Adaletin terazisi

0
26

“Bilimin henüz anlamadığı çok şey, çözülmeyi bekleyen çok bilmece var. Bilim kusursuz bir bilgi aracı olmaktan çok uzak. Kendi başına bilim, insanların izlemesi için çeşitli yollar belirleyip bunları dayatmaz.; ancak alternatif yolların olası sonuçları konusunda aydınlatıcı olabilir. Bilimin başarılı olmasının nedenlerinden biri, özünde bir hata düzeltme mekanizması ile birlikte yapılanmış olmasıdır. Her ortaya konulan bilginin özgürce sorgulanır olması bunu mümkün kıllar. Eleştiri ve sorgulama bildiğimizi düşündüklerimize ne ölçüde güvendiğimizi ortaya koyan bir göstergedir. İnsanlar mutlak doğruluk için yanıp tutuşabilir, peşine düşebilir, hatta doğruya ulaştıklarını öne sürebilirler. Ne var ki bilim tarihi mutlak doğruluğa asla erişmemek koşulu ile sürekli gelişmeyi, hatalarımızdan ders almayı, bilgilerimizi artırmayı öğretiyor.” Bu cümleler severek okuduğum  “Karanlık dünyada bilimin mum ışığı” kitabından derlenmiş olup, bültenimizin bu bölümünde Prof. Dr Canan Karatay’ın meslekten men edilmesi ile ilgili bir grup bilim adamının adalet isteğini dile getireceğiz. İnsanbu sitesinin izni ile…

Karatay’ın meslekten men edilmesi ve İstanbul Tabip Odası gerçeği

Gebelere şeker yükleme yapılmasın

Canan Karatay’ın gebelere glukoz yükleme testi yapılmasını sakıncalı bulduğunu TV ekranlarından söylemeye başlamasıyla bir yandan çevreden danışma başvurularına maruz kaldım, bir yandan özellikle Kadın Doğum uzmanı hekimlerin ateş püsküren tepkilerine şahit oldum. Açıkçası sayın Karatay dile getirmeden önce de, uygulama bana pek hoş görünmüyordu, ama odaklanarak bir görüş geliştirmiş değildim. Son olarak Jinekoloji Derneği’nin şikayeti,  Tabip Odası’nın süreli meslekten men cezası, ardından İnsan BU facebook sayfasında çıkan yazılar ve gelen yorumlar derken… benden de görüş istediler.

Ben çocuk endokrinolojisi  uzmanıyım ve diyabetle özel olarak ilgiliyim. Ama beslenme ve diyabet konusuna ülkemizdeki endokrinoloji ortak aklının oldukça dışında bir yaklaşımım olduğunu söyleyebilirim. Yine eklemeliyim ki bu yaklaşımımın temelleri on beş yıl kadar önce, bu yıl kaybettiğimiz Prof. Dr. Ahmet Aydın’la tanışmam üzerine atılmıştır. Kendisinden ilk dinlediğim konferanslarından birinde özellikle şu görüşler bende büyük etki uyandırmıştı: “Avcı toplayıcılıkla geçinen tarım öncesi veya erken tarım dönemi kabilelerinde hamile kadın tüm kabilenin sorumluluğundadır. Avlanan en değerli etler ona taşınır, yanlış davranışlarına müdahale edilir, çünkü doğacak çocuk o topluma aittir… (Arada diğer görüş ve arkeolojik belgelerden sonra) … Modern yaşama, tarım toplumuna, karbonhidrat ağırlıklı beslenmeye ve özellikle rafine karbonhidrata geçiş yapan etnik grupların karşılaştırmalı çalışmalarında iskelet yapısının yüz, beden oranları, ortodontik özellikler, kafanın havalanma boşlukları ile ilgili çarpıcı farklar ortaya konmuştur. Adenoid yüz, sıkışık dişler, kadınlarda dar pelvis gibi. Ayrıca bağışıklık sistemi ve metabolizmada ciddi olumsuzluklar baş göstermiştir.”

Araya giren kendi araştırmalarım, okumalarım, gözlemlerim ve sağlık hizmetine kendi felsefi bakışım ışığında son durum hakkındaki düşüncelerim ise şu şekildedir :

1- Gebede diyabet tanısı koymak için kullanılan önce 50, sonra 100 gramlık iki glukoz yüklemesi , aç karna ve emilimi kolaylaştırılmış sulandırma oranıyla 5 dakika içinde alınması gerektiği gerçeği ile  birlikte düşünüldüğünde gebe bir kadının rutinde (medikal amaç dışında) aklından bile geçirmemesi gereken bir beslenme şeklidir. Yani bu glukozu gebe kadın zaten normal hayatında kendiliğinden de alır diye savunmak son derece abestir. Jinekoloji derneğinin savunusu ise saptırmaca. Diyorlar ki, bu testte alınan şeker bir dilim pastadaki şeker. Bir kere pastada un var, yağ var, kana karışması hayli gecikir bu şekerin. Testte verilen şeker beş dakika içinde iki buçuk kutudan fazla kola içmekle alınan şekerdir. Kimse bunu (yaklaşık 900 cc) beş dakikada aç karna içmez. Bu alınan glukozlu sıvı da 5-10 dakika içinde kana karışır.

2- Alınan glukozun ne kadarının, fetusta ne kadar yoğunlaştığını ve bunun ne etkiler yapacağını bilmemekteyim. Şu ana kadar yapılan çalışmaları ayrıntılı gözden geçirmedim, ama böyle bir soruya yanıt vermek için kanıtların yetersiz olduğunu ve yalnızca tıbbi literatürü ve konuyla ilgili anahtar sözcükleri içerenleri değil, çok geniş bir tarama yapılarak bazı kanıtlar bulunabileceğini düşünmekteyim. Şu anda ben bu durumda değilim. Ama bu testin fetusa hiç zararı yok demenin sorunu hafife almak anlamına geldiğini söyleyebilirim.

3-

a) Testin 24-28 hafta arasında yapıldığını düşünürsek, ondan önceki ve testi normal çıkanlarda sonraki haftalar,

b) test yapıldığında 140 mg/dl altında kalarak istediği gibi karbonhidrat yiyen gebeler,

c) testte gestasyonel diyabet çıktığı için şeker yemesi yasaklanan ve gerekirse insülin başlanan, ancak şeker dışında günlük kalorisinin yine % 60’ını “kompleks” karbonhidratlardan almaya devam eden gebeler,

d) glukoz yüklemesinde fazla artış göstermeyip açlık ve ortalama şekerleri gözlendiğinde fetusa hep istenenden fazla şeker transferi yapan (ki bunların içinde bazı MODY diyabet tipleri de vardır) gebeler… hakkında ciddi endişelerim var. Çünkü bu testi yapmakla bu saydığım durumlar için hiçbir şey yapılmış olmuyor.

***

Bence yapılması gereken şudur:

1) Tüm gebeler karbonhidrat tüketimini, kompleks karbonhidratlar dahil, standart fiziksel aktivite dönemlerinde günlük enerjinin % 40’ından daha azına indirmelidir. İdeali %’20 den azıdır. Egzersiz yapıldığı günler her bir saat için ekstra 15-30 gram karbonhidrat alınabilir.

2) Yine de diyabet gibi fetus için son derece tehlikeli bir olasılığı atlamamak amacıyla gebeliğin başından itibaren her ay açlık ve 2. saat tokluk şekeri kapiler testle ölçülmelidir. Maliyeti ve zahmeti son derece azdır. Tokluk şekeri için ekstra karbonhidratlı öğün gerekmemektedir. Önerilen beslenmeye göre öğün alınmalıdır. Ayrıca gebelik başında HbA1c ölçülmelidir. Diyabet tanısında yeri tartışmalı olmakla birlikte, DSÖ artık % 6.5’un üstünü diyabet taramasında geçerli kabul etmektedir ve vücudun entegre glisemik durumunun en iyi göstergesidir.

3) Bu taramalar toplumcu sağlık hizmeti anlayışıyla örgütlenmeli, bunun için muayenehane randevuları veya hastane kuyrukları gerekmemeli, toplum sağlığı merkezi hemşiresi tarafından yapılmalıdır.

SONUÇ:

Şikayeti yapan kurum ve cezayı veren kurum ana akım tıbbının temsilci ve uygulayıcılarıdır. Şikayete konu olan Karatay Hoca’nın tıp ve sağlık paradigması ise tamamen farklıdır. Bizler kökeni çok eskilerin koruyucu hekimliğine dayanan, ama Türkiye’de son  15 yılda Ahmet Aydın’la güncel halini kazanan farklı bir tıp ve sağlık anlayışının savunucu ve uygulayıcılarıyız. Geçerli, güncel ana akım tıbbının ilkesi şudur: Hastalansınlar gelsinler, biz en iyi şekilde tanı koyar, en ileri şekilde tedavi ederiz. Bizim anlayışımız ise önce hastalanmamak, sonra eğer hastalanmışsak esas olarak kökene yönelik tedavi uygulamaktır. Bunun için koruyucu hekimliğin doğru beslenme; hareketli yaşam; hasta edicilerden uzak ortam ve koşullar; aşırı teşhis, aşırı tetkik ve aşırı tedaviden kaçınma… ilkelerini öne çıkarmaya çalışıyoruz.

O yüzden Prof. Dr. Canan Karatay’a verilen cezayı geleneksel, tutucu erkin yeni bilimsel yaklaşımı cezalandırışı olarak görmekteyim.

Dr. İlknur Arslanoğlu

1
2
Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin