Kolesterol: Modern yüzyılda çarmıha gerilen molekül

0
119

Kolesterol yüksekliği değil, küçük partiküller öldürür

Son yapılan araştırmalar, kolesterol ve trigliserit gibi lipitleri taşıyan partiküllerin (lipoproteinlerin) zamana bağlı olarak küçüldüğünü (19) iddia ederken, partikül çapının küçülmesinde (20) etkili olan “eksik” yapısal bileşimin ne olduğu konusunda genellikle bir yorum yapmaz. Bir ilköğretim öğrencisi bile, bir partikül yapısını oluşturan farklı bileşenlerin azalması durumunda, söz konusu partikülde bazı yapısal bileşenlerin azaldığını ve eksildiğini tahmin edebilir. Çünkü partikül yoğunluğu (dansite), partikülü oluşturan farklı atomların moleküler ağırlığı ve partikülün kapladığı alan (hacim) arasındaki denklem belli dir (yoğunluk = molekül ağırlığı/ hacim). Partiküldeki molekül ağırlığının azalması yoğunluk sabitse, partikül hacminin küçülmesi anlamını taşır!

İşte şimdi çeşitli yağ asitleri ve bitkisel steroidlerin insanlar üzerinde olumlu etkileri olduğu konusuna ve özellikle tek parametredeki kolesterol ve trigliserit düzeylerini nasıl düşürebildiği konusuna tekrar dönebiliriz. Kolesterol ve trigliserit gibi lipitleri taşıyan lipoprotein partiküllerinin zamanla küçüldüğünü (19) düşünecek olursanız, partikülleri büyütebilmenin en basit yolu, besinlerle (21) söz konusu lipitleri almak ve küçülen partikül yapısını normal boyutlarına ulaştırmaktır. İşte bu nedenle, çeşitli yağ asitleri ve bitkisel steroidler (kolesterolün kendisinin de steroid molekül olduğunu lütfen tekrar hatırlayınız) faydalıdır. Peki partikül yapısında azalan bileşenler, kolesterol ve trigliserit gibi çeşitli yağlar ise, tek parametrelik kandaki yükseklik nasıl açıklanacaktır?

Kolesteroldeki Kaos kitabında aslında biz bunu matematiksel bir denklemle açıklamıştık. Küçülen partiküller, organizma tarafından kullanılmasa da içlerinde lipit bileşenleri, yani kolesterol ve trigliserit vardır. Birim alanda yoğunlaşan, organizma tarafından kullanılmayan küçük partiküllerin toplamdaki kolesterol ölçümü de bu yüzden her zaman olmasa da genellikle yüksek çıkar. Kandaki tek parametredeki kolesterol yüksekliği, partikül temelinde harika bir illüzyondan başka bir şey değildir. Yüksek kolesterol, partikül düzeyinde, yani lipit ve protein oranlarında asla görülemez! Kolesterol/trigliserit gibi moleküllerin de bulunduğu küçülmüş lipoprotein partikülleri (22), normal boyuta gelmek için yağ asitleri ve steroid yapılı molekül ararlar; partikül bazında ortaya çıkan eksiklikten dolayı reaksiyona girmeye yatkındırlar. İşte bu nedenle yani, oldukça çabuk reaksiyona girdikleri için bazen bilimsel literatürlerde kimyasal terimlerle tanımlanırlar ve okside lipoproteinler olarak (örneğin okside LDL) adlandırılırlar.

Fakat fiziksel tanımlamada küçük terimi tercih edilir. Küçülen veya okside durumda kalmış kullanılmayan lipoprotein partiküllerinin kandan bir şekilde uzaklaştırılması gerekir ve burada savunma sistemimizdeki hücreler, özellikle savunma sistemimizde görevli makrofajlar bu aşamada devreye girer. Söz konusu küçülmüş lipoprotein partikülünün lipit açığını tamamlamaya, söz konusu partikülü kullanılabilir hale getirmeye çalışır. Bunu yapamadığı zaman zorunlu olarak, küçülen ve kullanılmayan partikülü, bulunduğu yerde etkisiz hale getirmeye çalışır! İşte damar sertliğinin oluştuğu nokta burada başlar. Makrofajlar lipit bileşenleri azalmış partikülü yok etmeye çalışırken, küçülmüş, reaksiyona yatkın partiküllerle birlikte uzmanların aterom plakları demiş oldukları köpüksel bir oluşum meydana getirirler.

Şimdi karar verilmesi gerekiyor. Fakat karar vermek için bazı bilgileri mutlaka birleştirmemiz gerekiyor: Kolesterol ve yağları kanda taşıyan partiküllerimiz yaşlandıkça küçülüyorsa, birçok steroid ve omega-3 gibi yağ asitleri, küçülen partiküllerin büyümesini, normal yapısına gelmesini sağlıyor ve lipoprotein partikülleri küçüldükçe kanda kolesterol düzeyi yükseliyor. Lipoproteinlerin partikülleri normal yapısına döndüğünde kolesterol düzeyi düşüyorsa, makrofajlar kolesterol molekülüne değil de küçük lipoprotein parçacıklarına saldırıyorsa, hangi bilgi sizin için daha değerlidir? Aterom plakları oluşumunda hangi faktör etkilidir? Eksik lipitlerden dolayı küçülen lipoprotein partikülleri mi, yoksa tek parametrede kolesterol düzeyi mi? Tabii ki küçülen lipoprotein parçacıkları!.. Kolesterolle ilgili yapılan araştırmalarda, istatistik ve bilimsel yöntem yanlış olabilir mi dersiniz?

Bilim kavramı ve istatistiksel yöntem

Günümüzde kolesterol molekülüne ait yapılmış olan, hastalıklarla ilişkilendirilen ve bolca propagandası olan bilimsel çalışmaların sonuçlarının tümü, istatistik metotlarla elde edilen verilere dayanır ve “anlamlı” çıkan sonuçlardan bahsedilir. Fakat istatistik anlamda, bir araştırmayı doğru yapan olgu, “anlamlı” bulgular değil, sizin kurduğunuz mantıksal ilişkidir.

Bu durum çok basit bir örnekle daha anlaşılır olacaktır. “Her sabah horozlar öttüğü için güneş doğar” şeklindeki basit bir önermenin istatistiksel çalışması, her gün önce horozların ötmesine sonra da güneşe bakılacak olursa, son derece anlamlı olan istatistik sonuçlar elde edilebilir. Fakat söz konusu çalışmanın mantıklı ve bilimsel olduğunu iddia etmeniz tamamıyla saçmalık olur. Kolesterol molekülü ile ilişkilendirilmiş kalp krizi dahil çoğu hastalığa bağlanan birçok araştırma da aslında “horoz ve güneş” örneğine oldukça fazla benzer. Hastanede yatan, kalp krizi geçiren bütün hastaların “kolesterol düzeyleri” değerlendirilmez ve sadece yüksek kolesterolü olan hastaların sonuçları üzerinden değerlendirme yapılır, normal kolesterol düzeyine sahip fakat kalp krizi geçirmemiş hastalar birçok araştırmada dikkate alınamaz. Aynı paradoks söz konusu araştırmalarda mutlaka oluşturulmak zorunda olan kontrol grupları için de geçerlidir: Yüksek kolesterolü olduğu halde hiç kalp krizi geçirmeyenler kontrol grubuna nedense çoğu zaman alınmazlar!

Kolesterol: çarmıha gerilen molekül

Tek parametrelerdeki kolesterol yüksekliği üzerine yapılan bütün spekülasyonlar, şayet lipitler kanda lipoproteinlerle taşınıyorsa son derece mantıksız ve geçersizdir. Kandaki tek parametredeki göreceli yükseklik, partikül bazında lipit/protein oranlarıyla birlikte ele alındığında geçersizdir. Bütün partiküller, zaman içinde mutlaka küçülür. Birçok araştırmacı ve uzman, statin önerilerinde ısrar ederken (23), küçülen partikül yapısının nasıl düzeltilebileceği üzerine kafa yormak istemez. Fakat kanda tek parametrede, kullanılmayan partiküllerin birim alandaki artışına bağlı olarak, kolesterol düzeyi yanıltıcı bir şekilde yüksek görülür. Teorik olarak yaşlandıkça temel steroid üretiminin genetik nedenlerle azaldığı bir ortamda, kolesterolün üretiminin de bütün steroidlerde olduğu gibi azalması gerekmekte ve bu durum özellikle partikül yapısında eksiklik olarak ortaya çıkmaktadır (24). Partikül yapısında bulunan Steroidler ve özellikle de kolesterol azalmıştır!

Bu nedenle, tedavi amaçlı müdahaleler, tek parametrelik kolesterol gibi bir değere veya yüksekliğe göre değil, partikül yapısının fiziksel durumuna göre (25) seçilmelidir. Bitkisel steroidler ve çeşitli yağ asitlerinin besin yoluyla alınması, kan yağları ve insan sağlığı üzerinde olumlu etkiler ortaya çıkarıyorsa, bunun nedeni lipoprotein partikül yapısının, bu tür lipitler alındığında düzelmesi, partikülün normal fiziksel boyutlara ulaşmasıdır. Fakat günümüzde milyar dolarlar kazanan şirketler için durum farklıdır. İnsan düşünceleri yönlendirilebilir. İnsanların yönlendirilmiş düşüncelerden kaynaklanan acımasızlığı, bilgisizliği aslında yeni değildir ve tarihsel olarak her zaman vardır. İlkel kültürlerde Tanrıların gazabından korkulurdu. Günümüzde biraz evrimleşmiş olsa da, yine yapılması gereken yapılmış; insanlarda doğal olarak bulunan korkular kullanılarak, olay tam bir (cadı), konumuz açısından “molekül” avına dönüştürülmüştür.

Cadı (molekül) avı

Sağlık alanından para kazanan ticari şirketleri, ilaç fabrikalarını mutlu etmek için, sıklıkla organizma molekülleri suçlanıyordu. Örneğin, kolesterol adı verilen molekülü mutlaka bütün insanların içinde ve tek tek öldürmek gerekiyordu. Onların düşüncelerine göre kanda kolesterolün yüksek olması kötüydü. Kolesterol insanlara baş belası olan bir moleküldü. İddialarına göre, bu molekül insanı zehirliyor, kandaki varlığı ile insanı öldürüyordu. İnsanın içine yerleşen bu şeytani molekül, mutlaka insandan çıkarılmalı, insanlar bu molekülden kurtarılmalıydı. İnsanlar ölüyor ve ölümden korkuyordu. İnandırıldıkları için, hepsi olmasa da sayılamayacak çokluktaki parmaklar suçlu olarak hep onu, hep aynı molekülü gösteriyordu. Bazıları ısrarla “karar vermeden önce yargılayın” demişti. Fakat molekül hakkındaki karar çoktan ve yargılanmadan verilmişti. Yaşadığımız yüzyılda, ilkel çağlara göre “moda” oldukça değişmişti: şimdilerde insan kurban edilmiyordu, artık masum moleküller adı yeni çıkan değişik Tanrılara kurban ediliyordu.

Hipokrat, kendi zaman penceresinden günümüze bakıp, hiçbir şey yapamamanın çaresizliği içinde sessizce ağlarken, yaşadığımız yüzyılda bir molekül yaşamak ve yaşatmak için hâlâ direniyordu. Ve gerçekte çoğu insanın kafası karışmıştı, toplumsal ve kaçınılmaz bir şizofreniye kapılmışlardı, neler olup bittiğini gerçekte onlar da bilmiyordu. İnsanlar yine korkmuş, korkutulmuştu! Korkularından kurtulmak için, tıpkı önceden olduğu gibi yine Tanrılara kurban veriyor, böylece kendilerinin cezalandırılmayacağını, cezalandırılmaktan kurtulacaklarını düşünüyorlardı! Ve insanlar, hiç günah işlememiş, saf, temiz, masum bir molekülü, kapitalist Tanrıları mutlu etmek adına çarmıha geriyordu…

Uzman Biyolog Mevlut Durmuş

SÖZLÜK

Steroid: Birbiriyle kaynaşmış dört halkadan oluşmuş karbon iskeletli bir lipitlerdir. Steroitler asetil KoA biosentez yolundan oluşurlar. Farklı steroidler bu halkalara bağlı olan fonksiyonel gruplar bakımından birbirlerinden ayrılırlar. Bitkiler, hayvanlar ve mantarlarda yüzlerce çeşit steroid tanımlanmıştır.

Bitkisel steroid: Kendi aralarında; fitosteroller (sitosterol, stigmasterol, kampesterol) ve fitostanoller (sitostenol, kampestenol) olarak farklı gruplara ayrılırlar.

Lipit (yağ): Bu kavram biyokimyasal açıdan çok geniş bir yelpazede değerlendirilir. Yağ asitlerini, nötral yağları ve yağ asit esterlerini, uzun zincirli yağ asitleri ve alkol türevlerini, sfingolipid, glikolipid, fosfolipid, karotenler, poliprenoller, izoprenoidler, terpenler, kolesterol ve Steroidler şeklinde basit olarak gruplandırılabilirler. Okuyucu olarak sizler kolesterolün, steroidlerin ve yağ asitlerinin lipitler grubunda olduğunu hatırlayın.

Trigliserit: Gliserol köküne bağlanmış 3 adet yağ asidinden meydana geldiği için bu ismi almıştır.

Kanda genellikle kolesterol düzeyi ile birlikte ölçülür.

Statin: Kolesterol sentezini belli bir aşamada durdurup, kolesterol oluşumunu engelleyen ilaçların

tümüne verilen genel isim.

Lipoprotein: Kanda yağlar (lipitler) ve proteinlerin bileşimini meydana getiren lipoproteinler olmadan, hücreler lipit ihtiyaçlarını karşılayamaz. Lipoproteinler genellikle, şilomikronlar, VLDL (çok düşük dansiteli lipoprotein), LDL (düşük dansiteli lipoprotein) ve HDL (yüksek dansiteli lipoprotein) olarak gruplandırılmışlardır.

Makrofaj: Lökositlerden farklılaşan ve doku ve organlar arasında dolaşabilen savunma hücrelerimizdir. Kolesterol ve bazı bitkisel steroidlerin moleküler yapılarının karşılaştırılması.

Yumurtanın yeniden doğuşu!…

Yaklaşık 40 yıl boyunca, kandaki kolesterol düzeyini yükselttiği gerekçesiyle insanlara yasaklanan

Yumurta, aklanalı çok oldu. Buna rağmen, ülkemizdeki bazı uzmanların televizyon kanallarında yumurtayı hâlâ “kolesterol bombası” olarak tanımlaması gerçekten ilginçtir. Artık en ucuz protein, doymamış yağ ve değerli mineral kaynağı olan yumurtayı gönül rahatlığı içinde tüketebilirsiniz.

Çünkü son yapılan çalışmalar yumurtanın kalp hastalıklarıyla ve kolesterolle olan ilişkisinin geçersiz olduğunu ortaya çıkarmıştır

Yoksullukla savaşan ve zaten yetersiz beslenen halk, gönül rahatlığı ile kolesterol korkusu olmadan yumurta yemekte artık özgürdür!…

 

  1. Stephen B. Kritchevsky, PhD (2004), A Review of Scientific Research and Recommendations Regarding Eggs, Journal of the American College of Nutrition, Vol. 23, No. 90006, 596S-600S (2004).
  2. Donald J. McNamara, Ph.D. (2000), The Impact of Egg Limitations on Coronary Heart Disease Risk: Do the Numbers Add Up? Journal of the American College of Nutrition, Vol. 19, No. 90005, 540S-548S (2000).
1
2
Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.