Ne demiştin niçin caydın sözünden?

0
17

Biliyorsunuz 7 Aralık 2011’de Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Oktay Ergene, Genel Sekreter Prof. Dr. Mehmet Aksoy ve Prof. Dr. Bingür Sönmez bir basın toplantısı yaparak kolesterol konusundaki düşünceleri nedeni ile Prof. Dr. Canan Karatay, Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta ve editörümüz Prof. Dr. Ahmet Aydın’ı sert ve etik dışı bir dille kınadı. Bu arada  Prof. Dr. Bingür Sönmez değerli hocalarımız hakkında Türk Tabipler Birliğine halkın sağlığını tehlikeye sokmak gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. İşin ilginç yanı son birkaç yıldır kolesterollü gıdalar konusunda yaptığı kısıtlamalar nedeni ile Türk halkından özür dileyen ve editörümüz Prof. Dr. Ahmet Aydın’ı yere göğe koyamayan Prof. Dr. Bingür Sönmez’in tekrar geri dönüş yapmasıdır. Yorumu sizlere bırakıyoruz. İşte Habertürk’ te 17 Kasım 2010 tarihinde Gündem programında Ece Üner ile Prof. Dr. Bingür Sönmez’ in (BS) sohbetinden bir bölüm.

HABERTÜRK: Hemen sorayım, kurban bayramı, çok fazla et tüketiyoruz, et tüketmeyi çok seven bir toplumuz ama kalp damar sağlığına etin zararı var mıdır? Varsa ne kadar tüketmek gerekir?

BS: İnsanlar bildiğimiz düzeyde beslenmeye 2.5 milyon yıl önce başlamışlar. Ondan önce böcekler falan var biliyorsunuz. O dönemde 2,5 milyon yıldır insanlar avcılık toplumunda avlanıyorlar, av hayvanının her şeyini yiyorlar, beraberinde meyve yiyorlar, kabuklu yiyecekler yiyorlar. Bu bizim yapımız. Biz etobur canlılarız.

Ama 10 bin sene önce yerleşik topluma geçiliyor. Avcılık toplumu bitiyor ve tarım toplumu başlıyor. Yerleşik düzen oluyor. İnsanların felaketi o gün başlıyor.

Buğday ile karbonhidrat ile ve şeker ile tanışıyoruz ve vücudumuzda insülin hormonu salgılanmaya başlıyor bu yediklerimize karşılık. İnsülin adrenalin kadar zararlı bir hormon. İçyapıda olan, dengesini ayarlayamadığımız bir hormon.

Bu karbonhidrat ve şekeri aldığımız zaman insülin salgılanması çok fazla oluyor, kanda sürekli insülin kalıyor, insülin gidiyor damarlarınızda ciddi tahribat yapıyor.

Yıllarca insanları kolesterole yönlendirdik ve kolesterol, kolesterol hep kolesterol gösterdik ama bugün biliyoruz ki gerçek düşman kolesterol değil, karbonhidratlar ve şekerdir. Hele 250 yıl önce endüstri devrimi sonucunda rafine şeker ile tanıştığımızda asıl felaketimiz o zaman başladı. Son yıllardaki mısır şurubu şerbeti de üstüne tuz biber ekti.

HABERTÜRK: Kolesterol demişken özellikle Türkleri çok mutlu edecek bir müjdeniz var retoks. Retoks galiba sizinde mimarı olduğunuz bir sözcük. Biraz onu açalım ki ne tüketecekler? Nasıl tüketecekler.

BS: İnsanlara onu yemeyin, bunu yemeyin dedik. Kolesterol, kolesterol, kolesterol insanları bunalttık. Fakat insanların biyoloji dengesini bozduk. Kolesterol bir yapı taşı.

Bir insan diyorsa ki size benim şekerim var, aslında herkesin bir şeker var. Bir sınırı var bunun. Bunun üstü patolojik. Benim kolesterolüm var, kolesterol de aynı şekilde. Kolesterolsüz yaşam yok. Hormonlarımız, kemiklerimizin iyileşmesi, beynimiz, görmemiz her şeyimiz kolesterole bağlı aslında.

Kolesterol olmayınca ne oldu? İnsanlar erken Alzheimer olmaya başladı, erken yaşlanma, cinsel yetersizlikler, erken menopoz bunlar hep kolesterol eksikliğinden başladı.

Abartılmış şekilde yapılan kolesterol diyetleri gerçekten sağlığımızı tehdit ediyor. Görüş dengemiz bozuldu. Omega 3, Omega 6 dengemiz bozuldu. Bu nedenle ben diyorum ki, taş devrindeki gibi beslenelim, taş devrindeki gibi et yiyelim ama taş devrindeki insanlar 30 km önce yol yürüyorlardı. Onun için taş devri diyetini ayda 2 defa uygulayalım. Bunun adına retoks ditelim yani toksinleri alalım, ziyanı yok o toksinler sizin sağlığınızı etkilemeyecektir.

Bir kere kırmızı eti affettik, kırmızı eti rahatlıkla yiyebiliriz. Özellikle çok yağlı olmamak şartı ile kırmızı eti rahatlıkla yiyebilirsiniz.

Kurban bayramında gelin milat olsun, daha önce yumurtadan özür dilediğimiz gibi kırmızı etten de özür dileyelim. Kırmızı eti rahatlıkla yesinler. Bir işkembe çorbasını, bir adana kebabı çok rahatlıkla ayda iki kere yesinler.

HABERTÜRK: Hocam ikramiye gibi oldu bu.

BS: Birçok meslektaşım bana karşı çıkacaklar. Buradaki olay da yumurta benzeri. Ben yumurtada bir şey keşfetmedim, 1990 yılından sonra çok ciddi yayınlar çıkmıştır, haftada 2- 3 defa yumurta yiyebilirsiniz diye. 2000 yılından beri de biliyoruz ki günaşırı 1 yumurta, hatta günde 1 tane yenilebilir.

Ben bir bilim adamı olarak bunu bilimsel yayınlardan çıkarıp, halkımıza anons ettim. Önce karşı çıkan oldu, sonra bütün bilim adamları kabul etti ki günaşırı 1 yumurta yenebilir.

Şimdi aynı şeyi ette yaşayacağız, bu konuda yazılı kitaplar var. Bu kitap çok değerli bir kitap. Profesör Doktor Ahmet Aydın hocamızın yazdığı 8- 9 baskı yaptığı taş devri diyeti. 1930 yılından beri taş devri diyeti konuşuluyor.

Bu konuda çıkan çok güzel yabancı yayınlar var. Hocamız bu konuda araştırma yapan Profesör Ahmet Rasim Küçükusta gibi çok değerli bilim adamları da yaklaşık 10 yıldır bu konuyu konuşuyor ama seslerini duyuramıyor.

Ben burada göğsümü gererek bu bilim adamlarının adına diyorum ki taş devri diyeti aslında bizim bedenimize en uygun diyet. Ayda iki kez retoks yapalım ama kırmızı eti rahatlıkla yiyebiliriz.

HABERTÜRK: Hocam, doğru bilinen yanlışları çok seviyoruz biz. “Sigarayı bıraktı kalp krizi geçirdi” deniliyor. “Çok sıkı bir diyet uyguladı o yüzden kalp krizi geçirdi” deniliyor ve bu son günlerde çok duyulan bir şey. Doğru mu bunlar.

Hakikaten sigarayı bir anda bırakınca kalp krizi riskimi artmış oluyor. Aynı şekilde diyet.

BS: Doğru bildiğimiz yanlışlardan birisi bir defa kolesterol, çok büyük bir yanlış. Gördük ki özellikle son zamanlarda çıkan bazı kolesterol düşürücü ilaçlar çok fazla düşürünce Amerika’da bazı ilaçlar piyasadan toplandı.

Gördük ki çok düşük kolesterol o kadar iyi değil. Benim ameliyat ettiğim hastaların yüzde 50’sinden fazlasının kolesterolü normal. Kan yağları normal. O ince büyüyü tam çözebilmiş değiliz. Ayrıca çok düşük kolesterol kanser nedeni. Onun için normal sınırının altına düşürmemeliyiz. Şeker gibi. Şekerinizi 60′a düşürürseniz hipoglisemiye girersiniz, kolesterol de çok düşük olunca hem hormonlarımız bozuluyor, hem metabolizmamız bozuluyor. O bahsettiğim Alzheimer, görme bozuklukları, psikolojik bozukluklar, kısırlık, cinsel güçsüzlük, hastalıklar ortaya çıkıyor. Her şey normalinde olmalı.

KAYNAK

Sohbetinin tamamını aşağıdaki bağlantıdan hem okuyabilir hem de seyredebilirsiniz.

http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx?TabId=251&mid=1482&ItemId=17666

Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin