Kandida Mantarı: 250 Milyon Amerikalıya Bulaşmış Olan Parazit

1
627

Bir parazitin vücudunuzu kendi beslenme alanı olarak kullanacağını tüm sindirim sistemini kontrol altına alacağını vücudunuzu içten dışa yavaşça tahrip ederken, sizi aniden şeker krizine zorlayacağını kimse düşünemezdi. Bültenimizin bu sayısında Whole Body Research International’da gıda bilimi direktörü Craig Competer tarafından video gösterisi olarak hazırlanan ve Gültekin Metin tarafından Türkçeye çevrilen yazıyı okuyacaksınız.

Kandida Mantarı: 250 Milyon Amerikalıya Bulaşmış Olan Parazit

Kuzey Amerika’da bir parazitin vücudunuzu kendi beslenme alanı olarak kullanacağını önce midenizi sonra da tüm sindirim sistemini kontrol altına alacağını vücudunuzu içten dışa yavaşça parçalarken, sizi aniden yiyecek aşermeye zorlayacağını kimse düşünemezdi.

Hükümetler sonunda New York ve Meksika’da bununla uğraşmak ve durdurmak için ciddi tedbirler almayı kabul ettiler. Ama siz bunu izlerken çok geç kalınmış olabilir. Adım Craig Competer, Whole Body Research International’da gıda bilimi direktörüyüm. Son 24 ayımı, bilim insanları ve doktorlardan oluşan ekibimle Amerika’da 250 milyon kişiye bulaşmış bu paraziti durduracak bir yol arayarak geçirdim.

Belki de en korkunç şey, belirtilerin yavaşça ortaya çıkması, sizi tamamen ele geçirinceye kadar ve tıbbı destek almaya zorlayana kadar, yorgunluğu, kilo almayı ve uykusuzluk gibi belirtileri anlayamıyoruz. Önümüzdeki bir kaç dakika size bulaşıp bulaşmadığını anlamak için yapabileceğiniz basit bir test göstereceğim.

Geri dönüşü olmayan bir hasar vermeden nasıl kurtulabiliriz?

Aynı zamanda hükümetin buna izin vererek nasıl çuvalladığını ifşa edeceğim ve bunu düzeltmek için nasıl çabaladıklarını…

Uyarı!

Sizinle paylaşmak üzere olduğum bilgi tartışmaya yol açıcıdır. Çünkü bu parazit beklenmedik bir yerden “gıda kaynaklarınızdan” gelmekte. Önümüzdeki birkaç dakikada bir kaç büyük kurumun çıkar için yaptığı uygulamaları ifşa edeceğim. General Mills, Nestle ve CocaCola gibi markalar halkın bunu keşfetmemesi için dua ediyorlar. Bu, sıradan bir politikacının aziz gibi göründüğü karmaşık bir rüşvet ağı. Ve yaptıklarını örtmek için, onlarca milyon doları yanıltıcı reklama harcıyorlar. Bu sıralar birileri perdeyi aralamaya başladı. İşte bu yüzden, son bir kaç aydır zamanımın ciddi bir kısmını ve kendi paramı görmenizi istemedikleri bu videoyu hazırlamaya harcıyorum. Eğer ailenizin sağlığı hakkında ciddiyseniz cep telefonunuzu kapatın oturun ve bu sunumun her bir kelimesini izlediğinizden emin olun. Görmek ve duymak üzere olduğunuz şeyler sizi şaşırtabilir ama aynı zamanda hayatınızı da kurtarabilir.

Hadi başlayalım!

1950′de Amerika’da kalp krizinden ölüm oranı 1900′lere göre dudak uçuklatır şekilde %30 arttı. 1950ler öncesinde sadece %10′du. Sadece 50 yıl içerisinde ölümcül kalp krizi 3 kat arttı. İnsanlar endişe verici oranda ölüyorlardı ve kimse neden kaynaklandığını anlayamıyordu Sonra 24 eylül 1955′de Amerika başkanı Dwight D. Eisenhower tüm ülkeyi paniğe sokan bir kalp krizi geçirdi. Kriz şimdi ciddiydi.

26 Eylül Pazartesi günü Dow Jones o zamana kadar ki en büyük düşüşüyle %6.5 oranında 14 milyar dolar değer kaybetti. Büyük bir buhran yaşanıyordu. Başkan Eisenhower 25 Kasım’a kadar tekrar yürüyemedi.  Ve yaklaşık 6 hafta, 11 Kasım’a kadar beyaz saraya dönemedi. Bu dönemde kalp krizi korkusu herkesin aklındaydı. Hükümet araştırmacısı Ancel Keys Harvard mezunu bir bilim adamıydı İkinci Dünya Savaşında Amerika ordusuna kumanya tasarımında yardım etti.

Keys daha sonra, birinci dünya ülkeleri içerisinde Amerikalıların neden en yüksek kalp krizi oranına sahip olduğunu bulmak için yola çıktı. Daha sonra Yedi Ülke İncelemesi olarak bilinecek olan çalışmada Keys dünyada en düşük kalp krizi oranına Akdeniz uluslarının sahip olduğunu keşfetti. Aynı zamanda beslenmeleri en düşük yağ miktarını içeriyordu. Sonuçta kalp krizi problemi için Amerika’nın yüksek yağlı beslenme düzenini suçladı.

Doğru ya da yanlış halk sonunda bir cevap aldı.1956′da Amerika Kalp Birliği temsilcileri ölümcül koroner kalp hastalığına sebep olan margarin, domuz yağı, yumurta ve sığır eti gibi yağlı yiyecekler içeren  beslenme düzeni hakkında  halkı bilgilendirmek için televizyonda göründü. Hükümet sağlık birimleri kendilerini ve ailelerini korumak için halka az yağlı diyetleri tavsiye etmeye başladılar. Nasıl az yağlı yeneceğine ilişkin okullarda broşürler dağıtılmaya başlandı. Kimse başkanla aynı kaderi paylaşmak istemiyordu ve daha da kötüsü ölmek istemiyorlardı. Çoğu Mr. Keys’in düşüncelerinden memnundu. Adı duyulmuş bir kahraman haline geldi.

 

Hatta Time dergisine kapak oldu. Gerçi kendisi konu hakkındaki düşüncesini yıllar sonra değiştirdi. Kısa bir süreliğine az yağlı beslenmenin kalp krizine tek kesin çözüm olarak uluslararası kabul gördü. Lakin bundan memnun olmayan bir sektör vardı, bunlar  büyük gıda işletmeleriydi. Önceki iki temel bulguyu görüyorsunuz. Daha fazla ürün satmak için en favori yöntemleri daha fazla yağ eklemekti.

Gıda bilim adamları yağın lezzet taşıyıcısı olduğunu keşfettiler. Tat ve koku bileşenlerini besinin farklı kısımlarına verebiliyorlardı  Doku ve ağız hissiyatı sağlayarak daha lezzetli hissedilmesini sağlayabiliyorlardı. Yağsız yiyeceklerin tatları karton gibiydi. Ama şu an halk yiyeceklerinin az yağlı olmasını talep ediyor. İnsanlar daha doğal, az yağlı alternatiflere yöneldikçe işlenmiş konserve ürünler yenmemeye başlandı. Etiket üzerinde az yağlı yazmıyorsa insanlar almayı bıraktılar. Büyük işletmeler, ürünlerine az yağlı ama lezzetli denmesi için yeni bir çözüm için çabaladılar.

Bilim adamları onlarca kişi tarafından arandı ve sonunda daha iyi bir şey buldular. Bu yeni tatlandırıcılarda, yağda olmayan şekilde bağımlılık yapan bir şeyler var. Birçok isimle bilinir, ama siz onu en iyi “rafine şeker” olarak bilirsiniz. Gıda endüstrisi bunun tehlikeli olduğunu biliyordu Hatta 1950′lerdeki doktorlar onun yaptıklarını tartışıyorlardı 1808 gibi yakın bir geçmişte şekerin sağlıksız olmakla kalmadığı aynı zamanda zehirli olduğuna dair çalışmalar yapıldı.

İnanın ya da inanmayın şeker üreticileri, bugün olduğu gibi reklam kampanyalarını geri çekiyorlardı. 1808′de Batı Hindistan komitesi aynı zamanda büyük bir şeker işletmesi İngiliz avam kamarasından önce şekerin beslenme ve inek, koyun, domuz besisi için iyi olduğunu ispatlayabilen herkese bugünün parasıyla 1000 dolar değerinde 25 Gine teklif etmek amacıyla ortaya çıktı.

Hayvanlar için besin her zaman pahalı olmuştur. Şeker ucuzdu ve birçok çiftçi güzel sonuçlar umarak girişimde bulundu. 25 gine yeni ve ucuz bir besin kaynağı için sadece bir bonustu. Ama tahmin edebileceğiniz gibi girişimler tam bir felaketti. Birçoğu çiftlik hayvanlarının ölümüyle sonuçlandı. Meclis üyesi John Curwen kendisi de bu girişimde bulundu buzağılarını şeker ile beslemeye çalıştı. Deneylerden sonra, iyi tanınan bu politikacı başarısız oldu.

Batı Hindistan Komitesi vazgeçti. Sonra 1816′da ünlü Fransız filozof F. Magendie  kendine ait köpekler üzerinde bir deney yaptı. Şeker ve zeytinyağı içeren su ile beslenen köpeklerin çabuk tükendiğini sadece su ile beslenen köpeklerden daha çabuk öldüklerini belirledi. Bu şekerin  besin olarak değersiz olmakla kalmadığını, aynı zamanda negatif etkilere de sahip olduğunu gösterdi. Bu şeker tüccarlarını o anki şartlara göre susturdu. 1957′ye geri gidelim…

Yağ kullanım dışı!

Gıda endüstrisi, şekerli gıda paketlerinin tüm lezzet testlerini geçtiğini belirledi ama halk onları satın alacak mıydı?

Henüz 1930′lu yıllarda, Dr. Weston A. Price Ohio’dan araştırmacı bir diş hekimi farklı kültürleri ve beslenmelerini gözlemlemek için tüm dünyayı dolaştı. 1939′da korkutucu gerçeği açığa çıkaran bir kitap (Nutrition and Physical Degeneration) yayınladı. Kitapta, besin kaynaklarının içerisinde rafine şeker bulunan kültürlerdeki dişler ve sağlığa ilişkin sonuçlar vardı. Şeker hala kötü bir nama sahipti.

Büyük işletmeler yeniden harekete geçme ihtiyacı duydular. Sonra 1957′lerde meşhur Prof. E. V. McCollum o günlerde Amerika’nın en çok tavsiye edilen beslenme uzmanı ”Beslenme Tarihi” adlı bir kitap yayınladı Kitapta, 1800′lerden beri şeker tüketiminin insan sağlığına zararlı olduğuna dair onlarca deney olmasına rağmen tüm o deneylerin insan hatalarından dolayı kusurlu olduğunu tartıştı.

Bu kitap yayınlandı ve bugünkü en çok satanlar gibi reklamı yapıldı. Ama bu para nereden geldi? Hiçbir dişçi bu denli geniş ölçekte yayın yapacak paraya sahip olamazdı. Hadi yüzleşelim! “Beslenme Tarihi”  bir kitabı raflardan uçuracak derecede çok sattıracak bir başlık değil. Kitabın içince bir bakış herşeyi aydınlattı Nutrition Foundation anonim şirketi tarafından yayınlanıp pazara sürülmüştü ki o da Nutrition Foundation’du.

Tüm zamanların önde gelen şeker işletmelerinden olan bu öncü kuruluş American Sugar Refining Company, Coca Cola, Pepsi Cola, Curtis Candy Company, General Foods, General Mills, Nestle, Pet Milk Company and Sunshine Biscuits firmalarını içine alan yaklaşık 45 firma.

Ve Amerikalılar bunları satın aldı mı? 

Hem de hiç görülmemiş boyutlarda. İşlenmiş besin satışları fırladı. Yaptıkları tek şey etiket üzerine az yağlı yazmak ve içine bir miktar rafine şeker eklemek ve sonra çılgınlar gibi satsın.  San Fransisco, Kaliforniya Üniversitesinden Dr. Robert Lustig tarafından yapılan 2012 yılındaki çalışması, şekerin insan beyninde kokain kadar bağımlılık yaptığını ortaya çıkardı. Aynı miktarda dopamin açığa çıkarıyor bizi daha ve daha da fazlasını istemeye zorluyordu.  İnsanlar yeni şekerli ürünleri daha fazla tüketmeye başladılar. Gıda işletmeleri, satışları arttıkça daha fazla şeker kullanmaya başladılar.

Şeker sosis, yoğurt, spagetti ve ekmek gibi hiç tahmin etmediğiniz gıdalar içine de girmeye başladı. On yıllar geçtikçe sorunlar baş göstermeye başladı. Ama her seferinde işletmelerin bir cevabı vardı. 1965′de ürünleri, dürüstçe ve öğretici olarak paketleme şeklinde, adil paketleme ve etiketleme hareketi başladı.

O yıllara kadar halk, şekere sıcak bakmıyordu ama bu fark etmedi, işletmeler, yeni formlara sokup yeni isimler yaratarak. Şekere yeni bir ün kazandırdılar. Halk yiyecek etiketi üzerinde  “şeker” ismini hiç görmedi ama hala içeride saklanıyordu. Bazı isimle şu şekilde geçiyor: agave (sabır otu) nektarı esmer pirinç şurubu, yüksek früktozlu mısır şurubu, dekstoz, buharlaştırılmış kamış şurubu, glükoz, laktoz, malt şurubu, şeker kamışı, sakkaroz.

Diğer klasik örnek, şeker fırsatçılarının reklamlarda doğal kelimesini kullanması oldu. Sloganları “doğal ürünlerden oluşur” oldu ama tüm doğal şekerler doğal içeriklerden yapılırdı; eroin ve kokainde olduğu gibi. 1970′lerde, rafine şekerin zararlarını içeren çalışmalar ortaya çıktı ve tüm diğer formları ifşa edildi. Amerikan halkı uyanmaya başladı 1950′lerden bu yana ilk defa yüksek şekerli gıda satışları yavaşladı ama işletmeler bunun için de hazırlıklıydı. Kendilerine yeni bir silah geliştirmek için sıkı çalıştılar.

Yapay Tatlandırıcılar” en çok bilineni düşük kalorili tatlandırıcılar oldukları, çoğunlukla eşdeğer ya da nötr tatlandırıcı olarak bilinir FDA (yiyecek ve içecek idaresi) tarafından onaylanma hikayesi de burada başlıyor. Bu sırada diyet çılgınlığı da tam faaliyet halindeydi ve diyet gıda piyasası milyar dolarlık bir endüstri haline geldi. 1973′de yasaklandılar. Diğer bir yapay tatlandırıcı,  siklamat, hayvanlarda yapılan testlerde tümöre neden olduğu anlaşıldığında hemen yasaklandı.

Aspartam (yapay tatlandırıcı) başlangıçta FDA tarafından reddedilmişti ama geliştiricisi G.D. Searle buna katılmıyordu ve FDA’e 100 farklı araştırma sunumu ile zararsız olduğunu gösteren G.D. Searle’in çalışmaları finanse edildi. Neden yapılmasın ki? Eğer bir kez onaylanırlarsa milyarlar kazanabileceklerini biliyorlardı. Ama G.D. Searle’in çalışmalarının tersine yapılan bağımsız çalışmalar ürünün insan tüketimi için tehlikeli olduğunu ortaya çıkardı.

Ürünlerin güvenlik testlerini yanlış bildirdikleri için, tarihte ilk kez FDA, bir gıda üreticisine adli soruşturma başlattı. Soruşturma sonuçları şok ediciydi. Ölü laboratuar hayvanları, ölümlerinden sonra aylarca hatta yıllarca otopsi yapılamamıştı. Böylelikle kokuşma, tümör verilerini hatalı gösteriyordu. Tümörlü bulunan hayvanların tümörü kesilip atılıyordu Tümörü alınan bu hayvanlar normal olarak etiketleniyordu.

Açıkça görülen tümörler normal olarak etiketlenmişti. FDA son olarak, aspartam kullanılmaması kararını kolaylıkla verdi.  Ama bunu kirli politik hileler takip etti. Abraham Lincoln’un kemikleri sızlamış olmalı G.D. Searle ilk olarak araştırmayı yürütmesi için Amerika avukatlarını tuttu. Samuel Skinner, öncelikle Amerika Avukatlar Bürosundan istifa ederek soruşturmayı yavaşlatmış oldu. Sonra Searle ile anlaştı!

Bundan sonraki yıl Donald Rumsfeld Searl’e CEO olarak işe alındı. Evet bildiğiniz Donald Rumsfeld, Bush yönetiminde savunma sekreteri olan. Bazı politik yüzleri üst yönetim pozisyonlarına atadı Ve bir yıl içerisinde aspartamı onaylatacağını ilan etti. O sırada Reagan henüz seçilmişti ve Rumsfeld Ronald Reagan’ın yeni FDA temsilcisi seçmekle yetkili geçiş takımının bir parçasıydı Arthur Hull Hayes, Jr. adlı kişiyi atadılar. Arthur Hayes’in FDA delegesi olarak ilk işlerinden biri son kararı gözden geçirecek ve aspartamı kabul edecek 5 kişilik bir kurul atamaktı. Kurulun 3 üyesi, hayvan tümörlerine atıfta bulunarak kabul etmemek üzerine oy kullandı.

Bunun üzerine Hayes’in yaptığı basitti; kurula altıncı bir üye atamak ve oylamayı 3′e 3 bağlamak. Gıda katkıları hakkında hiç birşey bilmeyen Hayes kendisinin de bir delege olduğunu ve oy kullanması gerektiğine karar verdirerek oyunu olumlu yönde kullandı. Bu entrikadan kısa süre sonra Hayes FDA delegesi görevinden istifa etti ve sonra Searl tarafından yılda yüzbinlerce dolar kazandığı bir pozisyonda işe alındı. Biliyorum bu, politik bir korku filminden bir masalmış gibi geliyor ama ne yazık ki yüzde yüz doğru. Bütün bunlardan sonra aspartam onaylandı. CocaCola diyet kola yapmak için kullanmaya başladı. Öyle ki sonrasında hızlı kilo verdirici olarak pazarladılar O ilk yılda, FDA 600 üzerinde tüketici şikayeti aldı.

Bu yeni yabancı madde hakkında şikayetler: baş ağrısı baş dönmesi ve diğer garip reaksiyonlardı. Vücutlarımız bunların üstesinden gelecek şekilde tasarlanmamıştı. Ama gıda işletmeleri yapacağını yaptı. Son 30 yılda, artan bir şekilde, bu rafineri şekeri, yapay tatlandırıcıları, koruyucular ve diğer doğal olmayan maddeleri bize hiçbir tercih hakkı vermeden, gizlice besin maddelerimize eklediler. Şu an yıl 2013 ve hükümetler sonunda öğrendiler ve şimdi geriye doğru bu pisliği temizlemeye çalışıyorlar.

Mart 2013′de, New York belediye başkanı Michael Bloomberg, kendi şehrinde 500 gr üzerindeki diyet ve normal gazlı içecekleri yasaklayarak şeker ve tatlandırıcı tüketimini azaltmak için mücadeleye başladı. 2013  eylülünde, Amsterdam Sağlık Hizmetleri müdürü Paul Bender şekerin bağımlılık yaptığını ve dikkatlice düzenlenmesi gerektiğini dile getirdi. Ve geçtiğimiz ay, Meksika gazlı içecek üzerine büyük vergiler koyarak harekete geçti tıpkı Amerikan hükümetinin sigaralarda yaptığı gibi Ama sigara gibi,  bu tehlikeli katkı maddeleri de toplumun kalıcı bir parçası kabul edilmeye başlandı.

Tüm bunların sonucu nedir?

Tüm bu doğal olmayan şeyleri, vücudumuza aldığımızda gerçekte neler oluyor? F. Magendie’nin çalışmasındaki köpekler beslenmelerine şeker eklendiğinde neden daha hızlı öldüler? Neden geçmişe göre daha fazla insan hasta oluyor? Neden şişmanlık daha önce görülmediği kadar çok insanı etkiliyor? Neden 2020 yılı için tahmin edilen kanser oranı  yüzde 50′ye fırladı? Cevap, beni  korkuttuğu gibi sizi de korkutuyordur.  Doktorlar bunun, kuzey Amerika’yı vuran sigara, çocuk felci, HIV ya da hepatit gibi en geniş alana yayılmış sağlık afeti olduğunu söylüyorlar. Yaşamımız boyunca tek bir şey Amerikalıları bu dört şeye göre daha fazla etkileyecek 2005′de Rice Üniversitesi moleküler biyologları Amerikan halkının zaten %70′inin etkilenmiş olduğunu tahmin ettiler.

Peki, bu nedir?

Bu, doğal olmayan elementlere maruz kalmamızın sonuçları ve biz konuşurken gıda işletmecilerinin milyon dolarlar harcayarak örtbas etmeye çalıştıkları şeydir. Katilin kendisinden de biraz yardım alıyorlar. Çünkü bu hastalık sizi içten ele geçiriyor. Çoğu insan çok geç olmadan önce onun orda olduğunu bilmez. Adı “KANDİDA” , diğer adıyla “Amerikan Paraziti” ‘pamukçuk mantarı’. Kandida bir mantar çeşidi ve mantar ailesinin tek hücreli bir üyesi. Peki, bu nereden geldi? Afrika’dan bir botla mı taşındı? Ya da çiftlik hayvanlarından mı geldi?

1
2
Paylaş

1 Yorum

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin