Kolesterol savaşı kızıştı

0
34

Hayykitap’tan yayınlanan “Bir Masalmış Kolesterol” kitabı, her ikisi de yine Hayykitap yazarlarından olan Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen ile Serkan Yimsel arasında yıllardır devam eden bir tartışmayı alevlendirdi.

Yeşilçimen’in iyibilgi sitesinde yazdığı “Kolesterol masal mı?” başlıklı köşe yazısına Yimsel’den sert yanıt geldi. Yeşilçimen’in yanıtı gecikmedi ama Yimsel de boş durmadı. İşte bilimsel verilerin çarpıştığı o düello! Kaçırmayın…

BİRİNCİ ROUND: Kemal Yeşilçimen’in köşe yazısı

Kolesterol masal mı?

Doktorunuza danışmadan sakın ilacınızı bırakmayın! Birbiriyle çelişen bilgi akışı ve bilgi kirliliği yüzünden insanlar ne yapacağını bilemiyor, zihinler karışık. Okuduğumuz veya duyduğumuz her şeye inanacak mıyız? Doğru ve güvenilir bilgiye nasıl ulaşabiliriz?

Sağlık sektörü ile diğer sektörler arasındaki rekabet, ilaç sektörü ile sağlık teknolojisi arasındaki rekabet, ilaç sektöründe de şirketler arasındaki kıyasıya rekabet bilgi kirliliği yaratıyor. Küreselleşen dünyadaki bu kıyasıya rekabetin, halkı aydınlatmak bahanesiyle medyayı kullandığını bilmek ve her çeşit yayını buna göre değerlendirmek zorundayız. Konuyu gereksiz ayrıntıya ve sıkıcı rakamlara boğmadan bilimsel gerçeklerin ışığında özetleyelim. Ayrıntılı, doğru ve güvenilir bilgi almak isteyenler, ülkemiz için gurur kaynağı olan Türk Kardiyoloji Derneği’ne internet yoluyla başvurabilirler.

Kolesterol bir masal değil, kalp ve damar hastalıkları için ciddi bir risk faktörüdür. Bu riski azaltmak için diyet gereklidir ancak yeterli değildir. En iyi diyet bile kolesterol takibinde en iyi gösterge olan LDL kolesterolü ancak % 10-15 azaltır fakat ölüm oranını etkilemez.

Günümüzün sihirli ilacı olan ve dünyada 20 yıldır kullanılan statinler, tıbbın güvenli ilaçlarıdır. Nadir görülen yan etkilerin çoğu yanlış kullanıma bağlıdır. Kalp damar hastalıkları ve buna bağlı ölümleri azaltma etkisi de çok iyidir. LDL kolesterolü % 30 ve daha fazla oranda azaltarak kalp damar hastalıklarını ve ölüm oranını azaltır. Ayrıntılı bilgi için, WOSCOPS, AFCAPS, HPS isimli bilimsel araştırmaların incelenmesi yeterlidir.

Statinlerin kalp damar hastalıklarını ve ölüm oranını azaltması, hastalık ortaya çıktıktan sonra da geçerlidir. Ayrıntılı bilgi için, 4S, CARE, LİPİD, HPS isimli araştırmaların incelenmesi yeterlidir. 4S çalışmasında 20-40 mg simvastatin, 5.4 yıllık takipte ilaç almayan gruba göre koroner ölümleri % 42 azaltmıştır. Başka bir çalışmada ise, statinler % 33 azalma sağlamıştır. Ciddi araştırmaların hemen tümünde benzer sonuçlar elde edilmiştir.

Bu rakamlar ne anlama gelmektedir? Bir ilaç veya yöntem, ölüm oranını % 3 ten % 2 ye indiriyorsa, 100 kişi de sadece 1 kişiyi kurtarıyor demektir. Yani başarı % 33, mutlak risk azalması ise % 1 demektir. Kolesterol tedavisiyle mutlak riskin % 3 azaltılması yani 100 kişiden 3 kişinin kurtarılması hafife alınacak bir başarı değildir. Taşıtlara emniyet kemeri takılması Türkiye için yılda 260 kişinin kazalarda ölmesini engellerken kolesterol tedavisinden daha az başarıya sahiptir. Bu 260 kişinin kurtulması için milyonlarca kişi emniyet kemeri takmak zorunda. Ama kimse milyonda 26 kişinin kurtarılmasını hafife almıyor veya takmayalım demiyor. Üstelik takmayana ceza geliyor. Keşke hastalık ve ölümleri % 100 önleyen mucize yöntem ve tedaviler bulunsa. Ne yazık ki bilim bu şekilde iğne ile kuyu kazarak ilerliyor.

Bu sonucu insanların kabullenmesi tabii ki zordur. İnsan psikolojisi, bu kadar para ve çabaya karşı daha iyi sonuç istiyor. Siz eğer ‘yüz kişiden sadece üç kişi kurtulacak’ derseniz kimse ilaç almaz, doktora gitmez, emniyet kemeri takmaz, riski azaltan hiçbir yöntemi önemsemez. Ancak hafife alınan bu % 3 lük azalma bile çok önemlidir. Neden? Çünkü bu sonuç, yüz milyon kişi de 3 milyon kişinin, 1 milyar kişi de ise 30 milyon kişinin kurtarılması demektir. Amerika’nın Irak’ta ölen 3 bin askeri nedeniyle nasıl karıştığını göz önüne alırsak elde edilen yarar, hiçte küçümsenecek bir başarı değildir.

İngiltere’de ise yüksek riskli hastalarda LDL kolesterolü 70 mg altına düşüren doktorlar, sağlık harcamalarını azalttığı için, tasarruf edilen miktarın bir bölümünü ödül olarak alıyor. Türkiye’de ise LDL kolesterol 160 mg altında ise ilaç bile yazamıyoruz. Pahalı olduğu için kullanımı kısıtlanan bu ilaçların uzak doğu ülkelerindeki fiyatları sudan ucuz.

Kalp damar hastalıklarını önleme konusunda yeni moda olan ‘Global risk yönetimi’ stratejisi, küçük başarıları önemsemeyenleri bile rahatlatacak nitelikte. Çok tutulan bu yöntem bilimsel kanıt ve araştırmalara dayanıyor. Bu anlayışa göre tüm risk faktörlerinin hepsine birden saldırmak gerekiyor. Yani yüksek tansiyon, sigara, şeker hastalığı, şişmanlık… Ne kadar risk faktörü varsa her birinin ortadan kaldırılması, üst üste eklenen bu minik rakamların toplamından çok daha fazla mutlak risk azalması sağlıyor. Yani bize kırpıntı gibi gelen % 2, %3, %4 gibi küçümsediğimiz rakamlar toplanarak değil adeta çarpılarak toplam riski belirliyor. Bu yöntemle tüm risklerin önlenmesi, bir salgın gibi yayılan kalp damar hastalığı ve buna bağlı ölümleri önemli oranda azaltırken, yaşam süresini uzatması ve kullanılan ilaç sayısını artırması nedeniyle sağlık sektörünün daha da büyümesine yol açacaktır.

Sonuç olarak, bu risk faktörlerini doğuran ve hastalık üreten yaşam tarzını değiştirmek yerine, şekeri, kolesterolü, tansiyonu, etkili olduğu kesinlikle kanıtlanan bu avuç avuç hapları yutarak ayarlamaya çalışan bedenen tembel ve şişman bir dünyada yaşamaya mahkûm oluyoruz. Çünkü yapılan araştırmalar, yaşam tarzını değiştirmenin yani insanlığa giydirilen bu deli gömleğini çıkarmanın mümkün olmadığını söylüyor. Neden acaba? Bilim dünyasının çözmesi gereken asıl Da Vinci’nin şifresi bu!

Bu gömleği giydirenler de dâhil kimse bu sorunun cevabını bilmiyor. Ancak küresel ısınmanın küresel mehdisi olan ABD eski başkan yardımcısı Al Gore’un ifade ettiği bilimsel gerçek şu: Bu yaşam tarzını doğuran Batı uygarlığını hemen sorgulamazsak, vakit çok geç olacak. Bu yaşam tarzı bizi ve dünyamızı yok edecek! Küresel felaket yaklaşıyor. Biz ise 60 yıldır aynı şarkıyı söylemeye devam ediyoruz: Batı trenine bindik, inemeyiz. Ne diyelim?
Hayırlı yolculuklar Türkiye!

İKİNCİ ROUND: Serkan Yimsel Yeşilçimen’e sorular soruyor

Kemal Yeşilçimen’e sorular

  1. Eğer kolesterol bir masal değil de ciddi bir risk faktörü ise, neden kalp krizi vakalarının yarısından fazlasında kolesterol normal değerler arasındadır?
  2. Önceleri 130mg /dL seviyesinde olan LDL üst sınır değeri, neden 100mg/dL’ye çekildi? Bundan kimin kazancı oldu?
  3. Eğer statin ilaçları o kadar güvenli ise, Baycol’un öldürdüğü 50’nin üzerindeki insanın hayatı önemsiz midir?
  4. Bu ölümlerin çoğu ilaçların yanlış kullanılmasından diyorsunuz, bu sizce hastanın hatası mıdır? Yoksa bütçesinin %5’indan azını ilaç güvenliğine harcayan FDA (İlaç ve Gıda Dairesi) ile doktorların mı?
  5. Genel olarak ilaç yan etkilerinden ölümlerin, trafik kazalarından kaynaklanan ölümlere oranla 5 sefer daha fazla olduğunu biliyor musunuz?
  6. Doğru ve güvenilir bilgi kaynağı, ülkemizin gururu Türk Kardiyoloji Derneği’nin düzenlediği kursların, kongrelerin ve ödüllerin kaynağı nasıl oluyor da üç büyük ilaç şirketi olan PFEIZER, NOVARTIS ve BOEHRINGER tarafından karşılanıyor?

ÜÇÜNCÜ ROUND: Yeşilçimen, Yimsel’in sorduğu altı soruyu yanıtlıyor

Sayın Serkan Yimsel’e yanıt

Ülkemiz de az sayıda da olsa sağlık bilinci yüksek aydınlarımızın olması ne kadar güzel. Toplumu düşünmeye ve sorgulamaya davet ediyor. Yoksa doğru ve güvenilir bilgiye nasıl ulaşabiliriz? Soruları sırasıyla cevaplamaya çalışayım.

1. Kolesterol bir masal değil, ciddi bir risk faktörüdür. Bunu gösteren binlerce bilimsel kanıt vardır. Bunun aksini gösteren ciddi hiçbir kanıt ise yoktur. O halde kalp krizi vakalarının yarısında kolesterol neden normal değerler arasındadır? Bu, güzel bir sorudur. Cevabı şudur: kalp krizi ve koroner kalp hastalığı tek bir nedene bağlı değildir. Bilinen belki bir düzine nedeni vardır ve giderek başka nedenler de ortaya çıkmaktadır. Genetik faktörler, sigara, şişmanlık, hareketsiz yaşantı, homosistein, lp(a)… Yeni yayınlanan, 27.548 hastada yapılan araştırma, daha güncel bilgiler veriyor (Eur J Epidemiol 22:429, 2007).

Multi-faktöryel dediğimiz çok sayıdaki nedeni, kanserden romatizmaya kadar pek çok hastalıkta görmek mümkündür. Zaten bilim dediğimiz disiplin de bu çok sayıdaki nedenlerle sonuçlar arasındaki ilişkinin gücünü bulmaya çalışır. Bu sebeplerin her birinin, sonucu aynı güçte ve aynı derecede etkilemesi gerekmez. Bu yadırganacak bir durum değildir. Madem ki çok sayıda sebep var, o halde kolesterol dahil hiç birine kafa yormayalım diyemeyiz. Her bir sebebi bilmeliyiz ki tedavi edebilelim. Ne yazık ki bilim, bu şekilde iğne ile kuyu kazarak ilerliyor.

2.LDL kolesterol düzeyi giderek aşağı düzeylere çekiliyor. LDL düzeyi 70 mg altında ise, koroner olay sayısı anlamlı derecede azalır. Bu durum tabii ki hem ilacı satana hem de alana kazanç sağlar. Ancak bu tedavinin maliyeti fazla olduğu için, bu tedavi yüksek risk grubundaki hastalara önerilir. Orta risk grubuna ise 100 mg düzeyi yeterli görülür. Bu ilaçları uzak doğu’dan sudan ucuza alma gücü ve iradesi bir gün olursa, o zaman maliyet düşeceği için LDL düzeyleri daha aşağı düzeye çekilebilir.

3-4-5. Statin grubu kolesterol ilaçları güvenlidir, yan etki oranı düşüktür ve yan etkilerin çoğu yanlış kullanımdandır. Kalemden helikoptere kadar yanlış kullanılan her şey ciddi yan etkiler doğurur. Örneğin kalemler ‘kolesterol ilaçlarını çöpe atın’ diye yazar ve hastalar da ilaçlarını çöpe atarsa, birçok hasta bu yüzden kriz geçirir ve ölür. O zaman kalem kullanmayalım mı?

Yanlış ilaç kullanımının bir sürü nedeni vardır. Yaşlı hastalarda bunama ve unutkanlık, kullandığı diğer ilaçlarla etkileşim, doktorun vakit darlığı veya unutkanlığı, hastanın anlama – dinleme özürü, unutkanlığı, ilaçların yanlış verilmesi, çok sayıda ilacın birbirine karıştırılması… Bütün bunlara rağmen bu ilaçları vermeyelim diyemeyiz. Baykol isimli ilaç ve ölen hastalar, bu kurallara uymama hatasına ve küresel rekabete kurban gitmiştir. Neyse ki kullanımı daha kolay ve güvenli statinler bu boşluğu doldurmuştur. Ölüm sayısına gelince, bilim dünyası ölüm hesabı yaparken kurtardığı ölüm sayısından bunları düşerek mutlak sayıyı belirler ve ona göre yolunu çizer. Az sayıdaki insan kaybı fobi yaratırsa, o zaman taşıta binemez, sokağa çıkamaz, hatta evde bile oturamayız çünkü deprem olursa çökebilir. Deprem ve sellerde binlerce ölen insan olduğunu unutmayalım.

6. Doğru ve güvenilir bilginin kaynağı olan Türk Kardiyoloji Derneği, ülkemiz için gerçekten gurur kaynağıdır. www.tkd.org sitesini incelemeniz bu kanıya varmanız için yeterlidir. Ülkemiz için yaptıklarını anlatmaya bu sayfalar yetmez. Sadece bir kaçını söylemekle yetineyim. Türk toplumunun kalp damar hastalıkları yönünden tüm özelliklerini araştırmış, ulusal kalp sağlığı planını hazırlamış ve geçen yıl sağlık bakanlığına teslim etmiştir. Sonucu merakla beklemektedir. Binlerce işlevsiz dernekten biri değildir. Dernek demek yerine, kurum demek daha doğrudur. Ülkemiz için çalışan böyle bir kurum, üyelerinin mütevazı aidatlarıyla bilim üretirken, ne yazık ki hak ettiği desteği alamıyor. Eğer sizler bu yardımı sağlarsanız başka yardıma ihtiyacı kalmaz. tabii bu yardımı, önce küresel şirketlerin baş sponsörü olduğu Türk milli takımına vermeliyiz. Yardımdan önce de borçlarımızı ödemeliyiz. Yoksa ilaçları bile onların dağıttığı bardaklarla içmeye devam edeceğiz.

1
2
3
Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here