Yoksa kolesterol bir günah keçisi mi?

0
12

Ünlü Chest dergisinin Şubat 2005 sayısında yayınlanan bir makaleye göre ilaç tedavisine ek olarak kolesterolden zengin diyet uygulanması akciğer tüberkülozlu (veremli) hastaların balgamlarındaki verem mikrobununun daha çabuk temizlenmesini sağlıyor (1). Beslenme bülteninin bu sayısında Chest dergisindeki bu makale nedeni ile uzun süredir okurlarımızın merak ettikleri besinlerimizdeki kolesterol sağlığımıza zararlı mıdır? Konusu işlenecektir.

Kolesterolden zengin gıdalar akciğer tüberkülozlu (veremli) hastaları daha çabuk düzeltiyor

Bahsedilen araştırma Mexico Ulusal Solunum Hastalıkları Enstitütüsü’nden Dr. Mario H. Vargas ve arkadaşları tarafından yapılmış.

Araştırıcılar literatürde verem hastalığında kolesterol düşüklüğünün (hipokolesterolemi) sık görüldüğünü ve hastalığın ölümcüllüğünü arttırabileceği bulgularından hareket ederek kolesterolden zengin bir diyetin balgamdaki verem mikrobununun kaybolmasını hızını etkileyip etkilemediğini incelemişler.

Araştırma 21 erişkin akciğer tüberkülozlu hasta üzerinde yapılmış. Bütün hastalar izoniazid + rifampisin + pirazinamid + etambutol ‘den müteşekkil dört tüberküloz ilacı almışlar. Hastaların hiçbirinde tüberküloz ilaçlarına karşı bir direnç yokmuş ve hepsi AIDS (-) imiş. Çalışma 8 hafta sürmüş.

Hastalar iki gruba ayrılmış. Her iki grupta da kalori miktarı (2500kcal/gün) ve dağılımı benzer imiş. Kolesterolden zengin diyet alan gruptaki (deney grubu) günlük kolesterol tüketimi 800mg iken kontrol grubunda bu değer 250 mg imiş. Hem çalışma (136.7 mg/dL) hem de kontrol grubunun (157.9 mg/dL). Kan kolesterol düzeyleri ortalama Meksikalılarınkinden (190 mg/dL ) oldukça düşük imiş.

Kolesterolden zengin diyet alan grupta balgamdan mikrop temizlenmesi ortalama 14 gün sürerken bu sayı kontrol grubunda 28 gün imiş. Grupların 2. ve haftadaki balgamdan mikrop temizlenme oranları tabloda görülmektedir.

Kolesterolden zengin diyet alan grup (10 hasta) Normal kolesterollü diyet alan grup (11 hasta)
1. haftada balgamdan mikrop temizlenme oranı

2. haftada balgamdan mikrop temizlenme oranı

3. haftada balgamdan mikrop temizlenme oranı

4. haftada balgamdan mikrop temizlenme oranı

%0(0)

%80(8)*

%90(9)

%90(9)

%0(0)

%9(1)*

%45(5)

%73 (8)

* p = 0.0019 (Aradaki farkın tesadüfe bağlı olma olasılığı binde iki gibi çok düşük bir rakam)

Her iki grupta da kolesterol düzeyleri 3 hafta içinde ortalama 200 mg/dL dolaylarına çıkarak plato yapmış. Fakat bu sırada HDL (iyi denilen kolesterol) değerleri, LDL’ye göre daha çok yükseldiğinden total kolesterol/HDL (2.7 den 1.5’e) ve LDL/HDL (3.3 den 1.8’e ) oranı azalmış.

Her iki grupta nefes darlığı ve öksürük aynı derecede azalmış, fakat yüksek kolesterol alan grupta balgam miktarı daha erken azalmış.

Yazarlar elde ettikleri sonuçlar ile kolesterolden zengin gıdanın tüberküloz tedavisinin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini vurgulamışlardır.

Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın Yorumu

Tüberküloz eski çağlardan beri insan ırkını tehdit eden büyük hastalıklardan biridir. 1944 yılında streptomisinin piyasaya çıkması ile tedavide yeni bir çığır açılmış ve streptomisini çok sayıda başka tüberküloz ilaçları takip etmiştir.

Günümüzde akciğer tüberkülozunun tedavi başarısı %90’ın üzerindedir. Fakat çok sayıda ilaç kullanılması ve tedavi süresinin uzun olması (6 ay-1 yıl) tedaviye uyumu güçleştirmektedir. Öte yandan tüberküloz ilaçlarına karşı gelişen direnç, sorunu daha da ağırlaştırmaktadır. Bu nedenle tedavinin seyrini olumlu yönde değiştirecek ve tedavi süresini azaltacak yöntemlere ihtiyaç büyüktür.

Pérez-Guzmán ve arkadaşlarının çalışmaları bu bakımdan çok önemlidir. Daha önceki birçok yazımızda ve konferansımızda kolesterol fobisinin insan sağlığı üzerine olan kötü etkilerinden çok bahsetmiştik. Bu çalışma da bizim gibi düşünenleri haklı çıkartmaktadır.

Manipüle edilmiş bilimsel(!) çalışmalar ile insanlarda önce kolesterol fobisi oluşturan daha sonra da onlara yağsız ya da yarı yağlı yiyecekler ile kolesterol ilaçları satan ilaç ve gıda sanayicileri yılda yüz milyarlarca dolarlık cirolar yaparak karlarına kar katarken insan sağlığını büyük ölçüde tehlikeye atmaktadırlar.

Gerek bu çalışmada gerekse de daha önce yapılmış çalışmalarda tüberkülozlu ya da kalp-dışı müzmin hastalığı olan kişilerde kan kolesterol düzeyinin düşük olduğu ve bu düşüklüğün ölümcüllük (mortalite) ile ilişkili olduğu gösterilmiştir (2-4).

Kolesterol hücre zarında yapıtaşı olarak bulunan yağların yaklaşık %30’unu oluşturur. Bütün hücrelerin yapısında kolesterol bulunmak zorundadır. Kolesterolün moleküler yapısı suda erimesini imkansızlaştırır. Hücre duvarlarında bulunan su geçirmez özellikteki kolesterol, hücre iç ortamını dış etkilerden korur(5). En çok kolesterol dış etkilerden en az etkilenmesi gereken sinir dokusunda bulunur. Kolesterol hücre zarının akışkanlığını sağlar.

Kolesterol sitotoksik (hücre zehirleyici) T-lenfositleri uyararak mikropların öldürülmesine yardımcı olur (6,7). Kolesterol hücre zarında bulunan enzimler ve diğer maddeler aracılığı ile akyuvarların mikropları yutmasını (fagositoz)sağlar(8).

Çok sayıda laboratuar çalışmasında lipid (yağ) ve kolesterol eksikliğinin bulaşıcı hastalıkların şiddetini artırdığı saptanmıştır(9-23).

19 çalışma ve 68 406 ölümü içeren bir meta-analiz incelemesinde görülmüştür ki kan kolesterol düzeyi azaldıkça solunum ve mide-bağırsak hastalıklarından (özellikle bulaşıcı olanlar) ölüm artmaktadır (24).

120 000 kişi üzerinde 15 yıl süre ile yapılan bir araştırmada kan kolesterol düzeyi düşük olanlarda, bulaşıcı hastalıklardan hastaneye başvuruda bulunanların sayısının kolesterolü yüksek olanlara göre daha fazla olduğu görülmüştür (25).

2446 bekar erkek üzerinde 14 yıl süre ile yapılan bir araştırmada kolesterol düzeyi düşük olanlarda AIDS rizikosunun daha fazla olduğu saptanmıştır(26). Bir başka çalışmada kan kolesterol düzeyi düşük AIDS’li hastaların daha fazla öldüğü görülmüştür (27).

Kanser tedavisine bağlı ateşli nötropenisi (çok çekirdekli akyuvar düşüklüğü) olan 17 hasta inclenmiş. Altısı ölmüş. Bunlarda tedavi sırasında kan kolesterol düzeyleri yükselmemiş. Yaşayan 11 hastanın başlangıç kan kolesterol düzeyi ölenlerden yüksekmiş. Bunlarda tedavi sırasında kolesterol yükselmiş ve kolesterol düzeyleri iyileştikten sonra normale inmiş (28).

Smith-Lemli-Opitz sendromunda (7-dehidrokolesterol 7-redüktaz enziminin doğuştan yetersizliği) kolesterol sentezi çok düşüktür. Bu hastalarda çok sayıda malformasyon ve sık geçirilen enfeksiyonlar vardır. Bu hastalara ilave kolesterol verildiğinde enfeksiyonlar azalmaktadır (29).

Ailevi hiperkolesterolemisi olan kişilerde de enfeksiyon hastalıklarından ölüm daha az olmaktadır (30).

Kolesterolü yüksek kişilerde karın içi enfeksiyonlarının daha çabuk iyileştiği gözlemlenmiştir(31).

Kandaki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına neden mi oluyor yoksa koroner kalp hastalığını önlüyor mu?

Çeşitli ülkelerde, çeşitli hastalıklarda ve çeşitli etnik gruplarda yapılan çok sayıda araştırmaların bir çoğunda kan kolesterol düzeyleri ile koroner kalp hastalığı arasında ya da ölüm sıklığı arasında bir ilişki bulunamamış (32-51). Yani bu araştırmalara göre kolesterolü yüksek olan kişilerdeki koroner kalp hastalığına yakalanma ve ölüm sıklığı kolesterolü normal olan kişilerdekinden daha yüksek değilmiş.

Bu araştırmaların bazılarında ise kan kolesterol düzeyleri yüksek olanlarda koroner kalp hastalığına yakalanma sıklığının azalmış olduğu (41,46,51), hatta kan kolesterol düzeyleri yüksek olanlarda (44, 48) yaşam süresinin daha uzun olduğu saptanmıştır.

Diyetteki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına yol açar mı?

Günümüz diyetinde kalp hastalığına neden olduğu iddiası ile kolesterol ve doymuş yağlar yerine kolesterol içermeyen margarin ve çoklu doymamış sıvı yağları (mısır, soya, ayçiçeği) önerilmektedir.

Kore savaşında ölen Amerikan ve Japon genç askerlerin otopsilerinde aterom plaklarının gelişmesi incelendiğinde az doymuş yağ yiyen Japonlar ve çok doymuş yağ yiyen Amerikalılar arasında ateroskleroz (damar sertliği) açısından bir fark bulunmamış (52,53).

Afrikalı Samburular günde 6-7 litre çiğ süt ve yarım kilo kadar et tüketirler. Ortalama Bir Amerikan vatandaşının tükettiği kolesterolün 2 katından fazlasını tüketmesine rağmen, Samburuların kan kolesterol düzeyleri (170 mg/dL) Amerikalılara göre son derece düşüktür (54).

Kırsal kesimde yaşayan Kenyalı Masailer günde 2 litre süt, 1-2 kilo kadar et yerler. Buna rağmen ortalama kan kolesterol düzeyi dünya ortalamasından düşüktür. Fakat şehre indiklerinde çok daha az kolesterollü gıda tüketmelerine karşın kolesterol düzeyleri kabiledeki akrabalarından daha yüksek olmaktadır (55,56).

Somalide sadece sütle beslenen kabilelerde hemen hiç koroner kalp hastalığı görülmemektedir (57).

ABD’de 20. yüzyılın başında koroner kalp hastalığından ölüm neredeyse hiç yok iken, daha sonraki yıllarda büyük bir patlama olmuştur. 20. yüzyılın başında daha fazla kolesterol tüketilmektedir. Daha sora margarin ve sıvı (mısır, soya, ayçiçek) yağların kullanılmasında müthiş bir patlama olmuştur. Sonuç ortadadır (Aşağıdaki grafiye bakınız).

Diyetteki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına yol açmıyorsa gerçek neden nedir?

Günümüzde aterosklerotik kardiyovasküler hastalıklar “kolesterol depo hastalığı” olarak değil “düşük yoğunluklu sistemik enflamatuar hastalık” olarak kabul edilmektedir (CRP artışı ile endirekt olarak gösterilebilir) (58-62).

Hayvan çalışmaları Il-6 ve tümör nekroze edici faktör-alfa’nın ateroskleroz sürecini hızlandırdığını göstermektedir(63). Omega-3 yağ asitleri, antienflamatuvar (iltihap önleyici) etkileri ile koroner kalp hastalığı gelişimini yavaşlatırlar. Rafine edilmiş gıdalardan uzak durarak ve bunların yerine doğal gıdaları yiyerek kronik iltihap rizikosu azaltılabilir.

1
2
Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin