinden gerçekleştiğini, kanserli hücrelerin (steroid) metabolizmasının normal bir hücreden çok hızlı çalışmak zorunda olduğunu biliyorum. Dolayısıyla kolesterol düşürmekte kullanılan bu ilaçlar (statinler) normal hücreleri de öldürücektir ama kanserli hücreleri daha çok öldüreceğini tahmin ediyorum (11) ve bazı araştırmalardan da zaten bu durumu biliyorum.

Fakat inanması zor olsa da, kanser ve statin üzerine yapılan bu araştırmalar da, bilim adamları kanserden korunmak için de statin önerme şaşkınlığına ve yanılgısına düşüyorlar ki (12) , bence bilimde akıl tutulması işte burada ortaya çıkıyor. Örneğin kanser araştırmada kanser hücrelerinin % 90’ını statinlerle bir şekilde öldürüyor veya kanserli hücrenin gelişimini durduruyorlar ve saçma bir şekilde (ilaç şirketlerinin de yardımıyla) mantıksızca şu sonuca ulaşıyorlar: ‘Bu ilaçlar (statinler) insanlarda kanserden koruyucu olarak kullanılabilir’ (13):

İşte komik olan da bu bir bilimsel araştırmadan çıkan bu sonuç! Yani statinler kanserli hücreyi öldürüyormuş, ama sağlıklı hücreye bir şey yapmıyormuş gibi, kanserli hücrelerde elde ettikleri sonucuna (!) sizi inandırmaya çalışıyorlar. Üstelik ‘kanser tedavisinde kullanılabilir’ diye açıkça söylemiyorlar ama büyük bir ısrarla ‘kanserden korunmak için kullanılabilir-ya da- bu ilaçlar kanserden korur’ diyorlar, ilaç şirketlerinin ekmeğine yağ sürüyorlar!

Bu deneylerin bazıları bizim Karadenizli araştırmacı Temel fıkralarından daha komik geliyor bana nedense, hani Temel sineklerin bacağını kopartıp ‘zıpla’ diyormuş, birinci, ikinci, üçüncü derken sineğin son bacağını da koparmış ‘zıpla’ demiş Temel ama haliyle bütün bacakları koptuğu için sinekte tık yok. Ve temel araştırma sonucuna şöyle yazmış: ‘sineğin bütün bacaklarını koparınca zıplayamıyor, çünkü sineğin kulakları duymuyor!’ Kanser-statin araştırmalarında da benzer sonuçları okumanız mümkün, yani bazı araştırmacılara göre bu ilaçlar (statinler) kanserli hücreleri yok edebilir, ama sağlıklı hücreleri asla!

Kolesterol düşürücü olarak kullanılan ilaçların (statinlerin) hücre öldürücü olduğunu gösterebilmek –ispat edebilmek- için, farklı bakteri kültürleri ve statin kullanımı bazı dostlar için yerinde bir örnek değilse çok daha basit bir önerim olacak. Hücre ve doku kültürü çoğu yerde (moleküler biyoloji, tıbbi biyoloji, genetik vb laboratuarlarda) az veya çok mutlaka yapılıyor. Söz konusu kültürü yapılan örneğe küçücük bir miktar statin (kolesterol düşürücü) ilacı bırakın…

Sizce ne olur? Pahalı bir deney değil! Kanser araştırmalarında, kanserli hücre ve dokulardaki değişimi yapıyorlar. Ama normal sağlıklı hücrelerde kimse bu deneyi yapmaya cesaret edemiyor! Basit bir hayvansal (veya bitkisel, bakteriyel de olur!) hücre kültürü, maliyeti de yok, fakat söylemedi demeyin: Bu deneyi yapmak, yapabilmek bence kolay, zor olan elde ettiğiniz sonuçları söyleyebilmek, bu biraz cesaret ve mangal gibi bir yürek ister.

Çünkü statinleri deneylerini kanserli hücrelerde de deneseniz (14) , sağlıklı hücrelerde deneseniz de hücre öldürücü olduğunu görürsünüz, ama sağlıklı hücreleri öldürdüğünü gösterdiğiniz araştırmayı dergilerde yayınlayamazsınız. Umarım sağlıklı hücreler için benzer bir deney yapılmamıştır da (15) , bunu ilk siz yaparsınız ve sonuçlarını bana büyük bir gururla yazarsınız: ‘Hücre kültürü çok normal gelişti, hücreler sizin iddia ettiğin gibi ölmedi, hepsi sapasağlam hücre kültüründeki hücreler yerli yerinde duruyor. Sen kolesterol konusunda iyi sallamışsın, insanları iyi kandırmışsın, ilaçların sitotoksik olduğu yalanmış’ dersiniz ve ben de ‘statin ilaçları hücre öldürür’ dediğim için utancımdan yüzüm kızarır ve yerin dibine girerim…

Böyle olmayacağını siz de az veya çok tahmin edersiniz, büyük bir ihtimalle hücre veya doku kültürünüzde hiç gelişme olmadığı gibi varolan hücrelerin öldüğünü görebilme süprizine hazırlıklı olun! Farklı deneysel dozlarda ise kolesterol-steroid metabolizmasının baskılanmasından dolayı hatta zaman içinde farklı (doku kültürlerinde) tümöral oluşumlar meydana gelme ihtimalini de göz ardı etmemek gerekir (16) . Gerçekte daha önce de söylediğimiz gibi kolesterol ilaçlarını röntgen ışınları gibi düşünmek gerekir, sağlıklı kişileri hastalandırabilir ve kanser olabilir, sağlıklı kişilerde çünkü steroid metabolizmasını bozar, kanserli hastaları da iyileştirmek için kullanılabilir, çünkü kanserli hücrenin de steroid metabolizmasını bozar…

Çalışan bir insan metabolizmasında bu etkileri görebilmek elbette bu biraz daha uzun zaman alır, bazen hiç görünmeyebilir de, işte bütün mesele bunu kavrayabilmektir.

Peki, anladık diyelim: Kandaki kolesterol yüksekliği göreceli bir yükseklik, statinler de hücre öldürücü (sitotoksik), öyle bile olsa bu statin adı verilen ilaçlarla kandaki yükseklik nasıl azalıyor, karaciğer hücrelerine bu ilaç ne yapıyor, sadece hücre içinde kolesterol yapılmasını (sentezini) mı engelliyor, yoksa kolesterol sentezini engelleyerek, partikül yapımını da mı engelleniyor ve kolesterol değerleri düşüyor?

İşte zurnanın ‘zırt’ şeytanın ‘gör’ dediği kör nokta tam da burası….

Karaciğer kendini yenileme (rejenerasyon) yeteneği en muhteşem organlardan birisidir, bu ilerleyen bölümlerde gerekebilir, karaciğerin bu özelliğini –yani rejenerasyon yeteneğini- lütfen unutmayın. Elbette karaciğer organının sayısız ve çok önemli görevleri olduğu da unutulmamalı.

Bir de karaciğerde işin bizi ilgilendiren yönü var ki, burada da karaciğer başrolde bulunuyor. Karaciğer organımızın, kanımızda kolesterol ve farklı yağları taşıyan lipoprotein partikülleri (özellikle VLDL, LDL) açısından iki farklı yönü vardır. Partiküllerin anabolizması (yapımı=VLDL) ve katabolizması (kandan uzaklaştırılması=LDL) karaciğer organına bağlıdır…

Kısaca kanımıza verilen (yağları taşıyan) partiküllerin durumunu, bahçenizdeki bir yüzme havuzu olarak düşünün, hem havuzu dolduran (anabolizma) hem de fazla suyu havuzdan (katabolizma) boşaltan musluklar karaciğere bağlıdır. Ve kanda kolesterol düzeyiniz yükselmişse (bahçedeki havuz bir nedenle taşmışsa) iki şeyden biri olabilir: Ya anabolizma yüksektir (havuzu dolduran musluk çok açılmıştır) ya da katabolizma yoktur veya azalmıştır (havuzun fazla suyunu boşaltan musluk bir şekilde tıkanmıştır).

Kanda kolesterolün yükselmemesi için (havuzun taşmaması için), partiküllerin hem yapımında (havuzu dolduran musluk), hem de yıkımında (havuzu boşaltan musluk) -katabolizmasındaki karaciğer hücrelerinizin mutlaka sağlıklı olması gerekir. Konunun daha iyi anlaşılması için yine ‘genetik kolesterol yüksekliği’ olgusuyla birlikte anlatalım.

Önceki bölümde de anlattığımız gibi genetik kolesterol yüksekliğinde, karaciğer hücrelerinde katabolik yani partikül yıkımıyla ilgili sorunlar vardır (yani havuzu boşaltan musluklar tıkandığı için havuz taşar). Öncelikle normal olarak partiküller üretilir (VLDL) ve kana verilir, kanda çeşitli yağ asitleri partiküllerden (LPL enzimleri vs) ayrılır ve partikül bazı değişikliklere uğrar LDL durumuna geçer ve LDL tekrar geriye dönmek ister, karaciğer hücresine geri dönüş için gider ve genetik kolesterol yüksekliği adını verdiğimiz olgu işte bu anda başlar!

Partiküller karaciğerdeki hatalar nedeniyle (LDL-reseptörleri, apo B-100 defektleri vs) geriye dönemez kanda birikmek zorunda kalır. Çünkü genetik kolesterol yüksekliğinde karaciğer hücrelerinin katabolik bölgesi (LDL reseptörleri veya apo B bozukluğu vs) yani partikülleri kandan geri alacak bölge bozuktur (havuzu boşaltan musluk), partikül üretimiyle ilgili bir (havuzu dolduran musluk) sorun yoktur.

Partiküller üzerinde de rastlantısal zorunluluk gereği kolesterol vardır –partiküller çok olduğu için- kolesterol de yüksek görülür, bu göreceli yani üretim ve hücresel kaynaklı olmayan kolesterol yüksekliği demektir, üretim kaynaklı olmasa da, kanda partikül sayısı ve kolesterol değerleri kanda (göreceli olarak) yükselmiştir.

Genellikle size sadece kolesterolün yüksek olduğunu söylerler, kolesterol ile birlikte partikül sayısının da kanda birikerek arttığını söylemezler. ‘LDL kolesterol yüksek aman kolesterole dikkat edin‘ derken, LDL partiküllerinin de sayısal olarak arttığını size unuttururlar. Siz sadece kolesterol yüksekliğini düşünmek zorunda kalırsınız!

Yani kanda yüksek olan kolesterol değerinizin azalması, kanda partikül sayınızın (LDL) azalmasıyla gerçekleşmek zorundadır ve bu karaciğerin söz konusu partikülleri kandan geriye almasıyla gerçekleşebilir. Kısaca genel anlamda kandaki birim alandaki partikül sayınızla, kolesterol değeriniz birlikte azalır ve birlikte yükselirler. Partiküllerden bağımsız kolesterol düşüklüğü veya kolesterol yüksekliği hiçbir zaman söz konusu değildir. Partiküllerden bağımsız bir kolesterol yüksekliği veya düşüklüğünden söz etmeye kalkanlar ya hiç biyoloji-biyokimya görmemiştir veya görmüş ama çoktan unutmuştur…

Genetik kolesterol yüksekliğinde kullanılan statinler elbette kandaki kolesterol değerini düşürüyor, burada bir tartışma yok…

Ama bu nasıl oluyor! Söz konusu ilaçların zararlarını anlamak için bu durumun, genetik kolesterol yüksekliği olan hastalarda kolesterol değerlerinin nasıl düştüğünü mutlaka kavramak gerekiyor! Çünkü kandaki kolesterol yüksekliği, üretim kaynaklı olmadığı halde bu ilaç genetik kolesterolü olan insanlarda da kullanılıyor.

Bu ilaçlar yani statinler hücre içinde o ya da bu şekilde –sonuç olarak- iki şey yapabilirler: Ya karaciğer hücrelerinin kana verdiği partikül yapımı (anabolizma) engellenecek (havuza su girişi önlenecek) ya da partikül yıkımına ait hatalar ortadan kaldırılacak (havuzu boşaltan musluklar tamir edilecek) partikül yıkımı (katabolizması) düzelecek, partiküller karaciğere geri dönecek yüksek olan kolesterol de düşmüş olacaktır. Söz konusu ilaçlarla (statinlerle) ortaya çıkan kolesterol azalmasının ortaya çıkış şartları budur, iki yol vardır ve bu yollardan sadece sadece biri doğrudur. Bu iki yolun ortasını bulmaya çalışmak (17) bize göre bilim yapmaya çalışmak değil, gözlerini gerçeğe kapamaktır. Bu iki yolun iddiaları şunlardır:

1. İddia: Bu ilaçlar (statinler) karaciğer hücrelerinin bozuk olan katabolizmasını (havuzu boşaltan musluk) düzelti, ve kanda biriken partiküller kandan karaciğere geçti ve kanda kolesterol düzeyi de düştü ve aynı zamanda hücre içinde az kolesterol yapıldığı için bu durum (?) ortaya çıktı. Bu iddiadaki mantıksal tutarsızlıklara şimdilik aldırmayın! Size çok inandırıcı görünen veriler sunarlar ve zaten mantığın bütün kurallarını kendileri parçalarlar. Bazılar karaciğerde hücre içi kolesterol yapımı azaldığı için, kandaki kolesterolün azaldığını düşünür, karaciğer hücrelerinden partikül çıkışının da (VLDL-LDL) azaldığını çünkü bu partiküllerin kolesterolü taşıdığını kabul etmezler, yani kolesterol sentezi az olsa da partiküller sağlam ve tamdır: Nasıl oluyorsa! Bazıları da partikül çıkışının değişmediğini, sadece kolesterol yapımının (?) engellendiğini iddia eder! Yani tutarsızlığın ve aymazlığın literatürlerde sonu yoktur. Oysa partikül çıkışı azalmadan kanda kolesterol düzeyi azalmaz.

Bazıları da söz konusu statin ilaçlarının LDL reseptörlerini veya apo B-100 mutasyonlarını düzelttiğini, böylece karaciğer hücrelerinin katabolizma (yıkımla ilgili) hatalarını giderdiğini, statinlerin bozuk LDL reseptörlerini tekrar çalıştırdığını veya yeni LDL-reseptörleri oluşturduğunu böylece partiküllerin (LDL) karaciğere geri dönebildiği iddiasındadır.

Bu cümleyi gelecek tepkilere önlem olsun diye yazıyorum, şimdi bazıları (kraldan daha kralcılar) onlarca akademik yayını, profesörlerin adıyla birlikte bana kıllık olsun diye gönderir, açıkçası ben de bunların hiç birini ciddiye almam, çünkü o yayınların hepsini okudum. Statinlerin karaciğerdeki partikül salınımına (VLDL) olumsuz bir etkisi yokmuş, statinler LDL reseptörlerinin de çalışmasını düzeltiyormuş-yepyeni gıcır gıcır LDL reseptörleri oluşturuyormuş dersiniz. Yani bir şekilde genetik kolesterol yüksekliğinde bile, söz konusu ilaçların (statinlerin) genetik mutasyonları (?) düzenlediğini-oluşmuş bir genetik mutasyonu- gen hatalarını bu ilaçların (statinlerin) düzelttiğini iddia edersiniz. Ben bu iddia sahiplerinin (Nobel tıp ödülü de alsalar da) genetik ve mutasyon kavramını bile bilmediğinizi, kolesterol ile ilişkili genetik mutasyonların ilaçla düzelemeyeceğini, mutasyonlar ve gen bozulmalarının geri dönüşümsüz olduğunu, söz konusu aksaklığın ancak ve ancak ‘gen nakli’ ile düzelebileceğini hatırlatmak zorunda kalırım.

2. İddia: Karaciğer hücrelerinin kolesterol senteziyle birlikte partikül yapımı da (anabolizması) engellendi, kana partiküller verilemedi ve kolesterol düzeyi böylece düştü (havuza su girişi engellendi).

Söz konusu statin ilaçlarının karaciğerdeki anabolizmayı bozduğunu, karaciğer hücrelerinden (VLDL) partikül salınımını engellediğini böylece partikül sayısının kanda azaldığını ve kolesterol değerlerinin de bu nedenle azaldığını söylerim. Yani statinler sadece hücre içinde kolesterol ve steroid üretimi engellemekle kalmamış, farklı bir etki olarak hücre içinde kolesterol oluşmadığı için sağlıklı partikül oluşmamış ve kana partikül girişi olmamıştır. Kana karaciğerden partikül salınımları da azaldığı (VLDL-LDL) için kolesterol değerinin düştüğünü söylerim. Çünkü bu ilaçlar bütün karaciğer hücreleri olmasa da, birçok karaciğer hücresi ilaçlar (statinler) nedeniyle ölmüş, kana kolesterol taşıyan partiküller verilmemiş ve kolesterol değeri de düşmüştür.

Karaciğerdeki organının rejenerasyon yeteneği nedeniyle bu durum klinik olarak çok fazla dikkat çekmez, fakat ilaç öncesinde ciddi karaciğer rahatsızlığı geçirenlerde bu durum daha görünür bir durumdadır. Hücre içinde artık steroid sistem tümüyle çöktüğü için, ilacı kullanan kişilerde ilginç ve anlaşılması zor yan etkiler ortaya çıkar: Depresyon, cinsel bozukluk, kanser, hafıza kaybı, katarakt, böbrek yetmezliği, karaciğer bozukluğu, miyopati bu yan etkilerin en basit olanlarıdır (18). Partikül salınımı –ölen hücreler nedeniyle- azaldığında kandaki kolesterol değeri de zorunlu olarak düşmüş gibi olur, ilaç bırakılınca kolesterol tekrar yükselir! Yani kolesterol ilacı olan statinler, karaciğer hücrelerin anabolizmasını –partikül yapımını tümüyle bozmuş, partiküller kana geçmemiş ve kolesterolünüz de bu nedenle düşmüştür.

Bazılarının çok mükemmel dedikleri bazı araştırmacılar, çok ünlü akademik yayınlar sizlere (genetik kolesterol yüksekliğinde bile) hep birinci ihtimali vermeye çalışır, ikinci ihtimalin adını bile bilmez veya bilir ama bilmezlikten gelir ve söyleyemez. Veya öyle bir sulandırılacak anlatılır ki, hücre içinde kolesterol yapımının engellendiğini, ama partiküllerde hiçbir değişim olmadığını düşünürsünüz. Onlara göre statinler, hücrelere çok da fazla zarar vermeden, hem karaciğerdeki hücre içinde kolesterol oluşumunu engellemiş, hem partikül salınımında (VLDL) hiçbir değişim olmamış, LDL-reseptörlerini düzeltmiş, hücrede statinlerden kaynaklanan kolesterol azlığı nedeniyle partikül yapısında small LDL oluşmamış, kısaca pek de anormal bir şey olmamıştır. Üstelik bazı nedenlerle (pleitropik etki vs) mucizevi bir şekilde gen nakli yapılmadan filan genetik hastalık bulunan karaciğer hücreleri düzelivermiş, karaciğer hücreleri genetik hatalarının bilincine (!) varıp artık düzgün çalışmaya adam olmaya başlamışlardır: Yani, ben ve birkaç dostum hariç, çoğu uzman öyle düşünüyor!

Statin ilaçları, karaciğer hücrelerinde anabolizmayı bozarak, karaciğer hücresinin katabolik (genetik LDL reseptör hataları, apo B-100 mutasyonları vs) sorunlarını çözecek kadar muhteşemdir bazı uzmanlara göre. Fakat ben o uzmanlardan değilim, bazılarının da dediği gibi ‘sıradan bir biyologum’ açıkçası ve biyolog olmak da hoşuma gidiyor. Karaciğer hücrelerindeki katabolik bir sorunu (LDL-reseptörleri, apo B-100 mutasyonları) anabolizmayı bozarak, elbette görünmez ve anlaşılmaz yapabilirsiniz: Ama bir biyolog olarak bana, sorun çözüldü diyemezsiniz. Siz buna tedavi deseniz de, benim gözümde bu bir tedavi değil sadece basit bir illüzyondur. Yani kolesterolün tedavisi gerçek değildir, hala bozuk reseptörler oradadır. LDL-reseptörleri gerçekten düzeliyor olsaydı belli bir süre sonra zaten ilaç kullanımı tümüyle biter, hasta gerçek anlamda tedavi olur ve sürekli ilaç kullanmak zorunda kalmaz, ilacı bıraktığında kolesterolü yükselmezdi…

Şu an lütfen aklınız bir köşesine not düşün: Özellikle genetik kolesterol yüksekliğinde, kolesterol yüksekliğine neden olan sorun, anabolik değil, katabolik bir sorundur ve kandaki kolesterol yüksekliği karaciğerdeki hücresel üretim fazlalığından kaynaklanmamıştır!

Bir hekim olarak şimdi siz düşünün ve kendiniz özgür iradenizle karar verin çünkü hekimlik bence bireysel kararı vicdanıyla hasta lehine olacak şekilde karar verebilme sanatıdır. Size gelen bir hastanızda, genetik kolesterol yüksekliği olan birinin karaciğer hücrelerinde katabolik bir sorun vardır, partiküller (LDL) bu katabolik sorun nedeniyle (LDL-reseptörleri vs) karaciğere geri dönememiş, partiküller kanda birikmiş ve kolesterol de (göreceli olarak, partikül sayısının artması nedeniyle) yüksek çıkmıştır, hücrede anabolik (yapım) olarak fazladan bir kolesterol üretimi de söz konusu değildir, karaciğer hücreleri aşırı kolesterol üretmemektededir…

Fakat bu durumu bilmeniz, güncel ‘tedavi‘ yaklaşımı değiştirmeye yetmez! Mevcut tedavi sistemi, size bu hastalarda, hücrelerin anabolizmasını bozmanızı, kolesterol sentezini hücre içinde engellemenizi öneriyorlarsa, siz hekim olarak ne yaparsınız?

Yani hücresel kolesterol –steroid üretimiyle hiç ilgili olmayan bir sorunu, siz hücresel steroid-kolesterol üretimini engelleyerek çözmeye çalışıyorsunuz, işte bizce yanlış olan ve birazda bizi kızdıran asıl neden budur…

Memeli canlılar ve steroid (ve kolesterol) metabolizması ve ilaçlarla (statinlerle) ortaya çıkan yan etkiler, damar sertliğinden (ateroskleroz) daha mı önemsiz dersiniz? Genetik kolesterol yüksekliği karaciğer hücrelerinin çok kolesterol üretmesiyle ortaya çıkmadı ki! Neden ben hücre içinde kolesterol sentezini (yapımını) ilaçlarla engelliyorum, sorun aslında bambaşka?

Daha da vahimi, kanda biriken ve karaciğer hataları (LDL reseptör, apo B-100 vs) nedeniyle, karaciğer hücrelerine geri dönemeyen partiküller (ve kolesterol) nedeniyle, hücre içinde steroid-kolesterol açığı da ortaya çıkar ki, bu da ilerleyen bölümlerde ele alacağız (19), öncelikle kavranması gereken nokta kandaki kolesterol yüksekliğinin hücresel kolesterol üretiminden kaynaklanmadığı kavrayabilmek, bu anlaşılmadan hücresel kolesterol eksikliği hiç anlaşılmaz…

Bir hücrede hem anabolizma (statinlerle bozulan yapım) hem de katabolizmanın (yıkım) bozulması (önceden genetik olarak bozuk olan) ne anlama gelir, siz benimle değil kendi dostlarınızla bunu tartışın bu konuyu! Hem anabolizması, hem de katabolizması bozuk bir hücre düşünün! Elbette, karaciğer hücrelerinin kendini yenileme mekanizması (rejenerasyon) nedeniyle, bu durumu tamamen klinik olarak görmek zor.

Zaten ilaçlar da (doz) tüm bir karaciğer organını birden bire öldürmüyor, karaciğer hücrelerinden sadece birazını öldürüyor, karaciğer direnip kaybolan hücrelerin birazı yenileniyor, ilaçların hücre öldürücü etkisi kolesterolü birazcık düşük gösterecek kadar! Bereket karaciğerin kendini yenileme mekanizması bu durumu biraz hafifletiyor. Ama siz bu ilaç (statinler) hiç hücreleri öldürmüyor diyemezsiniz!

Karaciğer kendini bir şekilde yenileyebiliyor, ya kendini hiç yenileyemeyen hücrelere bu ilaçların etkisini hiç düşündünüz mü? İsterseniz yan etkiler üzerinde biraz daha düşünün! Ne dersiniz? Hipokrat olsaydı ne yapardı?

Kaynak ve Dipnotlar

  1. http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2011/09/kolesterol-yuksekligini-anlama-klavuzu.html
  2. http://www.sabah.com.tr/Yasam/2011/09/16/kucucuk-bedeniyle-3-kisiye-can-oldu#
  3. http://www.haberturk.com/saglik/haber/199644-dunyada-bir-ilk
  4. http://www.haber3.com/kucuk-nermin-uc-kisiye-umut-oldu-1017966h.htm
  5. Vineet Chopra et al (2009). Does Statin Use Improve Pneumonia Outcomes? CHEST November 2009 vol. 136 no. 5 1381-1388 (abst) (http://chestjournal.chestpubs.org/content/136/5/1381.abstract)
  6. S. Jerwood and J. Cohen (2007).Unexpected antimicrobial effect of statins. Journal of Antimicrobial ChemotherapyVolume61, Issue2Pp. 362-364 (abst)(http://jac.oxfordjournals.org/content/61/2/362.short )
  7. N Dilara Zeybek et al (2011). Rosuvastatin induces apoptosis in cultured human papillary thyroid cancer cells. Endocrinol 2011 210: 105-115 (abst) (http://joe.endocrinology-journals.org/content/210/1/105.abstract)
  8. Kelvin K. W. Chan et al (2003). The Statins as Anticancer Agents. Clinical Cancer Research Vol. 9, 10-19, January 2003
  9. Anindya Dutta et al (2006). Differential efficacy of 3-hydroxy-3-methylglutaryl CoA reductase inhibitors on the cell cycle of prostate cancer cells. Mol Cancer Ther September 2006 5; 2310. (http://mct.aacrjournals.org/content/5/9/2310.full)
  10. http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2008/03/dk-kolesterol-ve-kanser-ilikisi.html
  11. http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2008/06/kolesterol-drc-ilalar-kansere-hem-dert.html
  12. Matthijs R. Graaf et al (2004). The Risk of Cancer in Users of Statins. Journal of Clinical Oncology, Vol 22, No 12 (June 15), 2004: pp. 2388-2394. (http://171.66.121.246/content/22/12/2388.full)
  13. H. Seeger et al (2003). Statins Can Inhibit Proliferation of Human Breast Cancer Cells in Vitro. Exp Clin Endocrinol Diabetes 2003; 111(1): 47-48 DOI: 10.1055/s-2003-37501 (abst) (https://www.thieme-connect.com/ejournals/abstract/eced/doi/10.1055/s-2003-37501)
  14. H. Seeger et al (2003). Statins Can Inhibit Proliferation of Human Breast Cancer Cells in Vitro. Exp Clin Endocrinol Diabetes 2003; 111(1): 47-48 DOI: 10.1055/s-2003-37501 (abst)
  15. İlk statin ilacı piyasaya çıkmadan önce benzer deneyler yapılmış, ilk deneyleri yapan Japon şirketi ilacı uzun vadede güvensiz olduğu için üretmemiş daha sonra çalışmaları ve patentini başka bir Amerikalı şirkete devretmiş olabilir mi?
  16. Newman, Thomas B.et al. (1996) “Carcinoma of Lipid-Lowering Drugs.” Journal of the American Medical Association. January 3, 1996-Vol 275, No.1.
  17. Bir çok araştırmacı bu statinlerin hem kolesterol yapımını azalttığını hem de bozuk olan LDL-reseptörlerini düzenlediği iddiasındadır. Bu tutarsız ve mantıksız bir bilim anlayışı orta yolu bulma (ne şiş yansın ne kebab) çabasıdır. TKD sitesinde bu yayınları bulabilirsiniz.
  18. Joanne Foody (2010).Cohort study: Statin use associated with increased risk of cataract, myopathy,liver dysfunction and acute renal failure with varying numbers needed to harm. EvidBased Med 2010;15:187-188 doi:10.1136/ebm1103. http://ebm.bmj.com/content/15/6/187.full
  19. http://beslenmebulteni.com/bes/index.php?option=com_content&view=article&id=1605:huecre-ici-kolesteroluenuezuen-eksik-olabileceini-hic-dueuenduenuez-mue-&catid=78:kolesterol&Itemid=445

Mevlüt DURMUŞ
Uzm. Biyolog
03 Ekim 2011
www.kolesterolmasallar.blogspot.com

Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin