Kolesterol tüccarları doymak bilmiyor

0
13

Yıllardır “Kolesterol yüksekliğinin kalp krizi yaptığı” iddiası ile insanları kandıranlar, uzun zamandır bizlerin söylediği, fakat nedense tıbbi mafya tarafından yok sayılan gerçeği ağızlarından kaçırdılar. Evet geçenlerde ünlü tıp dergisi New England Jornal of Medicine’de yayınlanan ilaç firmasının desteklediği bir araştırmada “Kalp krizi geçiren insanların yaklaşık yarısının kolesterolü yüksek değil, tam tersine kolesterolleri son derece normal” olduğu kabul ediliyor. Yani anlayacağınız kolesterolün yüksek olan da, olmayan da koroner kalp hastalığı geçiriyor! Yıllardır nasıl kandırıldığınızı anladınız mı? Ama utanmaz kolesterol lobisi bu gerçekten hareketle “kolesterol düşürücü ilaçları (statinleri) artık kullanmayın” diyeceklerine normal kolesterolü olanlar da bu ilaçları kullansın istiyorlar; çünkü bu zararlı ilaçların faydalı bir yanı da var; iltihabı azaltıyorlar. Tıbbi mafya tamamen duygusal(!) nedenlerle pahalı ve birçok yan etkisi olan bu ilaçların yerine, ucuz ve yan etkisiz iltihap azaltıcıları (balık yağı, D vitamini, baharatlar, otlar vb) hiç önermiyorlar. Evet bunlar vicdansız. Daha fazla kazanmak için bilimi de tahrif etmekten çekinmeyerek her şeyi göze alabiliyorlar.

Konunun ayrıntısını merak edenler yazarımız Mevlut Durmuş’un yazısını kaçırmasınlar.

Kolesterol teorisi bize göre bitti. Fakat büyük ilaç şirketlerinin para kazanmak için insanlarla olan işi henüz daha bitmedi!

Hatta bir dostumdan aldığım haberlere (ve literatüre) göre, kolesterol düşürücü (Statin) satan ilaç şirketleri de artık normal kolesterolü olan ve kalp krizi geçiren insanlara ilaç kullandırmayı kafalarına takmış durumdalar. Çünkü uzun zamandır bizlerin söylediği, fakat bazı hekimlerce pek söylenmeyen durum yeniden dillendirilmeye başladı: Kalp krizi geçiren insanların yaklaşık yarısının kolesterolü yüksek değil, tam tersine kolesterolleri son derece normal[1]. Bu elbette yeni bir şey değil, sadece yeni söyleniyor!

Şimdi büyük ilaç şirketleri bu insanlarda oluşan ‘ölüm korkusunu’ nasıl paraya dönüştürürüz diye kara kara düşünüyorlar!

Nasıl mı?

Durun ilk baştan başlayalım…

Damar sertliği (ateroskleroz) oluşumu konusunda kardiyoloji dünyasının en güçlü dayanağı olan ‘kolesterol teorisi’ zor durumda. Biliyorum bazıları bu ‘teori’ lafına öylesine bozuluyor ki, bana söylemedikleri laf bırakmıyorlar.

Onlara göre kolesterol düşüncesi, kan yüksek kolesterolü bilimsel bir gerçek ve yine onlara göre damar sertliği-kolesterol ilişkisindeki bu düşünce bilimsel kanun ve asla değiştirilemez!

Bu durum bizim düşüncelerimize göre farklı!

Daha iyi bir düşünceniz varsa bütün teoriler, hipotezler ve kanunlar bile değişebilir veya değiştirilebilir. Hipotezler bol, isterseniz sizde bir hipotez geliştirebilirsiniz. Çünkü zaten üstünde; üzerine bir yığın yaygara yaptığımız şey zaten hipotez, bilimsel bir kanun değil. Hatta bizim de ‘total lipoprotein partikül hipotezi’ adında Türkiye’de ve Türkçe yayınlanmış bir hipotezimiz bile var ve tamamen orijinal, matematiksel denklemi bile var…

Fakat unutulan bir şey var: Bütün hipotezler veya teoriler aksi kanıtlar ortaya çıkıncaya kadar geçerlidir, aksi kanıtlar ortaya çıktıklarında söz konusu hipotez ve teoriler geçersiz olur.

Teori ya da hipotezlerin iddialarının yetersiz kaldığı noktalar çoğaldığı zaman bir yenisi mutlak ortaya çıkar, bilim sürecinin normal dinamikleri bunu gerektirir.

Biliyorum genel yaklaşımda tıp uygulamaları pozitif bir bilim dalı değil, pozitif bilimlere bağlı genel bir disiplin anlayışıdır. Fakat söz konusu bu disiplin anlayışının temelinde her zaman pozitif bilim dalları (kimya, fizik, biyoloji, matematik vb) bulunur. Yani tıp insanları pozitif bilim dallarından faydalandığı sürece, gerçek tıp ortaya çıkmış olacaktır…

Her şeyden önce, siz okuyucuların bir şeyi okuyucu olarak çok iyi anlamanız gerekir.

Damar kireçlenmesi, damar sertliği (ateroskleroz) oluşum hipotezleri temel olarak ikiye ayrılır ve bu hipotezlerin biri genellikle ortada görünmese de, yine de hipotezler birbirini reddetmezler. Fakat nedense asla ikisi de bir arada söylenmezler. Hipotezlerden birisi lipit yani hepimizin beynini yıkadıkları ‘kolesterol teorisi’ dir. Diğeri ise ‘kronik endotel hasar hipotezi’ yani damarlarda oluşan bir tür düşük yoğunluklu kronik iltihaplanma hipotezidir.

Hepsi olmasa da, kardiyoloji uzmanları ve ilaç şirketlerince insanlara sadece lipit-kolesterol teorisi dayatılır ve söylenir. Aman kolesterolden kaçın, karaciğer fazla kolesterol üretiyor, et, süt, yumurta, tereyağı yemeyin masalları bu nedenle uydurulmuş bilim kılıflı safsatalardır.
Çünkü birçok kişinin işlerinin daha iyi gitmesi için şimdilik böyle olması gerekir!…

Çoğu insanımız ateroskleroz (damar sertliği) oluşumuna ait birçok farklı görüş ve düşünce olduğunu bilmez. Yani, damar sertliği oluşum mekanizmasına ait çeşitli teoriler vardır.

Kısaca kolesterol konusunda aslında kardiyologların size sıkça söylediği gibi ‘kolesterol’ konusunda hiçbir şey ispat edilmiş değildir, böyle olsa şu an zaten teori ve hipotezlerden söz etmezdik. İşte bu yüzden bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kolesterol yüksekliğini değil, kronik endotel hasar hipotezini gündeme getirmeye, insanlara bu durumu anlatmaya, özellikle bu konuya dikkat çekmeye[2] çalışan çok değerli akademisyen ve araştırmacılarımız vardır. Bu araştırmacıların hepsi uzun zamandan beri ‘bilim maskesiyle yapılan bazı kolesterol saçmalıklarını’ insanlara anlatmaya çalışıyorlar. Yani ‘kolesterol teorisine’ karşı bir avuç insan, milyarlarca dolarlık bütçeli ‘kolesterol tüccarlarıyla’ düşünsel bir savaş halindeler…

Umarım dikkatinizi çekmiştir.

Damar sertliği (ateroskleroz) hipotez ve teorilerinden söz ediyoruz!

Bilimsel kanunlardan değil!

Çünkü istatistiksel bulgular bilimsel kanunlar değildir!

İstatistiksel bir bulgunun bilim olduğunu iddia edenler de, akademik kariyeri ne olursa olsun, en azından benim gözümde bilim adamı değildir, sadece ve sadece mesleki anlamda akademisyendir, bilgilidir ve kariyer sahibidir…

Sakın yanlış anlamayın!

İstatistik hem eğlenceli hem de bilime inanılmaz katkılar sağlayan muhteşem bir alandır.

Fakat tek bir koşulda…

İstatistiksel olarak bilimsel verileri gerçekten ‘anlamlı’ olarak nitelendirmenizi sağlayacak gerçek tek olgu, veriler arasında kurduğunuz mantık bağlantısıdır. Şayet istatistiksel verilerin temel mantığı ‘yüksek kolesterol’ konusunda olduğu gibi yanlış kurulmuşsa, istatistiksel olarak elde ettiğiniz anlamlılık dereceleri hiçbir şey ifade etmez.

Yani daha önce de defalarca yazdığımız gibi[3] sadece ve sadece istatistiksel verileri dikkate alacak olursanız, en saçma sapan konularda bile ‘bilimsellik iddialarıyla dolu’ bir yığın bağlantı kurabilir ve çok anlamlı sonuçlar elde edebilirsiniz!
Ve ortalıkta ‘bu bulgular bilimseldir’ diye bağırabilirsiniz…

Peki, kolesterol teorisi ve kolesterol önermesi ne kadar mantıklı olabilir hiç düşündünüz mü?
Anlamlı olarak ortaya çıkan ‘kolesterol damar sertliği’ ilişkisinde istatistiksel mantığın, sözde bilim adamlarınca nasıl kurulduğunu gerçekten biliyor musunuz?

Durun, hemen kızmayın açıklayalım!

Günümüzde kolesterol molekülüne ait yapılmış olan, hastalıklarla ilişkilendirilen ve bolca propagandası olan bilimsel çalışmaların sonuçlarının tümü, istatistik metotlarla elde edilen verilere dayanır ve “anlamlı” çıkan sonuçlardan bahsedilir. Fakat istatistik anlamda, bir araştırmayı doğru yapan olgu, sonuçta ortaya çıkan “anlamlı” bulgular değil, sizin ilk başta kurduğunuz mantıksal ilişkidir.

Bu durum basit bir örnekle daha anlaşılır olacaktır. “Her sabah horozlar öttüğü için güneş doğar” şeklindeki basit bir önermenin istatistiksel çalışması, her gün önce horozların ötmesine sonra da güneşe bakılacak olursa, son derece anlamlı olan istatistik sonuçlar elde edilebilir. Fakat söz konusu çalışmanın mantıklı ve bilimsel olduğunu iddia etmeniz tamamıyla saçmalık olur.

Kolesterol molekülü ile ilişkilendirilmiş ateroskleroza bağlı kalp krizi dâhil, birçok hastalığa bağlanan ‘yüksek kolesterol’ araştırmaları da aslında “horoz ve güneş” örneğine oldukça benzer. Hastanede yatan, ateroskleroza bağlı kalp krizi geçiren bütün hastaların kolesterol düzeyleri değerlendirilmez ve sadece yüksek kolesterolü olan hastaların sonuçları üzerinden değerlendirme yapılır, normal kolesterol düzeyine sahip fakat yine de ateroskleroza bağlı kalp krizi geçirmiş hastalar birçok araştırmada istatistiksel olarak dikkate bile alınamaz!

Çünkü normal kolesterol düzeyinde kalp krizi geçirenleri araştırmaya dâhil edecek olurlarsa, kolesterol konusunda anlamlı sonuç alamayacaklarını, bilimsel olarak hiç bir korelasyon (yani bir ilgi) sağlayamayacaklarını bütün kardiyologlar zaten bilirler: O zaman kolesterol bir risk faktörü olmaktan çıkar.

Aynı paradoks söz konusu araştırmalarda mutlaka oluşturulmak zorunda olan kontrol grupları için de geçerlidir: Yüksek kolesterolü olduğu halde hiç kalp krizi geçirmeyen birçok insan vardır ve bunlar da kontrol grubuna nedense alınmazlar, kolesterolü yüksek olan ve kalp krizi geçirmeyen insanlar kontrol grubuna alınsa, zaten araştırma temelinden çöker!

Yani yüksek kolesterol ve damar sertliği bağıntısında istatistik veriler hesaplanırken hem hastaların seçiminde hem de kontrol seçiminde aslında bilim adına ‘fantezi’ ve bol bol akademik yayın yapılmaktadır, bize göre bilim değil…

Fakat asla unutmayın, hem kolesterolü yüksek hem de düşük olan insanlarda aterom plakları aynı yapıda, aynı özellikte ve aynı oranlarda bileşenler içerirler. Ortada fiziksel-maddesel bir gerçeklik hem kolesterolü yüksek olanlarda, hem de düşük olanlarda vardır. Yıllarca yüksek kolesterolün damarlarda biriktiğine (?) inandırıldık. Peki ya normal kolesterolü olan hastalarda biriken oluşumun adı UFO değildi herhalde, orada da bir şeyler birikti, normal hastalarda oluşan da aterom plaklarıydı ama yüksek kolesterolleri yoktu, demek ki damarlarda başka bir şey birikti! Elbette hayır!

Ve böylece bu ‘yüksek kolesterol’ fantazisiyle insanlar yıllarca kandırıldı…

İşte bilim adına, bilim adamları kullanılarak yutturulan yüksek kolesterol-damar sertliği sahtekârlığı budur! Bu arada sadece saçmalık yutmadık, bolca da ilaç yuttuk…

Yani, çok önceden ön yargılı olarak yapılmış sözüm ona bilimsel çalışmalarda ‘kolesterol yüksekliği, yumurta ve kalp hastalıkları’ gibi çok mantıksız konularda bile istatistiksel olarak son derece anlamlı sonuçlar bulmanız, araştırma verilerini böyle aptalca elde etmişseniz hiç şaşırtıcı değildir! Fakat gerçekler ortaya çıktıkça bütün bunların, bugün olmasa da yarın çöpe gideceği de kesindir.

Şaşırmayın!

Bilimi ve modern bilimin tıp anlayışını sadece istatistiksel veriler, sadece akademik yayın sayısı olarak görürseniz, bu sonuç kesinlikle kaçınılmazdır…
‘Tek parametrelik (yüksek) kolesterol seviyeleriyle ateroskleroz arasındaki bağ ispatlanmıştır” diyen kardiyoloji uzmanları, hipotez ve teori kavramlarına, istatistiğin ne anlama geldiğine ve söz konusu kolesterol ile ilgili çalışmalarda istatistik verilerin nasıl elde edildiğine bence bir kez daha bakmalı ve yeniden düşünmeliler…

Yani bize göre bazıları yıllardır, ‘sözde kolesterol yüksekliği-kalp hastalıkları’ konusunda çok fena kandırıldılar, onbinlerce akademisyenle ilaç şirketleri dolaylı olarak alay etti. Çünkü kolesterol yüksekliği her şeyden önce fazla yapım, üretim sorunu değildi ki statin ilacı kolesterol düşürmek için kullanılsın! Yüksek kolesterolün fazla üretim sorunu olduğu[4] iddia edilerek insanlara boşu boşuna ilaç (statin) yutturdular…

Kolesterol sorununun, kanda kullanılmayan partikülden kaynaklandığını, biriken partiküller kullanılmadığı için kolesterolün yüksek olduğunu insanlara göstermek istemediler. Yani kolesterol yüksekliği fazla üretim sonucu ortaya çıkmıyordu, buna rağmen hücresel kolesterolün üretim ve sentezini (statinlerle) durdurdular ve bence çok ayıp ettiler!…

Şimdi ‘kraldan daha çok kralcı’ geçinenler gerçekten zor durumda, tutundukları yüksek kolesterol masalıyla ilgili bütün dallar tek tek kırılıyor. Yakında bu kırılan dallara ilaç şirketleri de dahil olacaklar. Fakat kırılan sadece dallar değil, insanlarımızın bilim adamlarına, akademisyenlere olan güvenleri de aynı konumda ve paramparça olmuş durumda, bu işin beni üzen tarafı da bu…

Şimdi en başa, dostumun gönderdiği araştırmaya tekrar dönebiliriz.

Hani söylemiştik ya, normal kolesterol düzeylerinde de insanlar ateroskleroza bağlı kalp krizi geçiriyorlar ama kolesterol ilacı satabilmek için bunlar istatistiksel çalışmaya dâhil edilmiyor ve böylece yüksek kolesterol istatistiksel araştırmalarda risk faktörü olarak karşımıza çıkıyor diye…

İlaç şirketleri kolesterolü normal olduğu halde kalp krizi geçiren grubun büyüklüğünü nasıl olduysa birden bire (?) fark edivermişler!… Yani sadece yüksek kolesterol değil, normal kolesterol düzeylerinde de kalp krizi geçirilebildiği anlaşılıvermiş birden bire.

Şimdi ilaç şirketleri, kolesterolü yüksek olmasa da kalp krizi geçiren bu insanlara illa ki kolesterol ilacı satmak için gizliden hazırlık yapıyorlar.

Yayının özeti şöyle: Efendim kalp krizi geçiren insanların yaklaşık yarısında kolesterol normal düzeylerdeymiş: Daha önce aklınız neredeydi, istatistik araştırmalara önceden bunları da ilave etseydiniz böylece kolesterol risk faktörü olarak karşımıza çıkmazdı değil mi?

Kolesterol düşürücü olarak kullanılan söz konusu statin, hCRP[5] (yüksek duyarlı CRP) düzeyini de düşürüyormuş![6] Bu nedenle kalp krizi geçiren ve kolesterolü yüksek olmayan, normal kolesterollü insanlarda hCRP yi düşürmek için bu statin ilacı kullanılmalıymış falan filan..
Pardon bu ilaçlar, kolesterolü yüksek olan insanlar için, kolesterol sentezini durdurduğu için piyasaya çıkmamış mıydı?

Dolaylı olarak ‘hem normal kolesterol düzeylerinde, hem de yüksek kolesterol düzeylerinde kalp krizi oluyor’ demekte biraz geç kalmadınız mı?

Ve biz her iki durumda da sizin ilaçlarınızı kullanacağız öyle mi?

Kolesterolüm yüksek ise kolesterol düşürücü statin kullanacağım!

Kolesterolüm normal ise yine kolesterol düşürücü statin kullanacağım!

Pardon, kolesterolü neden düşürüyorum ki?

Hiç kusura bakmayın!…

Alnımızda enayi yazmıyor!

Mevlüt Durmuş
Uzm. Biyolog
01 Aralık 2008

Kaynaklar ve Dipnotlar

  1. Ridker PM et al (2008). Rosuvastatin to Prevent Vascular Events in Men and Women with Elevated C-Reactive Protein. N Engl J Med 2008;359:2195-2207.
  2. Prof. Dr Ahmet Aydın başta olmak üzere, Prof. Dr. Rasim Küçükusta, Nöroloji uzmanı Dr. Güçlü Ildız, araştırmacı Serkan Yimsel gibi birçok insan, bu konudaki medyatik yazılarıyla kamuoyunu ‘kolesterol teorisindeki’ aksaklıklar konusunda uyarmaya çalışan bilim insanlarıdır. Endotel hasar hipotezine ait kamuoyuna yansımayan birçok akademik çalışmaya da erişmek mümkündür, fakat çoğu ‘kolesterol teorisi’ni eleştirmez ve reddetmez…
  3. M. Durmuş (2007). Manifesto: Çarmıha gerilen molekül ve modern bilimin kolesterol masalları. Platin yayınları. Ankara.
  4. Bkz, http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/ Bilimin çılgın yanılgısı: karaciğer fazla kolesterol üretir.
  5. Enfeksiyon ve enflamasyonların değerlendirilmesinde kullanılır. Özellikle bakteriyel enfeksiyon tanısında değerlidir. Yüksekliği son yıllarda koroner kalp hastalığı riskinin erken bir göstergesi olarak da değerlendirilmekte olsa da bize göre tek başına bunun için yeterli bir test değildir. Çünkü sahip olduğunuz birkaç sivilce bile söz konusu testi yüksek çıkartabilir.

 

Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin