Romatizmal ve diğer iltihabi (enflamatuar) hastalıklarda beslenme

3
340
fitness, healthcare and medicine concept - close up of female hands holding knee

Erişkin nüfusun en az dörtte üçünde kronik iltihabi bir hastalık var. Bunların başında koroner kalp hastalığı, dişeti kanaması, gastrit, ülser, astım, alerjik nezle, tiroidit, sedef hastalığı, bazı kanserler, kas ağrısı, eklem ağrısı, kronik yorgunluk, ülseratif kolit, Crohn hastalığı, romatoid artrit, osteoartrit, sedef hastalığı ve lupus gibi iltihabi hastalıklar ve bunun gibi birçok daha hastalık var.

Bu hastalıklar süründürüyor hatta öldürüyor da. Statükocu tıp dünyası bu hastalıkların gerçek nedenlerini ya bilmiyor ya da tedavi edilecek müşteri sayısı azalmasın diye bu bilgileri gizliyor. Bu yüzden iltihabi hastalıklar son yıllarda bir salgın gibi yayılıyor ve bu gidişle yayılmaya da devam edecek. Editörümüz Prof. Dr. Ahmet Aydın’a göre sağlıklı gıdaları yer ve yeteri kadar güneşlenir, hareket eder ve su içersek bu hastalıklara yakalanmamak, ya da yakalanılmışsa bunlardan tam ya da kısmen kurtulmak mümkün. Yeni sayımızı bu konuya ayırdık. Yine söyleşi tarzında. İlginizi çekeceğini umuyoruz.

Hocam romatizmal hastalıklar da çok çoğaldı, bu hastalıklardan biraz bahsedebilir misiniz?

Bahsedeyim. Erişkin nüfusun en az dörtte üçünde kronik iltihabi bir hastalık var. Bunların başında koroner kalp hastalığı, dişeti kanaması, gastrit, ülser, astım, alerjik nezle, tiroidit, sedef hastalığı, bazı kanserler, kas ağrısı, eklem ağrısı, kronik yorgunluk, ülseratif kolit, sedef hastalığı, Crohn hastalığı, romatoid artrit, osteoartrit ve lupus gibi hastalıklar geliyor.

Bu hastalıklar süründürüyor hatta öldürüyor da. Statükocu tıp dünyası bu hastalıkların gerçek nedenlerini ya bilmiyor ya da tedavi edilecek müşteri sayısı azalmasın diye bu bilgileri gizliyor. Bu yüzden iltihabi hastalıklar son yıllarda bir salgın gibi yayılıyor ve bu gidişle yayılmaya da devam edeceğe benzer.

Hocam okurlarımızın daha iyi anlayabilmesi için iltihabın ne olduğunu anlatabilir misiniz?

İltihap (enflamasyon), dış ve iç etkenlerin tahribatına karşı, damar, bağ doku ve hücrelerin bir arada yürüttüğü bir korunma reaksiyonu.  Tahribat yapan etken ortadan kalkınca organizma kendini onarma çabasına giriyor, daha sonra işler yolunda gidiyorsa hasarlı doku yenileniyor. Buna akut iltihap deniyor. Ama organizma düşmanla baş edemezse iltihap süreğenleşiyor, onarım süreci aksıyor, tam anlamı ile bir düzelme olmuyor. Buna da kronik iltihap deniyor. İltihap denilince genellikle mikrobik bir iltihap anlaşılıyor, ama iltihapların çoğunluğu mikropsuz.

Akut iltihap birkaç saat – birkaç gün sürer, histamin salgısı artar. Histamin damarları genişletir ve geçirgenliğini artırır. O bölge kızarır ve ısısı artar. Kan ve iltihap hücreleri (çok çekirdekli akyuvarlar, nötrofiller) bu bölgeye hücum eder. Kanın suyu ve proteinleri damar dışına çıkıyor ve o bölge şişiyor. Histamin sinir uçlarında prostaglandin ve bradikinin gibi kimyasalları da artırır ve onlar da ağrıya neden olur.

Kronik enflamasyon ise yıllarca hatta ömür boyu sürebiliyor. Kronik enflamasyonda olay yerinde tek çekirdekli akyuvarlar (lenfosit) ve makrofajlar (yutan hücreler) bulunuyor. Kronik enflamasyon her zaman akut enflamasyonu takip etmiyor. Hatta çoğu zaman sinsi olarak ortaya çıkıyor.

İltihap vücudumuz için iyi bir şey mi?

Hem iyi, hem kötü. İyi çünkü iltihap sırasında bağışıklık sistemi kendinden olmayan yabancı maddelere ve mikroorganizmalara saldırarak onları yok etmeye çalışıyor ve çoğu kez de bunu başarıyor. Vücudunuz iltihap oluşturamıyorsa hayatınızı sürdürmeniz mümkün değil. Normal şartlarda iltihap zararlı etkenleri etkisiz hale getiriyor. Ama bunu tam anlamı ile beceremezse, yani kronikleşirse size zarar vermeye başlıyor.

Normal koşullarda bağışıklık sistem kendinden olana ise saldırmıyor. Kronik hastalıklarda ise bu immün (bağışık) tolerans kayboluyor. Bu durumda bağışıklık sistemi kendi dokularına da saldırıyor ve hedef organlarda aşırı ve dizginlenemeyen bir iltihaba neden oluyor. Bu tip kronik iltihabi hastalıklara özbağışıklık hastalıkları (otoimmün hastalıklar) deniyor.

Bunların başında koroner kalp hastalığı, dişeti kanaması, gastrit, ülser, astım, alerjik rinit, tiroidit, sedef hastalığı, bazı kanserler, kas ağrısı, eklem ağrısı, kronik yorgunluk, ülseratif kolit, Crohn hastalığı, romatoid artrit, osteoartrit ve lupus gibi romatizmal hastalıklar ve bunun gibi birçok daha hastalık var. Erişkin nüfusun en az dörtte üçünde bu hastalıklardan en az biri mevcut. Bir başka sorun da iltihabi bir hastalığa sahip bir hastanın başka bir iltihabi hastalığa ya da hastalıklara sahip olma olasılığının da yüksek olması. Aslında iltihabi hastalıklar ağaç dallarına benziyor. Biliyorsunuz dallar ayrıdır ama aynı gövdeden çıkarlar. Anlayacağınız bu hastalıklar hep aynı kaynaktan beslenirler.

Peki, sizce bütün bu kronik hastalık salgınını nedenleri ne?

Çok nedeni var. Bunların çoğu yediğimiz içtiğimizle ilgili, özellikle geleneksel beslenme tarzının büyük ölçüde terk edilmesine bağlı. Modern beslenme geleneksel beslenmeden belki de on kat daha iltihap yapıcı özelliklere sahip. İsterseniz önemli olanların üzerinde biraz duralım.

Çok iyi olur

Birinci neden unlu-şekerli gıdaların aşırı tüketilmesi. Bu gıdalar metabolik sendrom yaparak kronik iltihaba zemin hazırlıyorlar. Modern beslenme geleneksel beslenmeden belki de on kat daha iltihap yapıcı özelliklere sahip (1).

Unlu şekerlileri fazla yiyen kişiler daha az taze sebze ot ve baharat kullanıyor. Bu konuda kırmızı biber, zerdeçal, zencefil, şeytan pençesi ve çeşitli otlar ile yapılmış çalışmalar var (2-7 ).

İkici neden daha önce konuştuğumuz omega-3/omega-6 dengesinin azalması. Bu da kronik iltihabın ana nedenleri arasında. Ayçiçeği, mısır ve margarin gibi omega-6 yağ asitlerinden zengin yağlar ikinci grup prostaglandinler ve 4. grup lökotirienlerin aşırı yapılmasına neden oluyorlar. Bunlar iltihap yapıcı maddeler. Buna karşılık balık yağı gibi omega-3 yağ asitlerinden zengin gıdalar 3. grup prostaglandinler ive 5. grup lökotirienleri yapıyorlar. Bunlar ise tam tersine iltihap önleyici maddeler.  Omega-3 yağ asitleri başta romatoid artrit olmak üzere birçok kronik hastalığın tedavisinde başarıyla kullanılmakta, hem de çok az yan etkiyle ( 8, 9).

Üçüncü önemli neden bağırsaktaki faydalı mikropların (probiyotiklerin) azalması. Mesela yeni tanı almış romatoid artritli ve ankilozan spondilit hastaların bağırsak florasının normal olmadığı ve bağırsak geçirgenliğinin arttığı gösterilmiş (10). Hatta bu hastalıkları örneğin romatoid artriti antibiyotiklerle de tedavi eden hekimler de var.

Bağırsak mikrop düzeninin bozulması sonucunda bağırsak geçirgenliği artıyor ( 11, 12). Sindirilmeyen protein parçacıklarının (buğday,  süt ve baklagil proteinleri gibi) kana geçmesi, bağışıklık sistemini uyarıyor; kronik iltihabi bir süreç başlıyor.  Bu süreç sadece bağırsakta değil bağırsak dışı birçok organda da iltihabi hastalıklara yol açabiliyor.

Birçok tahıl, baklagil ve yerfıstığında lektin denilen maddeler var. Lektinler bağırsak hücreleri ve lenfositleri olumsuz etkiliyor. Bunlar iyi sindirilmezse bağırsak engelini rahatlıkla geçmekte ve eklem zarını etkilemekte (13). Probiyotiklerden zengin bir diyetin antiromatizmal ilaç ihtiyacını azalttığı, klinik bulguları hafiflettiğini gösteren çalışmalar da var (14).

Glütensiz (buğday proteini) bir diyet ile romatoid artrit ve mültipl skleroz gibi hastalıkların belirtilerinin hafifleyebileceği çeşitli çalışmalarda gösterilmiş (15, 16). Süt proteini, buğday proteini ve baklagiller 5 milyondan daha uzun olan insanlık tarihinde diyete en son (yaklaşık 5-10 bin yıl önce) eklenen yitecekler. O nedenle bu yiyeceklerin sindirilmesi diğerlerine oranla daha zor ve daha problemli.

Dördüncü temel neden iltihap azaltıcı, serbest radikal temizleyici (antioksidan) bitkilerin, sebzelerin, otların daha az yenilmesi. Bunların başında zerdeçal, ısırgan tohumu, keten tohumu, kekik, dereotu, maydanoz, fesleğen, roka, tere, nane, sarımsak, soğan, kırmızıbiber, karabiber, zencefil, kimyon, tarçın gibi otlar ve baharatlar geliyor (17, 18).

Beşinci neden de D vitamini yetersizliği.  Dünya nüfusunun en az dörtte üçünde gizli veya aşikar D vitamini yetersizliği mevcut. Örneğin Türkiye’deki kadınların da yaklaşık dörtte üçünde D vitamini yetersizliği var.

D vitamininin çok iyi bilinmeyen bir özelliği de iltihap giderici olmasıdır. Bu bağlamda beş yıl önce yapılan bir çalışma çok önemli. Yaşları 55-69 arasında değişen 29,368 kadın 11 yıl süre izlenmiş. Bu süre içinde 152 kişi romatoid artrit olmuş. Detaylar inceleninde günde 400 ünite D vitamini kullananlarda kullanmayanlara göre romatoid artrit %30, mültipl skleroz ise %40 daha az görülmüş (19). Günlük olması gereken dozun bunun en az 10 katı (4000-5000ünite) kadar olması gerektiğini düşündüğümüzde oldukça iyi bir koruma oranı.

Altıncı temel neden kronik susuzluk. Daha önce su konusunda anlattığımız gibi insanların çoğu susuz olduklarını hissedemiyorlar. Ağız kurumadan önce su kaybı oluyor. O sırada histamin dediğimiz madde su düzenini sağlamakla görevli olarak ortaya çıkıyor. Bu sırada renin-anjiyotensin-aldosteron (RAA) sistemi etkinleşerek kol bacak damarlarını büzüştürüyor. Amaç kanı öncelikle beyin,  böbrek ve akciğer gibi hayati organlara göndermek. Bu sırada eklemler ve diğer çok hayati olmayan organlar da susuz kalıyor; deyim yerinde ise buruşuyor.

Konunun başında konuştuğumuz gibi histamin iltihabın nerdeyse her aşamasında yer alıyor. Ayrıca sinir uçlarında 2. grup prostaglandinleri ve bradikinin gibi kimyasalları artırıyor ve bunlar da ağrıya neden oluyor. Histamin karşıtı ilaçların fazla bir faydası olmuyor. En iyisi suyu vermek. İdrarınız açık çıkacak şekilde bol su içerseniz iltihap ve ağrılar azalıyor.

Resim 1. Romatoid artritli bir hasta

 

Kronik iltihabi hastalıklar ve/veya romatizmal hastalıkların klasik tedavisi nasıl yapılıyor?

Birçok iltihabi hastalığın tedavisinde iltihap azaltıcılar kullanılıyor (steroidler, steroid dışı iltihap azaltıcılar, metotreksat, TNF-alfa kırıcılar, azathioprin, klorakin, metotreksat,  altın tuzları, penisilamin, sülfosalazin vb). Ama bunlar geçici olarak şikâyetleri maskeliyor; yani deyim yerindeyse pisliği halının altına süpürüyor.

Statükocu tıp gerçek sebepleri ortaya koyup hastalıklardan korunma yoluna gitmiyor, bu ilaçları çok kullanıyor. Hastalıklar yıllarca sürdüğü için iyi de para kazanılıyor. Ayrıca bu ilaçların çok sayıdaki yan etkisi de var; ülser, şişmanlık, kemik bozuklukları, depresyon,  kanser, enfeksiyon hastalıkları gibi. Bu yan etkilerin kontrol altına alınması karşı kullanılan ilaçların ve diğer tedavi yöntemlerine harcanan para ciroyu daha da artırıyor.

Bilinen yan etkilere ilaveten ölüm gibi daha vahim durumlar da oluşuyor. Bu meyanda Viox adlı iltihap giderici ilacı hatırlıyorsunuzdur herhalde. Ölüm ve felçlere neden olduğu için toplatıldı. Üstelik çok daha önce bu ilacın çok zararlı olabileceği söylenmesine rağmen, yıllarca kullanıldı hastalarda. Yazık!

Peki, siz bu hastalıkların nasıl tedavi edilmesini öneriyorsunuz?

Aşağıdaki öneriler romatoid artrit, lupus, mültipl skleroz, sedef hastalığı, Crohn hastalığı, kolitis ülseroza, koroner kalp hastalığı, mültipl skleroz gibi birçok kronik hastalık için de geçerli.

  • Taş devri diyetini uygulayın
  • Baklagilleri diyetten çıkartın ya da iyice azaltın.
  • Glutensiz-kazeinsiz diyeti (gluten= buğday proteini, kazein=süt proteini) deneyin.
  • Omega-3/omega-6 yağ dengesini düzeltin.
  • Margarin ve sıcak preslenmiş poliansatüre yağları (ayçiçek, mısır, soya, kanola) yemeyin.
  • Probiyotiklerden zengin gıdalarla beslenin veya probiyotik preparatlardan birini kullanın.
  • D vitamini düzeylerinizi en optimal düzeye çıkartın

Romatoid artrit gibi kronik enflamatuvar hastalıklarda antienflamatuvar(iltihap giderici) etkiyi elde etmek için günde en az 2000-2500mg aktif balık yağı (DEHA+EPA) alınmalıdır aksi halde tedavi fazla etkili olmuyor. Keten tohumu (ALA) aynı etkiyi göstermiyor.

Optimal dozu alabilmek için kan D vitamini düzeylerini ölçmek gerek (25-hidroksi D vitamini; 1, 25-dihidroksi D vitamini değil!). Kan D vitamini düzeylerini 40-120 ng/dL arasında, hiç değilse 50-60 ng/dL’nin üstünde tutmak gerekiyor. Bence ideali 100ng/dL civarı.

İstenilen düzeylere çıktıktan sonra, erişkinler için günde 5000 ünite (D vit-3 damla, 50 damla) ya da 2 ayda bir 1 ampul D vitamini (300,000 ünite), çocuklar için her 12.5 kg başına 1000 ünite (10 damla) güvenle kullanılabilecek rakamlardır.

Aşağıdaki otlar ve vitaminler de antioksidan ve iltihap giderici etkileri ile romatizmal hastalıklarda oldukça yararlı;

  • 1 kase kefir, ya da ev yoğurdunun içine
  • 1 tatlı kaşığı zerdeçal tozu
  • 1 çay kaşığı zencefil
  • 1 çay kaşığı çekilmiş üzüm çekirdeği
  • 1 çay kaşığı çekilmiş ısırgan tohumu
  •  1 çay kaşığı
  • 1 çorba kaşığı çekilmiş keten tohumu
  • 2 diş yeni ezilmiş sarımsak

Bundan günde 1-2 kase kadar yiyebilirsiniz. Ayrıca içine sevdiğiniz diğer baharatları da koyabilirsiniz.

Sızma zeytin yağı içine kekik, kırmızı pul biber, fesleğen kurusu, nane kursu koyarak küçük bir kaşıkla yiyebilir ya da salatalarınızda sos olarak kullanabilirsiniz.

Çeşitli otlardan yapılan salataları bolca yiyin (kıvırcık, roka, fesleğen, kuzu kulağı, ıspanak, tere, reyhan, taze nane, taze kekik, kırmızı lahana, beyaz lahana, karnabahar, brokoli, turp, havuç vb)

Önemli not:

Yukarıdaki beslenme şekli ve besin takviyeleri kullandığınız ilaçların miktarını azaltacak ya da tamamen ortadan kaldırabilecektir. Bunları yaparken sizi takip eden hekiminizle iş birliği yapınız.

Aşağıdaki kan tahlillerini de yaptırınız;

C-reaktif protein (hassas) : Normali 0.3 mg/dL’nin altında olması gerekir (İlgili laboratuarın verdiği normal değerleri dikkate almayın).  Hastalık sırasında yüksek olan değerler, tedavi ile birlikte azalacaktır.

25-hidroksi D vitamini; (1, 25-dihidroksi D vitamini değil!). Normali 40-120 ng/dL’dir(İlgili laboratuarın verdiği normal değerleri dikkate almayın).

İnsülin: Normali,  açlık sırasında 5 ünitenin altındadır (İlgili laboratuarın verdiği normal değerleri dikkate almayın). Beraberinde kan şekerine de baktırın.

Dışkı florası tarama testi(kültür): Faydalı mikroplarla birlikte, klostridyum, kandida gibi zararlı mikropların varlığını da gösterir.

KAYNAKLAR

  1. Festa A, D’Agostino R, George Howard G et al. Chronic Subclinical Inflammation as Part of the Insulin Resistance Syndrome-The Insulin Resistance Atherosclerosis Study (IRAS) Circulation. 2000;102:42.
  2. Deal CL, Schnitzer TJ, Lipstein E, et al. Treatment of arthritis with topical capsaicin: A double-blind trial. Clin Ther 1991;13:383–95.
  3. Bone K. The story of devil’s claw: Is it an herbal antirheumatic? Nutrition and Healing 1998;3:4-8
  4. Kulkarni RR, Patki PS, Jog VP, et al. Treatment of osteoarthritis with a herbomineral formulation: A double-blind, placebo-controlled, cross-over study. J Ethnopharmacol 1991;33:91–5.
  5. Deodhar SD, Sethi R, Srimal RC. Preliminary studies on antirheumatic activity of curcumin (diferuloyl methane). Ind J Med Res 1980;71:632–4.
  6. Mills SY, Jacoby RK, Chacksfield M, Willoughby M. Effect of a proprietary herbal medicine on the relief of chronic arthritic pain: A double-blind study. Br J Rheum 1996;35:874–8.
  7. Srivastava KC, Mustafa T. Ginger (Zingiber officinale) in rheumatism and musculoskeletal disorders. Med Hypoth 1992;39:342
  8. Nordstrom DC, Honkanen VE, Nasu Y, Antila E, Friman C, Konttinen YT. Alpha-linolenic acid in the treatment of rheumatoid arthritis. A double-blind, placebo-controlled and randomized study: flaxseed vs. safflower seed. Rheumatol Int 1995;14:231-4.
  9. Kremer JM. n-3 fatty acid supplements in rheumatoid arthritis. Am J Clin Nutr 2000;71(1 Suppl):349S-51S.
  10. Smith MD, Gibson RA, Brooks PM. Abnormal bowel permeability in ankylosing spondylitis and rheumatoid arthritis. J Rheumatol 1985; 12: 299–305.
  11. Smith MD, Gibson RA, Brooks PM.  Abnormal bowel permeability in ankylosing spondylitis and rheumatoid arthritis. Journal of Rheumatology 1985; 12, 299–305.
  12. Mielants H. Reflections on the link between intestinal permeability and inflammatory joint disease. Clinical and Experimental Rheumatology 1990; 8, 523–524.
  13. Pusztai A, Greer F & Grant G (1989) Specific uptake of dietary lectins into the systemic circulation of rats. Biochemical Society Transcations 1985; 17: 527–528.
  14. Hatakka K, Martio J, Korpela M et al. Probiotic therapy on the activitiy and activation of mild rheumatoid artritis-a pilot study. Scand J Rheumatol, 2003;32: 211-5
  15. Shor DB, Barzilai O, Ram M et al. Gluten sensitivity in multiple sclerosis: experimental myth or clinical truth? Ann N Y Acad Sci. 2009;1173:343-9.
  16. Beri D, Malaviya AN, Shandilya R, Singh RR. Effect of dietary restrictions on disease activity in rheumatoid arthritis. Annals of the Rheumatic Diseases 1988; 47, 69–77.
  17. Chrubasik S, Enderlein W, Bauer R, Grabner W. Evidence for antirheumatic effectiveness of herba urticae dioicae in acute arthritis: a pilot study. Phytomedicine.1997; 4:105-108.
  18. Jackson JK, Higo T, Hunter WL, Burt HM. The antioxidants curcumin and quercetin inhibit inflammatory processes associated with arthritis. Inflamm Res. 2006;55(4):168-75.
  19. Merlino LA, Curtis J, Mikuls TR, Cerhan JR, Criswell LA, Saag KG; Vitamin D intake is inversely associated with rheumatoid arthritis. Iowa Women’s Health Study. Arthritis Rheum. 2004;50(1):72-7.

 

 

Paylaş

3 YORUMLAR

  1. Merhaba ben Aslı Gökmen.
    Sayın hocam 7 yıldır RA hastasıyım.
    Burada okuduklarım beni ikna etti.bu şekilde beslenmek istiyorum. Ancak,
    ayçiçek yağı ve D vitamini konusunda anlayamadığım
    birşeyler var. Saflaştırılmış ay çiçek yağı gibi değil midir
    D vitamini?!

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin