Palm yağı zararlı değil, oyun içinde oyun var

21
3624

Yıllar önce sera gazlarının ozon tabakasını deldiğini ve dünyanın ciddi bir tehlike ile karşı karşıya kaldığı, ülkelerin sera gaz üretimine neden olan ürünlerin azaltılması gerektiğine dair haberler yapılıyordu. Sonradan dünya ülkelerinin önüne sera gaz üretiminin azaltılması ile ilgili taahütte bulundukları kyoto protokolü ortaya çıktı. Aralarında Türkiye nin de bulunduğu pek çok ülke bu protokole imza attı. Bilin bakalım kim imzalamadı? Tabi ki Amerika ve birkaç ülke. O zamanlar, herhalde Amerika dünyanın kötüye gidişinin durdurulamayacağını gördü kar kardır dedi diye, ya da bir gün kalktığımızda Amerika nın sayılı seçkinlerinin tümü ile marsa taşınmış olduğunu göreceğiz diye düşünmüştüm. Sonraki gelişmeler daha da ilginç oldu. Ozon deliği kendi kendine yıllar içinde küçüldü. Ülkeler üretimlerini kıstıkları ile kaldılar.  Görüldüğü üzere akıllı değilseniz gelişmiş ülkeler küçük bir bilgiyi abartarak ile sizi programlayabiliyorlar. Aynı durum biliyorsunuz domuz gribi salgınında da oldu, biz aşılandık, onlar ceplerini doldurdu.

Son zamanlarda palm yağı ile ilgili çıkan haberleri palm yağı üzerindeki bu itibarsızlaştırma politikasının söz konusu yağın piyasasını ele geçiremeyen, tekelleştiremeyen, piyasadaki rantı elinden giden kapitalist güçlerin bir girişimi olarak görüyorum.  Palm yağı üzerinde ciddi bir Amerika-Malezya rekabeti var. Çünkü önemli mısır özü yağı üreticisi Amerika, palm yağı üreticisi ise Malezyadır.

Palm yağı, sektörde bisküvi, kek, çikolata gibi hazır gıda, dondurma ve margarin yapımında tercih edilmektedir. Ayrıca şampuanlar, cilt losyonları, sabunlar ve mumlar gibi gıda dışı kategoride yer alan pek çok ürünün yapımında da kullanılmaktadır. Artan talep karşısında, palm yağının üretim alanları da giderek artmaktadır. Sektörün bu yağı seçmesinin en önemli nedeni ucuz olmasıdır yoksa sağlığımızı düşündükleri için değil. Eğer böyle bir güç Malezya yerine Amerika nın elinde olsa idi inanın palm yağı bu kadar ucuz olamazdı

Palm yağı zararlı değil, kandırılıyorsunuz.

Evet yanlış duymadınız. Palm yağı zararlı değil. Şimdi bu konuyu açıklamaya çalışayım.

Daha önce sağlıklı omega 6 almalıyız yazısında belirttiğim gibi beslenmemizdeki yağ içeriğinde anne sütü yağ içeriğini (Tablo 1) taklit etmeliyiz diye düşünüyorum.

Tablo 1. Anne sütündeki yağ içeriği (100 ml)(2)

Yağ Kolesterol Doymuş yağ asitleri Tekli doymamış yağ asitleri Çoklu doymamış yağ asitleri
4.2 gr 16 mg 2001 mg 1612 mg 317 mg
Kalori % 25.7 % 20.5 % 4

 

Anne sütündeki yağ oranlarına benzerlik gösteren başlıca yağlar tere yağı, kuyruk yağı, iç yağı ve palmiye meyvası yağıdır (Tablo 2).(3)

Doymuş Tekli doymamış Çoklu doymamış
gr/100 gr gr/100 gr gr/100 gr
Hayvansal yağlar
Tere yağı 54 19.8 2.6
Kuyruk yağı 41 47 2
İç yağı 43 50 4
Bitkisel yağlar
Palmiye çekirdeği yağı 81.5 11.4 1.6
Palmiye meyvası yağı 45.3 41.6 8.3
Hindistan cevizi yağı 85.2 6.6 1.7
Zeytin yağı 14 69.7 11.2
Mısır özü yağı 12.7 24.7 57.8
Ay çiçek yağı 11.9 20.2 69

Bitkisel yağların doymuş yağ içerikleri çok az olduğu için ışık,oksijen ile oksitlenmektedir. Doymuş yağ içeriğinin fazla olması o yağın oksitlenmesini önleyici bir faktördür. Bu nedenle hayvansal yağlar bitkisel yağlara kıyaslandığında kolay kolay oksitlenmez. Bitkisel yağlara baktığımızda doymuş yağ içeriği fazla olduğu için oksitlenmeye dayanıklı 2 yağ çeşidi vardır: birisi palmiye yağı diğeri hindistan cevizi yağıdır (Tablo 2). Hindistan cevizi yağının faydaları ile ilgili internette çok sayıda yazı bulabilirsiniz

Palm yağı ısıtılmaya karşı dirençli

Dumanlaşma noktası (Smoke point) yağların bozulmadan ısıtılabileceği ısı derecesidir. Dumanlaşma noktasının üstündeki ısılarda mevcut yağ yanmaktadır. Tabloda yağların dumanlaşma noktası derecelerini görmektesiniz (Tablo 3).

Tablo 3. Yağların dumanlaşma noktası (smoke point)(3)

Yağlar Dumanlaşma noktası (C)
Tere yağı 150
Zeytin yağı 160-207
Fındık yağı 221
Palmiye yağı 235
Ayçiçek yağı 227
Mısır özü yağı 232

Şaşırtıcı ancak görüldüğü gibi en yüksek dumanlaşma noktasına palmiye yağı sahiptir. Bu nedenle diğer bitkisel yağlara karşı üstündür.

Palm yağı zeytin yağına benzer

Palmiye yağının zeytin yağına benzer iki noktası vardır. Palmiye yağıda zeytin yağı gibi flavanoid adını verdiğimiz antioksidan maddeler içerir. Zeytin yağının sağlık ile ilgili faydasının buradan geldiği ileri sürülmektedir.  Anne sütündeki doymuş yağ içeriğindeki en fazla bulunan yağ asidi palmitik asit, tekli doymamış yağ içeriğindeki en fazla bulunan yağ asiti oleik asittir. Yani Anne sütü, palmiye yağı (palmitik asit) ve zeytin yağı (oleik asit) içinde yer alan yağ asiti içeriklerine sahiptir.

Palm yağı tokoferoller, karotenoidler, steroller, fosfolipitler, glikolipitler ve koenzim Q10 içerir. Karotenler ve tokoferoller palm yağına stabilite sağlar ve besin değeri katar. Ayrıca yüksek karoten içeriği palm yağına derin kırmızı turuncu bir renk verir. Ancak bu bileşenler kırmızı palm yağında yüksektir. Rafine palm yağında ise daha düşük miktarlarda bulunur.

Palm yağı pişirme yağı olarak, margarinlerde ve çeşitli hazır gıdalarda kullanılmakta olup, FAO (BM Gıda ve Tarım Örgütü) ve WHO’nun (Dünya Sağlık Örgütü) ortak kuruluşu olan uluslararası CODEX Allimentarius Komisyonu tarafından, 17 yemeklik yağ çeşidinden biri olarak da kabul edilmektedir.

Palm yağı elde etmek için yağmur ormanları yok oluyor, orangutanlar evsiz kalıyor

Palm yağı da aynen zeytinyağı gibi ağacın meyvesinden elde ediliyor. Yani yağı elde etmek için ağacı ve ormanı yok etmeye lüzum yok.  Ekim arazisi alanı açmak için ormanların yakıldığı bilgiside doğru değil. Ormanların yakılması o bölgelerdeki  uyuşturucu kartelleri marifeti ile gerçekleşmektedir. Ayrıca yedi milyon hektarlık palm üretim alanı Dünya’nın yağ ihtiyacının % 20’sini, 80 milyon hektarlık ayçiçek üretim alanından dünya yağ ihtiyacının % 24’ü karşılamaktadır.

Malezya ve Endonezya %31 ve %54 oranları ile palm yağının ana üreticileridir. Malezya’da tarım alanları %19’dan az iken bunun üçte ikisini palm yağı üretim alanları oluşturmaktadır. Daha sonraları bu konuyu daha ayrıntılı açıklayacağım.

Palm yağı hidrojenizasyon işlemi ile zararlı hale geliyor

İkinci bir yalan da bu dur. Bitkisel yağların hidrojenizasyon işlemi ile katı hale getirildiğini ve işlemin zararlı olduğunu biliyoruz. Ancak palm yağı bitkisel yağ olmasına karşın oda sıcaklığında yarı katıdır. Bu nedenle palm yağının hidrojenizasyona ihtiyacı yoktur.

Palm yağı 200 dereceyi geçen ısıda zararlı hale geliyor.

Palm yağı içerdiği doymuş yağ asitlerinden dolayı oksitlenmeye dayanıklıdır. Dumanlaşma noktası yüksek olduğu içinde ısıya karşı dayanıklıdır. Bu nedenle bu da yalandır (Tablo 3)

Palm yağı aşırı omega 6 içerir

Palm çekirdeği yağı % 1.6, palm meyvası yağı %8.3, mısır özü yağında %57.8, ayçiçek yağında %69, zeytin yağı ise % 11.2 oranında omega 6 içerir (Tablo 2). Görüldüğü üzere fazla omega 6 içeriyor söylemi de doğru değil. İçerdiği omega 6 miktarı zeytin yağından bile düşüktür. Ayrıca içerdiği doymuş yağ asiti içeriğinden dolayı diğer bitkisel yağlara göre bu omega 6 içeriği oksitlenemez, vücut için faydalıdır.

Tüm palm yağları aynı mıdır ?

Tabiki hayır. Palm yağını diğer bitkisel yağlardan farklı kılan nedenlerden biri, tek bir meyveden iki farklı yağ üretilmesidir.  Üç türlü yağ vardır. Kırmızı palm meyvası yağı, palm çekirdeği yağı, işlenmiş palm yağı. En iyi palm yağı, palm yağı meyvasından elde edilen işlenmemiş kırmızı palm yağıdır. Koku ve kırmızı rengi ortadan kaldırmak için yapılan işlemler  palm yağını zararlı hale getirebilir, bazı atık maddelerin oluşumuna neden olabilir. Ancak bu zarar diğer rafinerize yağlar içinde geçerlidir. Diyelim hazır gıda sektöründen palm yağını çıkardınız. Onun yerine getireceğiniz her türlü bitkisel yağ ondan daha zararlı olacaktır. Örneğin margarin konusunda uzmanların yaptıkları açıklamaları araştırın. Palm yağı konusunda yapılan açıklamalardan daha tehlikeli sonuçların olabileceği iddiaları ile karşılaşacaksınız. Neredeyse bütün ürünlerde kullanılan margarin hakkında neden bir karalama kampanyası yapmıyor.

kapitalizm

Malezya ve Endonezya %31 ve %54 oranları ile palm yağının ana üreticileridir. Malezya’da tarım alanları %19’dan az iken bunun üçte ikisini palm yağı üretim alanları oluşturmaktadır. Özellikle İslam ülkeleri (Bangladeş, Mısır, Nijerya, Tunus, İran, Pakistan, Suudi Arabistan, Türkiye) palm yağı için geniş bir market oluşturmuşlardır. Malezya’da üretilen palm yağının %53’ü bu ülkeler tarafından ithal edilmektedir. Palm yağı, Codex Alimentarius gibi uluslararası kuruluşlar tarafından tanınan Islamic Development Department tarafından helal yiyecek statüsünde sayılmıştır. Bu nedenle İslam ülkeleri Malezya palm yağına yüksek düzeyde güven duymaktadırlar. Bölgeler itibariyle farklı iklim özelliklerine sahip olan Türkiye’de palm ve hindistan cevizi hariç, yağlı tohumlu bitkilerin tamamı yetişmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin palm yağı ithalat oranı yüksektir. Türkiye’de palm yağının ithalatında %15, soya yağında %31.2 ayçiçek yağına ise %36 oranında vergi uygulanıyor olması da palm yağı ithalatını artıran etmenlerdendir. Yağ sanayicileri bu durumun haksız rekabete yol açtığından şikayet ederken, palm yağının sağlığa etkilerine yönelik iddialarda da bulunulmaktadır.

Benzer hikayeyi daha önce yaşadık

Bu konuda etkin bir isim olan Prof Dr Kenan Demirkol’un söylemine kulak verelim. “Marshall Planı 2. Dünya Savaşı sonrasında 1947 yılında önerilen ve 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konan ABD kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca ABD’den ekonomik kalkınma yardımı almıştır (wikipedia). ABD geçmişten beri dünyanın en büyük mısır üretici ülkesidir. ABD birikmiş olan mısır dağlarını eritmenin bir yolu olarak mısırözü yağı ihracaatını keşfetmiştir. Marshal yardımının koşullarından biri Türkiye’nin ABD’den mısırözü yağı almasıdır. Buna koşut olarak Türkiye’de ilk margarin fabrikası kurulur. Yine aynı dönemde yüz binlerce zeytin ağacı sökülerek bir katliam yapılır. Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bölümü ABD tarafından Dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı TL karşılığı satılır. Türk insanı zeytinyağından soğutularak mısırözü yağına ve margarine alıştırılır. Bununla da kalınmaz, kötülemek için tıpkı bugün yapılan halkla ilişkiler endüstrisi çalışmaları gibi “Zeytinyağlı yiyemem aman, basmadan fistan giyemem aman…” diye türkü sipariş edilir ve ülkenin en popüler türküsü yapılır.

Katı yağ/margarine mahkûm edilen halk, 20-30 yılda bir kaşık yağa bile muhtaç hâle getirilir. Basma giyen kadınlar, plastik giysilerle tanıştırılır”

Yakında Malezya da bir türkü çığrılırsa şaşırmamak gerekir.

Sonuç olarak:

Bu yazı ile hazır gıda sektörünü aklamak istemiyorum. Her türlü işlenmiş gıdaya karşıyız. Ancak zamanında zeytinyağını, tereyağını kötüleyerek margarine yer açtı ve nesilleri bozdular. Kapitalist sistemin neyi neden yaptığını iyi tahlil etmek gerekir. Aklımızı kullanmalıyız. Belikide palmiye yağı üretimine girmeliyiz. Gelecekte çok kazandıracak diye düşünüyorum, haberiniz olsun.

Sonunda bu da oldu kapitalizme karşı ilk yazımı yazdım, mutluyum.

Doç.Dr.Hasan Önal

 

Kaynaklar

  1. http://www.helalplatform.com/saglik/palm-yagi-zararli-mi/49/
  2. http://www.oxfordjournals.org/our_journals/tropej/online/mcn.html. Mother and Child Nutrition in the Tropics and Subtropics. Breast Feeding.
  3. https://en.wikipedia.org/wiki/Cooking_oil
  4. http://beslenmebulteni.com/beslenme/omega-6-ya-ihtiyacimiz-var
  5. Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi, Osman Nuri Koçtürk, Toplum Yayınları, 1966

Paylaş

21 YORUMLAR

  1. Siz bir hekimsiniz ve insanlığın sağlığı için çalışacağınıza yemin ediyorsunuz.Bu anlamda işinizi iyi yapıyorsunuz .Sorgulamadan ezberci yaklaşım sizi de diğerleri gibi yapıp cebinizi doldurabilirdi.

    " Sonunda buda oldu kapitalizme karşı ilk yazımı yazdım, mutluyum"

    Biz de sizin gibi bir hekimimiz  olduğu için  gururluyuz.

  2. Gündemdeki gereksiz tartışmalara mükemmel bir yaklaşımla gerekli ve yeterli bir açıklama getirilmiş.

    Her kelimesine katılıyorum, özellikle de son cümlesine !

    Sevgiler

    Dr N. Cem Kınacı

     

  3. Türkiye'de kasıtlı olarak  palm yağına odaklanıldı ama avrupada ve EFSA raporunda palm yağına odaklanma yok. EFSA raporunda ise asla böyle bir şey yok. EFSA raporunun tam metnini okursanız bu komplo teroisini uydurmazsınız….

    Bu yazıyı yazan kişi bu kadar zorlamadan önce keşke EFSA raporunu okusaydı. EFSA raporunda sadece palm yağı suçlanmiyor ki. Bütün bitkisel yağlar üretilirken içinde glisidil esterleri oluşuyor diyor. Yani mısır özü dahil. Yani bu tarz komplo teorileriyle tam tersine sağlık bilincinin ve bilimin önüne perde çekilmiş olur. Yazık gerçekten… kapitalizme karşı yazı yazarken iyi araştırın/okuyun.

    Not: yazıdaki bilgilerde yorumlarda ve sayısal verilerde ciddi hatalar var. Hele bir cümle var ki akıllara zarar: '' palm yağı içerdiği doymuş yağ asitlerinden dolayı oksitlenmeye karşı dirençlidir'' bu cümle gıda bilimin katledilmesidir. Tereyağı en yüksek doymuş yağ oranına sahiptir oksitlenmeye karşı dirençlimidir? ayrıca doymuş yağ olunca oksitlenmeye karşı direncin artacağını nereden çıkardınız? yine dumanlanma noktaları ile ilgili yazılan tablodaki değerler çok yüksek ve yanlışlıklar var. 160-180 derece üzerince çıkınca bütün yağlarda oksitlenme oluşur…. palm yağı buna dahildir. Mesele bu oksitlenme dozunun ne kadarının güvenli olduğunun araştırılmasıdır. bu da şu an araştırılıyor. bırakın da bu konu üzerinde bilim yapanlar konuşssun. yani bu yazı çok komik olmuş. ortada bilimsel veri olmadan bir yağı kötülemek kadar savunmak da hatalıdır….

  4. Ayrıca rafinasyon işleminden geçirilmiş palm yağında flavonoid kalmaz. Bu yazıdaki hatalar o kadar çok ki hepsini buraya yazamayacağım…. çok yorucu.

  5. şu yazıyı dikkatli okuyan biri doymuş yağı oksitlenmeye karşı dirençli olarak gösteren birinin aynı yazıda doymuş yağ içeriği en yüksek olan tereyağının dumanlaşma noktasının 150 olduğunu görebilir… Umarım hekimliğinizi de bu şekilde yağmıyorsunuzdur. 

  6. Doymuş yağ asitlerinin çoklu doymamış yağ asitlerine göre ışık ve oksijen ile oksitlenmeye dirençli olduğu bilinir. Bu konuda gerekli kaynak konulacaktır. Yazıdaki eksiğim ısı ile ışık/oksijenin etkisinin ayrıştırılmamış olması.  Bu konuda haklısınız.Ancak uslubunuz yakışıksız.

    Hatalı dediğiniz rakamlara en basiti şekli ile https://en.wikipedia.org/wiki/Cooking_oil ulaşabilirsiniz. Aslında yazının altında vardı.

    Anne sütünün yağ içeriği ile ilgili kaynak:http://www.oxfordjournals.org/our_journals/tropej/online/mcn.html. Mother and Child Nutrition in the Tropics and Subtropics. Breast Feeding.

    Flavoid ile ilgili kısma gelince yazı için "Ancak bu bileşenler kırmızı palm yağında yüksektir. Rafine palm yağında ise daha düşük miktarlarda bulunur." kısmını görmediniz.

    Ayrıca bu yazı EFSA raporu üzerinden yazılmamıştır. Bu yazı Medyanın "palm yağı zararlıdır" bombardımanı üzerine yazılmıştır. Medyanın böyle davranmasının bir nedeni olmalı. Daha önceki yazımda da (EFSA raporu öncesi) kırmızı palm meyvası yağının iyi bir yağ olduğu belirtilmiştir. Kapitalizm bizi zeytin yağından uzaklaştırıp vita yağı ve diğer bitkisel yağlara yönlendirirken 1970 li yıllarda almanya gibi ülkelerde palm yağı kullanılıyordu. Bu nedenle ard niyet aramam gayet doğal. O zamanlarda da sanırım diyetisyenlerimiz, hekimlerimiz vardı. Hatta 2000 li yıllarda televizyonda margarin reklamlarına çıkan meşur diyetisyenler ve  hekimler  vardı. Bunları hiç unutmadık.

    Eleştirilerinizi sanırım beslenmenin sadece diyetisyenler tarafından bilinebilen bir bilim olduğu gibi bir ön yargı ile yapmışsınız. Ön yargı insanı taraflı ve kör yapar. Ben beslenme ve metabolizma uzmanıyım. Ancak bu konun diyetisyen, gıda mühendisi, kardiyoloji, onkoloji gibi tüm branşlar tarafından ele alınmasından yanayım. Bilim kimsenin tekelinde olamaz. Bilim tartışıla tartışıla hatalarını düzeltir ve geliştirir.

    Yine de eleştirileriniz için teşekkürederim, yararlandığım noktalar var.

    Doç.Dr.Hasan Önal

  7. Hasan bey, çabanız ve amacınıza sözüm yok. Evet sizde pozitif bir hedefle bu yazıyı yazmışsınız bunda sorun yok. Ancak wikipedia'yı kaynak olarak göstermeniz doğru değil. Ben sade bir diyetisyen olarak bu tarz verileri birkaç farklı kaynaktan bakarak emin olabiliyorum. Özellikle internette bu yağların dumanlanma noktaları ile ilgili çok yanıltıcı bilgiler var. Özellikle yağ üreticileri bu değerlerin yüksek olduğunu vurgulamaya çalışıyor…. ''Yazıyı EFSA raporu üzerinden yazmadım'' diyorsunuz ama Türkiye'deki tartışmalar EFSA raporu temelli olarak çarpıtıldı. Eksik yazıldı çizildi. Yazıyı palm yağı üzerine yazmış olsanız bile ''palm yağı zararsız'' diye bir ifade kullanmanız bilimsel değil… çünkü ‘’bu konu üzerinde bilim yapan akademisyenler’’ ve hatta EFSA bile emin değil. Siz bir akademisyen/hekim olabilirsiniz ama glisidil esterleri veya yağlar üzerine herhangi bir teziniz yayınınız var mı? Sizin kastettiğiniz palm yağı(gıdalarda kullanılan)  rafine olandır. Rafine palm yağı ve diğer bitkisel yağların güvenli olup olmadığı şu an araştırılıyor…. yani kesin konuşmanızı doğru bulamadım. Üzgünüm.

    Rafine gıda meselesi: Bakın sizin gibi ''biz de hekimiz, biz de beslenmeyi biliriz, biz de metabolizma, endokrinoloji, dahiliye uzmanıyız'' diye piyasaya çıkan binlerce doktor bugün beslenme bilimini karmakarışık hale getirdi. Mesela rafine gıdalar diye bir genelleme yapıldı ve şu an toplum her şeyi yanlış anlar oldu. Örneğin ben ''rafine yağ'' deyince birçok insanın ve doktorun aklına ''işlenmiş gıda'' diye bir tabir geliyordur. Oysa RAFİNE YAĞ demek, rafinasyon işleminden geçirlmiş bir yağ demektir. Yağ üretiminde rafinasyon ayrı bir tekniktir… Bu hataları diyetisyenler yapmıyor mu onların arasında da bilmeyen konuşan çok kişi var. Ben bazen görüyorum.

    HEKİMLERİN BESLLENME(DİYET) KONUSUNDA TOPLUMA VERDİĞİ ZARARLAR:

    8 yıldır aktif çalışan hatta çoğunlukla tek başıma poliklink yapan bir diyetisyenim. En az 30 bin hasta tecrübem var. Toplumun kafasını en çok karıştıran ve yanlış beslenme önerileri sunanlar maalesef hekimler. Bakın daha halen ''ekmeği, pilavı kes, pirinç patates yeme'' diye diyet önerisi yapan aile hekimi, dahiliye ve endokrinoloji uzmanları var. Tamam anladık epey bir diploma almışssınız da hangi bilimsel verilerde bu diyet önerisi var? Bunları hangi kitaptan öğrendiniz? Söyleyin de biz de okuyalım. Hatta diyetisyene gelmek için dahiliyeye başvuran hastalara komplekse girip tavsiyelerde bulunan ve ''ekmek yeme'' diyen hekimler var. Yani nereden öğrendiler bu bilimi? Bilim kimsenin tekelinde değil, e o zaman bu hekimlerin söyledikleri çoğu şey neden bize göre ayrışıyor? Farzedelim biz diyetisyenler yanlış biliyoruz…. E o zaman doktorların bu kadar hastayı zayıflatıyor veya glisemik kontrol sağlıyor olması gerekiyordu… nerde hani? milletin hali içler acısı. Hastaneye başvuran hastaların en az yarısı obezite ve diyabet komplikasyonlu. Hekimler 50 yıldır ''ekmeği pilavı kes'' diyor. nerde bunları uygulayan? sosyoekonomik durumu iyi bir kaç yaşlı kadından(enerji ihtiyacı çok düşük) başka bunları uygulayabilen var mı? 

    SON 3 YILDIR POLİKLİNİKTE HEKİMLERİN VERDİĞİ BESLENME TAVSİYELERİNİ DÜZELTMEKLE UĞRAŞIYORUM! Bunu abartmıyorum. söylemekten mutlu da olmuyorum. çok rahatsız edici ve çok yorucu bir şey. 

    O kısa süreliğine ekmeği pilavı kesmiş aç kalmış hastaların durumunu birçok hekim gerek yoğunluktan gerekse önyargılarından dolayı göremiyor ama ben görüyorum. Millette ne metabolizma kalmış ne de psikoloji….

    Karatayların, Ümit aktaş'ların yaptığı bilimsel kirliliği temizlemek o kadar zor oluyor ki…. çünkü hasta zaman kaybetmiş… sağlığını bozmuş olarak bize geliyor. 

    ''ben diyete inanmıyorum ya, hastalar zaten diyet yapmıyor'' diyen yüzlerce hekim tanıdım ve binlercesini tahmin ediyorum. E peki benim sağlıklı/kalıcı bir şekilde zayıflattığım binlerce hasta nolacak? görmek istemiyor ki… adam uzman ya, adam tıp doktoru… bilmesek asistanlıkta hastalara diyet yazıp aylarca takip etmiş sanacağız….Hastaya metformin yazıp göndermekle neden şişinir insan anlamıyorum ki? Bunda övünecek ne var? Büyük iş mi? O hasta için en büyük iş onu zayıflatmaktır(kalıcı, sağlıklı, uzun vadeli).

    Şimdi bir obezite cerrahisi çıktı bu seferde cerrahlar zannediyorlar ki morbid obezleri sadece ameliyatla zayıflatabiliyor… e adam uzman ya hekim ya. bakmaz görmek istemez ki…. Benim 30-50 kilo veren birçok morbid obez hastam oldu. 

    BUGÜNE KADAR HEKİM BESLENME TAVSİYESİYLE ORTA-UZUN VADELİ GLİSEMİK KONTROL SAĞLAMIŞ HEMEN HEMEN HİÇ  DİYABET HASTASI GÖRMEDİM…. DİYETİSYEN tavsiyesiyle de orta-uzun vadeli glisemik kontrol sağlayan yine çok fazla/yeterli değil. Bunu da her fırsaatta eleştiriyorum zaten. 

    Bu pratik, yüzeysel hekim tavsiyelerinin veya uçuk/sıradışı/fazla elitist diyetisyen tavsiyelerinin topluma verdiği zararları ben çok iyi gözlemliyorum. Beni bugüne kadar çok yordu. Sırf bu yüzden bunları yazdım.

    Beslenme bilimi, kimsenin tekelinde değildir ancak, hekim olmakla da beslenme iyi bilinmez. beslenmeyi bilmeyen diyetisyen bile çok fazla…. hekim de olsa, diyetisyen de olsa…. beslenme(diyetetik üzerinde) ya aktif çalışmalı ya da bilim yapmalıdır. yani tez, araştırma, yayın…. yoksa internette bilgi çok. Temel biyokimya bilgisiyle de olmuyor bu işler…. TUS'da derece yapmış ve ''biyokimyam çok iyi'' diyen hekimin karşımda o kadar uyarmama rağmen anlatmama rağmen, kafasına göre diyet yapıp 2 haftada pes edip yeniden kilo aldığını gördüm. Adam bilmiyor ki bildiğini sanıyor…. Hekimlerin çoğunun biyokimya beslenme bilgisi şöyle: obezitede karbonhidatı sıfırlayıp protein, sebze alırsam bu yağlar gider…. 

    He oldu. ilkokul mezunu bir ev hanımı da bunu akıl edebiliyor ve uygulayabiliyor zaten… OLUYOR MU? olsa obezite ve diyabet patlaması yaşamazdık.

    Pozitif şeyler de oluyor: Hekimler arasında beslenme bilinci yine de eskisi kadar kötü değil… yani profesyonel yaklaşanların sayısı artıyor.

    iyi günler.

  8. obezite, diyabet veya sağlıklı beslenme üzerinde topluma en çok faydalı olan hekimler multidsipliner çalışan hekimler. Bunlar yok demiyorum. Böyle hekim de çok fazla gördüm. Zaten diyet, hekim muaynesiyle başlar. sonra ise koordinleli ilaç-diyet le devam eder. Yazılarımdan asla ''ben ilaca karşıyım'' gibi komik ve cahilce bir şey çıkmasın. Ben bir diyetisyen olarak ilaca karşı değilim. Hastanın ihtiyacı olan ilacı hekim yazdığında ve diyetle birlikte gidildiğinde en yüksek başarı böyle sağlanıyor. Metformin ilacını da küçümsemiyorum. Tek başına orta-uzun vadede yetersiz faydasız. Ama diyetle birlite metforimin kısa-orta-uzun vadede maksimum başarı getiriyor… bunları görebiliyorum yani. 

  9. 8 yıldır özellikle hekimler ve ev hanımlarının ''ekmeği pilavı kesip, metformin-orlistat'' kulanarak kalıcı/sağlıklı zayıflayabileceklerine inanmalarına tanık oluyorum. Ancak bunu yapıp da sağlığına kavuşmuş ne bir hekim ne de ev hanımı gördüm. Hepsi kısa vadede 10-15 kilo veriyor sonra en geç 6 ay çerinde 15-20 kilo yeniden alıyor. Oysa bu yapılan o kadar zararlı ki hatta ülkedeki obezite ve diyabet patlamasının altında bu bilimsellik dışı düz mantık diyet-tedavi tarzı yatıyor. Ben bunu çok net bir şekilde gözlemleyebildim. 4 yıldır takip ettiğim hastalar var. 

    Yani daha çık yazayım, hekimlerin meşhur ''EKMEĞİ, PİLAVI KES'' tavsiyesi obezite/diyabet patlamasının 1 numaralı sebebidr. Bunu gözlemledim ama bilimsel olarak yayın yapmadım… fırsatım olursa kohort çalışma yapıp yayınlamak isterim.

  10. Sayın Hasan hocam. Emeğinize sağlık çok güzel yazmışsınız.

    Dyt_tuncay beyin üslubu ve tavrı ise akıllara zarar. Tuncay bey unutmayınız ki siz yardımcı sağlık personelisiniz. Hiçbir doktoru aşağılayamazsiniz. O kadar bilimsel olacağınıza "BİRAZCIK" daha okuyup endokrinoloji uzmanı olsaydınız.

  11. Resul bey, sanırıyorum ki endokrinoloji uzmanısınız çok emek verdiğinizi biliyorum. Tebrik ederim. Umarım daha da ilerleyip profesör olursunuz. Konuyu bu seviyeye getirmeniz hoş olmamış. Ancak ben yardımcı sağlık personeli bir diyetisyen olarak size ''BİLİMSELLİK'' çağrısı yapıyorsam bunun altında bir kompleks arayacağınıza özeleştiri yapmanızı öneririm. Yani rütbece ve diploma olarak üstün olan sizin bana ''BİLİMSELLİK'' vurgusu yapmanız beklenirdi. Oysa yukarıdaki sitemlerimin özetinde bilimsel davranılmadığı için toplumun yanlış bilgilendirildiği konusu var….Size nacizane tavsiyem: Endokrinoloji uzmanı, profesör vs olmanız BESLENME(DİYET) hakkında konuşurken daha bilimsel ve profesyonel olmanıza engel değil. Siz de daha fazla yayın, kitap okuyarak benim eriştiğim bilimsel bakış açısına sahip olabilirsiniz… kolay gelsin

  12. Yukarıdaki serzenişlerimi komplkesim olduğuna bağlayan herkes cahildir. Yazık gerçekten. Bak ben ilk 30 bin içine girerek diyetisyenliği seçmiş biriyim. Çocukluğumdan beri bir kez olsun ''ben doktor olacağım'' demedim. Hatta sağlıkçı olmaktan da çok memnun değilim. Yani en kısa zamanda ya akademisyen olacağım ya da başka bir iş kuracağım. Diyorum ki bak: Yanlış ifadeler ve öneriler toplumun kafasını karıştırıyor. Sağlıklı beslenme bilincini bozuyor. Öncelikle bu durum bir diyetisyen olarak beni yoruyor. Çünkü bana gelen hastaların hiçbirine sizin ''ekmeği pilavı kes!'' tarzı bir diyet yazmıyorum. Binlerce insanı sağlığına kavuşturdum. Hatta senin(anilg) hayal bile edemeyeceğin kadar insanı ölümden döndürdüm. Yani neden kompleksim olsun ki… Bu işleri geçtim ben. Siz bilinçli olun… buraya yazdığım yazıların amacı durum hakkında haberdar olmanızdır. Millete de yazık size de. Ben yukarıdaki yazdıklarımdan kaç gündür rahatsız oluyorum…Çünkü bunları yazmak istemezdim. Keşke daha bilimsel davranan doktorların sayısı fazla olsaydı… Keşke bu kadar obezite ve diyabet olmasaydı… Ne demek istediğimi anlayın.

  13. Anilg bak sana bir önerim var: Toplumun kafasını karıştıran doktorları(hepsini dahil etmiyorum yanlış anlamaya gerek yok) daha iyi anlayabilmen için seni benim hastaneme diyet polikiliniğine davet ediyorum… gel yanımda bir ay kal. O hastaları gör. Ne yaptıklarını daha önceden neler denediklerini ve durumlarını gör… Ondan sonra ne düşünmek istiyorsan düşün.

  14. Sayın Dr.Hasan Önal, palm yağının karşısına Vita'yı koymuşsunuz ama Vita ''margarin'' de palm yağı olarak bilinir, yoksa öyle değil midir? 

  15. Vita yağı ayçiçek yağı, soya yağı, pamuk yağı, palm yağı gibi tüm bitkisel yağların karışımı olan hidrojenize bir yağdır. Palm yağının hidrojenizasyona ihtiyacı yoktur. Zaten katı yarı katı formdadır.

     

  16. Ayçiçek yağının kızartmalarda kullanılması halinde transyağlar oluşabileceği için bu yağın  kızartmalarda kullanılmasının sakıncalı olduğu söylenir yazılır hep. Ancak yukarıdaki dumanlaşma sıcaklıklarını gösteren tabloya göre, ayçiçek yağının dumanlaşma sıcaklığı zeytinyağından yüksek. Bu durumda kızartmalarda zeytinyağı yerine ayçiçek yağı mı kullanmalıyız?

  17. Okuduklarıma gerçekten inanamadım doğrusu!

    Yazar palmiye yağı hakkında ve yağmur ormanlarının yok olması hakkında şimdiye kadar yazılmış bütün raporları araştırmaları est geçiyorö ve ayrıca kendi fikirlerini doğrulayacak hiç bir kaynak araştırma belirtmiyor! Her şeye 'komplo' diyip geçiyor! Kusura bakmayın ama böyle bir yazarı en azından akademik bir dünyada ciddiye almak çok zor.  Malezyada ormanların 80% yok olduğu raporunada yalanmı dğyorsunuz? Satellit resimleri ile kanıtlanmış. Karteller yakmışmış. Uyuşturucu mafyasının orman yakmak ile ne alakası var? 

    Ayrıca zeytin yağına benzetmiş palmiye yağını. İyi hoşda. yazar galiba bilmiyorki zeytin yağı ısıtılınca tüm besin değerini kayb ediyor ve adeta kansorojen hale geliyor! 50 derece ısıyı geçince zeytin yağı 'yanıyor' mahf oluyor. Benzetme yapıcaksanız hindistan cevizi yağı ile benzetseniz daha isabet olurdu.

    Ayrıca palmiye yağının çeşitleri var. Biri sıvı yağ halinde ki onun faydalı olduğunu söyleyenler var. Birde katı olan yağ var ki bu yağ işlemlerden geçiyor ve aslından çıkıyor.

    Amerikanın eline ne geçicek palmiye yağını kötülemek ile? Kendis palmiye yağı üreticek değil ya? Aksine zarara uğrar bu yağı kullanan tüm şirketler.Ama belkide bir bit yeniği vardır, Amerikanın ne oyuncu olduğunu biliyoruz, ve kapitalisme sömürgeye bende karşıyım.

  18. Sn Rukiye aşağıdaki linkteki yazıyı bir de okuyun.

    http://abolisyonistveganhareket.org/post/98797406951/palm-ya%C4%9F%C4%B1-hakk%C4%B1nda-efsaneler-ve-ger%C3%A7ekler

    Palm yağını hangi açıdan zeytin yağına benzettiğim yazıda mevcut.  Palm yağı içerdiği doymuş yağ asitlerinden dolayı ısıya dayanıklı bu açıdan zeytin yağından farklı.

    Zararsız olarak düşündüğüm palm yağı çeşidi yazıda belirtiğim gibi kırmızı palm meyvasından elde edilen işlenmemiş palm yağıdır.

     

     

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin