Yılın kolesterol röportajı

0
227

Bir basın bildirinizde, kolesterol düşürücü ilaçların (statinlerin) T.C Sağlık Bakanlığı’nca yasaklanması gerektiğini belirtmiştiniz. Bu ilaçların gerçek etkileri nelerdir? Kanserle nasıl bir ilgisi var?

Evet, kendi çapımda insanları ve devletin kurumlarını uyarmaya çalıştım. Tabii değer verdiğim, beni her zaman destekleyen birkaç akademisyen dışında kimsenin basın bildirisini dikkate almadığını üzülerek belirtmeliyim. Aslında hakkını teslim etmek gerekir, Sağlık Bakanlığı ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ bir ara söz konusu ilaçların (statinlerin) her reçeteye yazılmasını zorlaştırmaya çalışmıştı. Fakat dışarıdan yapılan çeşitli tıp derneklerinin ve tabipler odasının baskılarına sanırım onlar da dayanamadı. Statinsever eczacı, doktor ve uzmanların ilaç kısıtlaması için yapmış olduğu yaygaraları her birey bugün de bulup okuyabilir.

“Bir Masalmış Kolesterol” yazarı Shane Ellison gibi birçok yerli ve yabancı uzman zaman zaman gerekli uyarıları yapmaya, yanlış anlaşılmaları gidermeye çalışıyor. Çünkü bu kolesterol düşürücülerle (statinlerle) ilgili güç ve iktidar maalesef ilaç şirketlerinin elinde. Bu oyunu bozmanın tek yolu, söz konusu ilaçları kullanmak zorunda kalan insanları uyarmak. Artık bu konularda bazı dostlarım çok yoğun çalışsa bile, akademik çevrelerin bir şeyleri değiştirmek isteyeceğini düşünmüyorum.

Kanser ve statinler konusu ise anlaşılması zor paradokslar içeriyor. Kolesterol ilaçları (statin) kullanan insanlarda, ilaç kullanmayan gruba göre kanser vakalarında ve ölüm oranlarında elbette artış oluyor ve çok saygıdeğer kardiyoloji uzmanlarının çoğu bu durumu görmemezlikten geliyor.

Kanser hastalıklarında artış oranları ve statin (kolesterol düşürücü) konusunu okuyuculara çok karmaşık hale getirmeden anlatmak mümkün. Statin türevi ilaçları bir an için radyoaktif röntgen ışınları gibi düşünün. Sağlıklı hücreler açısından söz konusu ışınlar ölüm ve kanserle eşdeğer olmalıdır.

Ben sıradan bir biyolog olarak kanser hastalarının yaşamının uzamasında ve kurtarılmasında statinlerin önemli bir yer tutabileceğini şimdiden görebiliyorum, bu konuda yapılan çalışmalar hızlandı. Çünkü hayvansal bir hücrenin kolesterol üretimine dayalı steroid metabolizmasını kanserli doku ve organlarda statinlerle (kolesterol düşürücülerle) çökertebilirseniz, kanserli hücreleri ve dokuları da dolaylı olarak ortadan kaldırmış olursunuz… Burada aşılması gereken tek sorun, söz konusu ilaçları doğrudan kanserli doku ve hücrelere ulaştırabilecek mekanizmalar üzerinde biraz kafa yormak.

Kanser ve statinler ilişkisini bu yönde değerlendirdiğinizde durum kanser hastaları için umutlu olsa da, sadece kolesterol düşürücü olarak statin kullanımının kolesterolü yüksek hastalar için ne kadar aptalca olduğu da ortaya çıkmıyor mu dersiniz! Söz konusu ilaçların hücre öldürücü özelliği (sitotoksik) inkar edilemiyorsa, normal hücrelere söz konusu ilaçların neler yaptığını sizler de tahmin edebilirsiniz.

Kolesterol seviyesini düşürmek için kullanılan kolesterol düşürücü ilaçlar (statinler) sanıldığının tam tersi etkiler ortaya çıkarır, yani kanser vakalarında artış gözlenir, kontrolsüz bir şekilde değişik organ ve dokularda hücre ölümlerine neden olur. Sonuç olarak ortaya hormon bozuklukları, kas ölümleri, kalp kası zayıflığı, zeka geriliği, hafıza kaybı, bazı psikolojik rahatsızlıklar, erken yaşlanma gibi burada saymakla bitiremeyeceğimiz fakat “Bir Masalmış Kolesterol” yazarı Shane Ellison’un açıklamaya çalıştığı birçok rahatsızlık ortaya çıkmış olur…

Senelerdir insanlara kolesterol seviyelerini düşürmeleri öğütleniyor. LDL kolesterole “kötü kolesterol” deniyor. Sizse dolaylı olarak kolesterolün kalp sağlığını etkilemediğini söylüyorsunuz. Buna inanmak biraz güç. Mesela Kalp Vakfı gibi dernekler dahi kolesterolümüzü düşürmemiz gerektiğini söylüyor ve margarin yememizi tavsiye ediyorlar. Kardiyologların hepsi bizi yanlış mı yönlendiriyor? Bütün doktorlar yalan mı söylüyor? Shane Ellison kitapta yüksek kolesterolün zararlı değil, aksine FAYDALI olduğunu ifade ediyor, siz de bu görüşlere katılıyor musunuz?

Bence doktorlar ve uzmanlar bilerek ya da bilmeyerek yalan söylüyorlar. ‘Bilmeyerek insan nasıl yalan söyler’ diyeceksiniz, bunu açıklayalım: Şayet bir konuda kendi geliştirdiğiniz ve özümsediğiniz bilimsel düşünceniz yoksa, başkalarının düşüncelerini kullanıyorsanız ve kullandığınız düşünceler de yalansa, bence bilmeden yalan söylemiş olursunuz… Gerçek bilim insanları bence araştırmaları sırasında doğru soru sorabilen ve sorularına bıkmadan cevap arayan kişilerdir. Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken çok ince bir nokta var. Şayet bir konuda gerçekten doğru cevabı bulmak istiyorsanız, mutlaka doğru soruyu da sormayı bilmeniz gerekir: Yanlış sorulmuş bir sorudan doğru cevap, doğru sonuç beklemek bence tamamıyla saçmalamaktır.

Şu an kolesterol sorunu, ilaç şirketleri başta olmak üzere çeşitli araştırmacılar, kardiyologlar, doktorlar ve eczacıların bireysel yararına olduğu için asla doğru soruyu sorma taraftarı değillerdir. Bir sorunun çözülmesine karşıysanız ve sorunun sürekli ortada olmasını ve kullanılmasını istiyorsanız, konuyu olabildiğince karışık hale getirmeli, insanları bu konudan uzaklaştırmalı, sadece kendi görüşlerinizin tartışılmasına izin vermelisiniz ve şu yapılan da tamamıyla işte budur. Farklı düşünceler ortaya koymanız kesinlikle istenmez ve engellenirsiniz…

İsterseniz bu ilaçların kullanılmasında ısrar edenleri bir satranç oyunununda birkaç hamlede mat edebilirsiniz. Sorulması gereken sorular: Kanda tek başına kolesterol diye bir molekül var mı dersiniz? Yoksa kanda lipoprotein adı verilen fiziksel parçacıklar mı var? Şayet kanda partiküller üzerinde yağlar varsa, dışardan besinlerle alınan çeşitli yağlar partikülleri nasıl etkiliyor? Kolesterol düşüren çeşitli besinler (ceviz, fındık vb.) partiküllerde ne gibi değişimlere neden oluyor ki, kandaki kolesterol düzeyi düşebiliyor…

Kardiyologların bu sorulara cevap verebileceğini, vermek isteyebileceğini sanmıyorum. Çünkü onların (birçoğu) artık bu konuda soru sormayı çoktan bıraktı. Bu konudaki bilgilerin tümünü ilaç fabrikalarının kendilerine sundukları bilgilerden alıyorlar. Bu gerçekten bilim adına acı, çok acı bir durum…

Bir de işin içine maddi çıkarlar ve ilaç şirketleri girince yapılanın artık bilim olduğunu söyleyebilmek gerçekten zordur. Bence kolesterol konusu, margarin reklamları, ilaç şirketleri bu durumun vahim örneğidir. Örneğin kanda taşıyıcı partiküler üzerinde bulunan kolesterol düzeyini ölçebilir ve ‘sizin total (=partiküler üzerindeki toplam) kolesterolünüz 190mg/dL çıktı’ diyebilirsiniz. Fakat ‘kan damarlarınızda kolesterol birikir’ diyemezsiniz. Çünkü kanda tek başına (çıplak) dolaşabilen kolesterol molekülü olmadığını, kanda değişik ve farklı kaynaklardan gelen lipoproteinler (HDL, LDL vs) olduğunu, şayet bilim yapıyorsanız mutlaka bilmek zorundasınızdır.

Kolesterol konusunda da aynı yanlışlıklar zinciri ya bilinçli olarak maddi çıkarları korumak için, ya da bilgisiz olunduğu için uzun zamandan beri devam ettiriliyor. Yani ‘kan damarlarınızda kolesterol birikir, kolesterol kan damarlarını tıkar, kolesterol damar sertliği yapar’ deyimi tamamen evrensel bir yalandır.

Kısaca kanda tek başına zaten kolesterol molekülünün varlığı söz konusu değilse, nasıl oluyor da (LDL) partikülleri yerine kolesterol molekülü tek başına suçlanıyor bunu anlamak mümkün değil. Kanda kolesterol yok, lipoprotein partikülleri var…

Peki bu işten kârlı çıkanlar kimler? Normal kabul edilen kolesterol düzeyleri neden sürekli düşürülmeye çalışılıyor. İlaçları kullanan insanların zararlı çıktığı çok açık ama bazıları için de çok kârlı bir masal olmalı bu…

Dünya üzerinde 8 milyar kadar insan varlığını düşünecek olursanız, kolesterol masalının son derece karlı bir masal olduğu kendiliğinden ortaya çıkar. Çünkü genel olarak kırk yaşını geçen bireylerin en az dörtte birinde kolesterol yükselme eğilimindedir. Bu da potansiyel olarak birçok insanı ‘kolesterol hastalık hastası’ yapmak için oldukça geçerli bir neden. Her sene normal kabul edilen kolesterol değerlerini biraz daha aşağı çekebilmek için güzel bir gerekçe… Şimdilik statin satışları sanırım 25-30 milyar dolar civarında. Fakat kolesterol düşürücü (statin) pazarı hala doymak bilmiyor. Ayrıca bir konu daha var, parasını verip masraflarını karşılayıp bol bol akademik yayın yaptırabiliyorlar.

Rahat rahat tereyağı, yumurta, kırmızı et (hatta yağlı et) yiyebiliriz değil mi?

Bence sadece kolesterol sorunu için söz konusu yiyeceklerden kaçıyorsanız bu anlamsız. Çünkü yağların kan dolaşımına katılmalarıyla, hücre içine alınmaları (depolanmaları) birbirinden oldukça farklı gelişen olaylar. En kötü ihtimal birkaç kilo fazlanız olur, fakat söz konusu yiyeceklerin ‘kan kolesterolünü’ yükseltmesi söz konusu değildir. Örneğin yumurta konusundaki gelişmelere biraz daha dikkatli bakın, aklı başında ve konuyu takip eden hiçbir kardiyolog artık size yumurtayı kolesterol içerdiği için yasaklayamaz. Hatta kolesterolünüz yüksek ise günde bir yumurta kolesterolünüzü makul seviyelere de düşürebilir!

Doktorlar kolesterol ilacı yazarken bu ilaçlar hakkında yapılmış araştırmalardan ve etkilerinin kanıtlanmış olduğundan bahseder. Oysa kitapta bunların da çarpıtılmış sonuçlar olduğunu okuyoruz.
Shane Ellison, birçok doktor ve kardiyologun hastalarına kolesterol ilacı verebilmek için anlattığı ‘göreceli risk azalması’ kavramındaki karmaşıklığı oldukça eğlenceli anlatmayı başarmış ve bunun karşısında ‘mutlak risk’ ve ‘toplam ölüm oranlarını’ yerleştirmiş ki, kitabı okuyan bir çok statinsever uzman, doktor ve kardiyolog bu karşılaştırmaya gerçekten bozulacaktır. Çünkü gerçekten de, statin ilaçlarının güvenli olduğunu iddia edenler ‘toplam ölüm’ olaylarına bakmak istemezler.

İnsanlar daha uzun yaşamak için kolesterol haplarını kullanıyorlar ama sonuç tam tersi oluyor yani…

Her zaman olmasa da genellikle tek parametrede yüksek kan kolesterol düzeyinin olumlu etkilerini gösteren, kardiyologlar inkar etse bile gerontoloji (yaşlılık bilimi) alanında yapılmış birçok çalışma, kardiyologları yalanmak için yeterlidir. Çünkü kan kolesterol düzeyi arttıkça, fazlalaştıkça yaşlılarda ölüm oranı azalmaktadır, bu konuda birçok çalışma bulmak mümkün… İnternet arama motoruna girip, hiçbir kardiyoloğun yapamayacağı bir şeyi yapabilirsiniz: Sadece iki kelime yazın ‘low cholesterol mortality’ (düşük kolesterol ölüm). Karşınıza çıkan onlarca yayından hiçbir uzmanın bahsetmiyor olması sizce şaşırtıcı değil mi! Kolesterol tamamıyla masum!

Peki, bütün suçu üzerine yüklediğimiz kolesterol aklandığına göre, kalp hastalıkları neden oluyor?
Burada ilginç bir zeka oyunu var ve biz bunu bildiğiniz gibi matematiksel bir denklemle ‘total lipoprotein partikül hipotezi’ olarak 2003 yılında ortaya koymuş, önceki aylarda da gerekli açıklamalarla bir manifestoyu kitap halinde ‘Çarmıha gerilen molekül’ adıyla yayınlamıştık.

Bizim düşüncelerimize göre, zaman içinde ve yaşlandığımız sürece kanda lipoprotein partikül yapımız total olarak sürekli küçülmek zorunda kalıyor. Söz konusu lipoprotein partikülünüzü büyütebilmenin ve normal hale getirebilmenin tek yolu ise, küçülen lipoprotein parçacıklarında hangi molekülün, hangi yağ asitlerinin eksik olduğunu bulmak..

Çünkü genel olarak bir partikül yapısı küçülüyorsa mutlaka partikülü oluşturan bazı birimler eksik demektir. Buradan da neden ısrarla statinlere karşı olduğumu ve Shane Ellison’un kolesterol düşürücü ilaçlar hakkındaki görüşlerine katılmamın bilimsel gerekçelerini anlamış oluyorsunuz.

Partikül yapısında eksik olan moleküller ve yağ asitleri tamamlandığında ise, yüksek olan kolesterol ve trigliserid düzeyi zaten kendiliğinden normal düzeye geliyor. Umarım fındık, fıstık, ceviz, badem ve yumurta gibi besinlerin nasıl tek parametrede yüksek olan kolesterol düzeyini düşürdüğünü anlatabilmişimdir.

Damar sertliğine bağlı kalp hastalıkları ise, küçük lipoprotein partiküllerin kanda çoğalması sırasında ortaya çıkıyor. Çünkü küçük partiküller organizma tarafından kullanılmadığı zaman makrofajlarca (savunma hücreleri) kandan mutlaka uzaklaştırılması gerekiyor. Makrofajlar söz konusu, lipit açısından eksik küçük partikülü uzaklaştırmaya çalışırken damarlarda birikip damar sertliği yapabiliyor, bizce olay bu kadar basit. Bir de kardiyologlar anlayabilse!

Bazı gıda maddeleri de kalp sağlığımızı olumlu yönde etkileyebiliyor değil mi?

Elbette özellikle kalp sağlığı açısından omega-3 gibi çeşitlendirilmiş yağ asitleri ve bitkisel steroidler içeren besinler yaşlanma sürecinde bence hayati bir önem taşıyor. Küçülen partikül yapıları normal durumlarına gelebiliyor. Günümüzde doktor ve uzmanların statin önerilerinin tersine, bir biyolog olarak kolesterolleri tek parametrede yüksekse, özellikle yaşlı insanların günde mutlaka bir yumurta, 1-2 ceviz ve fındık yemelerine taraftarım.

“Bir Masalmış Kolesterol” kitabında kalp sağlığımızı korumak için “asıl” yapmamız gerekenler de yazılmış. Sigarayı bırakmak, daha hareketli bir hayat sürmek gibi tavsiyelerin yanı sıra şekeri de bırakmamız tavsiye ediliyor. Şeker bağımlılığından kurtulmanın yolları da yazılmış, şeker gerçekten bu kadar kötü mü?

Evet gerçekten kötü. Siz şeker aldığınız sürece, alınan şeker miktarıyla orantılı insülin hormonu salgılanması gerekir. Söz konusu dengenin bozulması ya şeker hastalığı ile ya da obezite (şişmanlık) ile sonuçlanabilir.

Sayın Mevlüt Durmuş, bu değerli bilgileri bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ediyoruz.
Bana bu imkanı verdiğiniz için teşekkür ederim.

iyibilgi.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.