Otizmi şimdi yen! : Açlık çeken beyinler

0
18

Otizm son yıllarda önü alınamayan salgın bir hastalık gibi hızla yayılıyor; tıpkı veba gibi. ABD’de her 150 çocuktan biri otistik. Sıklık iyi bilinmemekle birlikte otizm Türkiye’de de bir çığ gibi artmakta. Eğer gerekli tedbirleri almazsak, gelecek nesiller şimdikilerinden de çok tahrip olacak.

Maalesef hepsi olmasa da birçok çocuk psikiatristi ve nöroloji uzmanı otistik çocukların anne babalarına, otizmin bilinen bir nedeni olmadığını, hiçbir zaman düzelemeyeceğini söyleyip çocuklara çeşitli ilaçları vermekte ve onları bazı eğitim merkezlerine yönlendirmekteler. Verdikleri ilaçlar çoğu kez fayda sağlamamakta ve hatta zararlı olabilmektedir.

Tabii ki esas neden ortadan kaldırılmadığı için eğitimden de istenen yarar sağlanamamakta, yıllar süren çabalar anne-babaları bir taraftan maddi zarara uğratmakta diğer taraftan da umutsuzluğa sürüklemektedir.

Bu uzmanlar otizmin arttığını bile kabul etmemektedirler. Hatta bu uzmanlar aşının içindeki cıvanın (ki en tehlikeli ağır metallerin başında gelmektedir) bir zararının olmadığını bile söyleyecek kadar aymazlık içindeler.

Bereket ki son yıllarda yapılan araştırma ve uygulamalar, otizmin gizlerini hızla çözmeye başladı. Otizmi tedavi edilemeyecek bir hastalık olarak lanse eden klasik tıbbın gericileri (tıp dininin papazları !) ne kadar karşı çıksa da, ya da en hafif deyimi ile burun kıvırsa da artık otizmin bilimsel ve etkili bir tedavisi var. DAN Protokolü’nde (Defeat Autism Now, Otizmi Şimdi Yen!) ifadesini bu tedavi yöntemi son birkaç yıl içinde -henüz tam olgulaşmasa da- iyice gelişti ve olumlu sonuçlarını göstermeye başladı.

Bültenimizin bu sayısında yeni yayınlanan Otizmi Şimdi yen! : Açlık çeken beyinler adlı kitabın tanıtımını yapıyoruz. Kitap otizmin biyomedikal tedavilerinin temel ilkelerini (DAN protokolü) irdeliyor. Yayınladığımız giriş bölümü, kitap hakkında kaba da olsa bir fikir verecektir sizlere. Türkiyede ilk olan bu kitaptorunu da bir otistik çocuk olan Dr. Jaquelyn McCandless tarafından kaleme alınmış ve Yeşim Özkardeşler Şallı tarafından Türkçe’ye aktarılmış. Prestij Yayınlarından çıkan bu kitabı kaçırmayınız. Bu kitap otizmin biyomedikal tedavisine şiddetle karşı çıkan geniş bir hekim kitlesinin kismen de olsa inadını kırabilir.

Umut Mesajı

Açlık Çeken Beyinler”, çocukları için otizm ya da otistik spektrum bozukluğu (ASD) ile ilişkili herhangi başka bir hastalık tanısı konan aileler için bir umut mesajıdır. Eğer çocuğunuzun tanısı kısa süre önce konduysa ve tam ve uygun bir tıbbi bakım bulmaya çalışmanın çetrefil yolcuğuna henüz çıkıyorsanız, bu mesaj özellikle önemlidir.

Kitap ayrıca çocuğunda bir sorun olduğunu düşünen fakat doğru bir tanıya ulaşmanın yolunu bilmeyen aileler için de tasarlanmıştır. Henüz bilmiyorsanız Birinci Bölüm’de otizm salgınının tam ortasında olduğumuzu öğreneceksiniz. Birçok vakanın tanısı henüz konmamıştır.

Geleneksel tedavi modelleri, duyu bütünleşmesi, görsel ve işitsel eğitim ve davranış modifikasyonunu içermektedir. Bu tedavilerin hepsi önemlidir ve hali hazırda otizm literatüründde iyi bir şekilde tanımlanmışlardır. Bu kitap daha çok son zamanlarda gelişen ve otizm spektrumlu çok sayıda çocuğun sağlığında büyük gelişimler sağlayan biyomedikal tedaviler üzerinde odaklanmaktadır.

Otizm genellikle ilişki kuramama, sosyal iletişim yokluğu, göz kontağı kuramama, dil gelişiminde güçlükler ve “stimming” (öz-uyarım—organizmanın kendi kendine uyarıcı vermesi) olarak bilinen tekrarlayıcı davranışlar ile karakterize olan bir hastalıktır.

Bu hastalığın Asperger Sendromu, PDD (Pervasive Developmental Disorder—Yaygın Gelişim Bozukluğu ve ADD/ADHD ya da Dikkat Eksikliği/ Hiperaktivite Bozukluğu) gibi daha hafif formları da vardır. Hepsi aynı şekilde Otizm Spektrum Bozuklukları (ASD) olarak bilinir.

Benim bu kitaptaki ana tezim ASD’nin, otizm ile ilişkilendirdiğimiz bilişsel ve duygusal bozukluklara yol açan fizyolojik ve biyokimyasal bozukluklara dayalı kompleks bir sendrom olduğudur. Başka bir deyişle bunlar, doğru bir tanı ve altta yatan tıbbi hastalıkların tedavisi ile tıbbi, davranışsal ve bilişsel olarak büyük yardım görebilecek hasta çocuklardır.

Bu büyük bir buluştur ve klasik düşünceye bağlı hekimler tarafından benimsenmesi zordur. Geçmişte otizm ve otizm spektrumundaki (yelpazesindeki) diğer hastalıklar, “psikiyatrik” ve davranışsal bozukluklar olarak değerlendirilir ve yalnızca psikiyatrik ve davranışsal yaklaşımlar uygun tedaviler olarak görülürdü. Günümüzde bunların, zihinsel bozukluklardan ziyade tıbbi hastalıklar olduğu konusundaki anlayış güçlendikçe her çocuğun bireysel gereksinimlerine göre değişen tıbbi tedaviler için yeni yöntemler keşfediyor ve öğreniyoruz.

1996’da otizm tanısı konan bir çocuğun büyük annesi bir doktor olarak ASD tanısı ve tedavisinin geleneksel araçlarının yetersiz kaldığını gördüm. Genellikle geçerli ya da geleneksel temel tedavi protokolleri, ASD’nin iyileşme umudu olmayan genetik kusurların neden olduğun davranışsal hastalıklar olduğu konusundaki modası geçmiş inançtan kaynaklanmaktadır.

Yıllardır genetik model hiç değilse, uzun süre geçerliliğini koruyan otizme “buzdolabı anneler”in yol açtığı şeklindeki psikoanalitik inancın yerine geçmiş ve bu nedenle ilericiliği temsil etmiştir.

Bununla birlikte otizmin esasen genetik olduğu inancına dayanan tedavi protokolleri, selektif serotonin gerialım inhibitörleri (Prozac®, Zoloft® vb.) gibi ruhsal durumu kontrol eden ya da Risperidone (Risperdal®) gibi davranış kontrolü sağlayan ilaçlar ve davranış modifikasyonu ya da eğitim tedavisi dışında fazla bir şey önermemektedir.

Birçok geleneksel (statükocu) doktor ASD’nin genetik olduğu yönünde eğitildiği için, Down sendromu ya da Fragile X sendromu (Kırılgan X) gibi genetik bozukluklar için rutin şekilde tarama yapmakla birlikte ASD’li çocukları rahatsız eden mide bağırsak sistemi, bağışıklık sistemi ve enfeksiyonlarla ilişkili sorunlarda uygun laboratuar testleri bilmemekte ve istememektedir.

Bu hekimlerin çoğu ailelere, davranış modifikasyonunun sundukları dışında bilinen başka tedavi olmadığı söylenmektedir; hatta bazı aileler, vitaminlerin ya da diyetsel değişimlerin çocukları için bir yarar sağlayacağı konusunda kanıt olmadığı yönünde empatik olarak bilgilendirilmektedir.

Ben, katı klinik deneyime dayalı bu yargılara şiddetle karşı çıkıyorum. ASD (otizm ve alt grupları) için eski tanı ve tedavi yöntemleri yerine biyolojik yaklaşım giderek güçlenmektedir.

Şimdi birçok sağlık profesyoneli günümüzdeki ASD salgınının sonucu ailesinde otizm tanısı konmuş çocuk, torun, yeğen ya da başka bir yakına sahip olduğu için, bu önemli paradigma değişimini fark etmiştir. ASD’nin biyomedikal tedavilere gereksinim duyan ve bunlara yanıt veren biyomedikal bir hastalık tablosu olduğunun fark edilmesinde, “ailelerinde otizm” olan bu doktorların payı vardır.

Genel psikiyatri alanında uzun bir kariyerden sonra çalışmalarım temel olarak, çoğu otizm spektrumlu gelişimleri gecikmiş çocukların tedavisinde uzmanlaşmaya kaydı.Dikkat eksikliği (ADD) ve hiperaktivite (ADHD) bozukluklarını da aynı problemin daha hafif versiyonları olarak düşünüyorum.

Bu nedenle uyarıcılara ya da diğer reçeteli ilaçlara geçmeden önce; diyet, besinler ve bazen detoks protokolleri yoluyla gelişme sağlamayı hedefleyen ailelerin bu gruptaki çocuklarını da değerlendiriyorum. Torunuma ve diğer çocuklara yardım etmesi mümkün olabilecek her şeyi öğrenmeye çalışırken tıbbi literatürü taradım, tıbbi konferanslara, araştırma yapan internet gruplarına katıldım ve artan sayıda doktorun öncülüğünü yaptığı alternatif tedavileri inceledim.

Otizmi Şimdi Yen! (DAN!)

Araştırmalarımda yalnız olmadığımı öğrenmek rahatlatıcıydı. Bernard Rimland, PhD, William Shaw, PhD ve Karl Reichelt, MD, PhD gibi öncü araştırmacılar ve Sidney Baker, Michael Goldberg, Woody McGinnis, Amy Holmes, Stephanie Cave ve Jeff Bradstreet gibi öncü doktorların üzerimdeki etkisi büyük oldu. Klinik çalışmama, Victoria Beck, Sallie Bernard, Allison Plant ve Jim Adams gibi ebeveyn araştırmacıların yanı sıra bağımsız araştırmacılar Teresa Binstock ve Susan Owens önemli katkılarda bulundu.

Öğrenme yolunda karşılaştığım bu kişiler ve sayısız diğerleri, çeşitli derecelerde otizmi olan çocukların vücudun bir ya da bazen tüm major sistemlerini etkileyebilecek çok yönlü bozukluklara sahip olduğunu fark etmeme yardım ettiler. Bireyler arası değişim en tutarlı karakteristiktir. Diğer bir deyişle her çocuk eşsizdir. “Bir tedavi herkese uyar” düşüncesi bu çocuklara uygun değildir. ASD’li çocukları değerlendirirken dikkate alınması gereken bazı faktörler şunlardır:

Otistikler “doğuştan” mı yoksa normal bir periyodun ardından “gerilemiş” midir?

Alma düzeyi ve anlamlı konuşma ve öğrenme yeteneği dahil olmak üzere davranışsal ve bilişsel olarak düşük, orta ya da yüksek fonksiyon mu gösteriyorlar?

  • Laboratuar testleri sonucu ortaya çıkan biyokimyasal profilleri semptomlarla ilişkili midir?
  • Ailesel otoimmün bozukluklar–alerjik vb–öyküsü nedir?
  • Çocuğun kişisel davranışsal ve tıbbi öyküsü nedir?

Bu kategoriler tanı ve tedavi protokollerini hedeflemeye yardım eder. Diğerlerinin yanı sıra yukarıda adı geçen araştırmacıların ve doktorların çoğu, San Diego’daki Otizm Araştırma Enstitüsü yöneticisi Bernard Rimland, PhD, tarafından başlatılan Otizmi Şimdi Yen! (DAN!) adlı harekete katıldı. Bu hareket ile ilişkim nedeniyle gurur duyuyorum.

DAN üyeleri, otizm ve ASD’lerin temel olarak bu çocuklarda görülen davranışsal ve bilişsel bozuklukların fiziksel hastalıkların komplikasyonu olduğu inancıyla bağlıdırlar. Diğer bir deyişle, kırılgan X sendromundan kaynaklanan otizm gibi ender genetik vakalar dışında bunlar gerçek tıbbi sorunlara sahip fiziksel olarak hasta çocuklardır. Bu çocuklar fiziksel olarak hasta olduklarından iyileşme potansiyellerini artırmak için biyomedikal müdahaleler şarttır.

Klinik deneyimim, son araştırmalarla ve düzinelerce DAN hekiminin deneyimi ile kombine edildiğinde tanısal değerlendirmeler ve takip eden tedaviler için biyomedikal protokoller geliştirmeme yol açtı. Bunu geniş spektrumlu bir yaklaşım olarak düşünüyorum.

Hastalarım ve aileleri benim en büyük öğretmenlerimdir; pratiğimin başlıca dayanağı olmuş bazı tedavilere beni götüren, ebeveynlerin, duydukları yeni testlere ve tedavilere açık fikirli doktor arayışlarıdır.

Hemen hemen baktığım her çocukta bağışıklık bozuklukları, beslenme yetersizlikleri ve mide-bağırsak sorunları vardı. Ama yine de her ASD’li çocuğun, yalnızca (laboratuar sonuçlarının gösterdiği) biyomedikal profilleri açısından değil aynı zamanda çeşitli tedavilere verdikleri tepkiler açısından da ASD’li “emsalleri”nden çok farklı idi.

Otizmin temel tedavi modelinin değiştiği bir çağda, ailelerin yeni tıbbi modellereilgilerinin, gösterilen testlere (finansal olanakları varsayarak) istekliliklerinin ve önerilen tedavileri izleme yeteneklerinin farklı olması sürpriz değildir. Temel çizgi, protokolün her çocuk için aile bağlamında ve yaşadığı koşullarda kişiselleştirilmesi gerektiğidir.

Aileler Biyo-Medikal Müdahalelerden Ne Bekleyebilir?

Kendi deneyimlerim ile çok sayıda DAN doktorunun ve sağlık görevlisinin deneyiminden birçok ASD’li çocuğun davranışsal ve bilişsel semptomlarının uygun biyomedikal tedavilerle belirgin şekilde geliştirilebileceğini biliyorum. Bazen gelişme, çocuktaki ASD tanısını kaldırmaya yetecek kadar çarpıcıdır. Bu çok şaşırtıcı bir ifadedir bu yüzden açıklama yapmalı ve yanlış umutların yükselmesini önlemeliyim.

Her çocuğun tümüyle iyileşeceğinin sözünü vermiyorum. Her çocuğun büyük gelişme göstereceğine dair de söz vermiyorum. Benim umut mesajım, bu kitapta anlatılan tedavileri denediğinizde çocuğunuzun en azından bir miktar iyileşme olasılığının olduğu ve bazı ASD’li çocukların ise muhtemelen dikkat çekici şekilde gelişme göstereceği yönündedir.

Daha spesifik olarak:

Ebeveynler, çocuklarının ne kadar gelişeceğini çeşitli tanı ve tedavi protokollerini denemeden bilemez.

Bütün çocuklar büyük gelişmeler yaşamayacaktır. Bazılarında ise bu gerçekleşecektir. Çoğu aile, bir miktar gelişme görecektir. Bazı aileler gelişme görmeyecek ya da gelişme çok daha uzun zaman alacaktır.

Zaman zaman çocuk iyileşmeden önce daha kötüye gidebilir. Son zamanlarda tedavi sırasında gördüğümüz gerilemelerin çoğuna, mide-bağırsak patolojilerinin neden olduğunu görüyoruz ve yeni araştırmalar yapıyoruz. Bu patolojiler tanımlanır ve tedavi edilirse gelişme genellikle kaldığı yerden devam etmektedir.

Besin desteği üreticileri, çeşitli tedavilere yardım edecek yeni bağışıklık sistemi güçlendiricileri, daha iyi enzimler, diğer yaşamsal besinlerin daha iyi formlarını ve karışımlarını bulmaya çalışıyor.

Değerlendirme ne kadar erken yapılır, tedavi ne kadar erken başlarsa çocuğun gelişme olasılığı o kadar yüksektir.

Ne yazık ki, birçok pediyatr ve doktor, otizmi ve diğer ASD’leri tanıma konusunda deneyimli değildir. ASD’nin otistik formunun iyileşmez olduğu konusunda eğitildikleri için bazı doktorlar tanı koymaya korkmaktadır. Ayrıca bu çocuklar gerçekte oldukça hasta oldukları halde bazen ailelerin bana, “Fakat benim otistik çocuğum, diğer çocuklarım gibi hasta olmuyor!” demektedir.

Yaşamın ilk yılında tekrarlayan kulak enfeksiyonu olsa da, bu erken kalıbı oldukça güçlü bir bağışıklık dönemi izliyor gibi göründüğünü fark ettim. Bu, düşük dereceli kronik enfeksiyona karşılık olarak hiper-bağışıklık durumu nedeniyle olabilir.

Ayrıca ASD’li bir çocuğun yıllarca kronik ishal çekmesine ve kendi seçtiği ve patates kızartması, kola, cips gibi besleyici olmayan günlük sınırlı diyete rağmen görünüşte sağlıklı olması da şaşırtıcıdır. Sonuç olarak meşgul doktorlar, hızlı bir fiziksel muayeneden sonra çocuğun iyi göründüğünü ve sürekli ishalin “çocukluk ishali” olduğunu ve önünde sonunda geçeceğini söyleyebilmektedir.

Nörotipik bir çocukta böylesi açıklamalar gerçek olabilir. Bununla birlikte bir ASD çocuğu için bağırsak tedavisi ya da diyet değişimi yalnızca gerekli değildir gelişmeleri için de zorunluluktur. Benzer şekilde bir çocuk doktoru bir buçuk–iki yaşına kadar konuşmayan çocuğu yalnızca “geç konuşuyor” diye niteleyebilir. Bazı durumlarda bu doğru olabilir fakat benim tavsiyem, bir buçuk ya da iki yaşına kadar konuşmaya çalışmayan bir çocuğun, özellikle hemen göze çarpmasa da diğer davranışsal, mide-bağırsak sistemine ait, ya da bilişsel semptomlar varsa ASD açısından değerlendirilmesidir.

Etkili tedavi, çocuk büyüdükçe azalan altın bir fırsat olduğu için tanısal duyarlılığın bu düzeyde olması önemlidir. Bu, hem eğitimsel hem de biyo-medikal müdahaleler için geçerlidir. Eğer çocuğunuz kronik ishal ise geceleri sık sık uyanıyorsa, kendi seçtiği çok sınırlı bir diyeti izliyorsa ilk yıl, ya da anne sütü kesildiğinde tekrarlayan kulak enfeksiyonu ya da başka enfeksiyonlar yaşıyorsa, 18 ay civarında konuşmaya çalışmıyorsa, aşılara kötü reaksiyon göstermişse, diğer çocuklarla ilgilenmiyor görünüyorsa, diğer çocuklardan farklı olarak merak göstermiyorsa bir an önce ASD’den anlayan bir doktora gidin.

Ben ve diğer DAN doktorları, şu önemli prensibin izlenmesi gerektiğini düşünüyoruz: Eğer doktorunuz, “bekle ve gör” diyorsa ya da çocuğunuzun “diğerlerini yakalayacağını” söylüyorsa onun öğütlerini dinlemeyin! Eğer çocuğunuz normal bir gelişme periyodu geçirmiş ve sonra gerilemişse özellikle acele edin. Eğer çocuğunuz sayılan özelliklerden birini gösteriyorsa ya da hali hazırda otizm ya da ASD tanısı konduysa bu kitap size büyük yardım sağlayabilecek tedavileri arama konusunda rehberlik edecektir. Bununla birlikte laboratuar testlerini, reçeteli ilaçları içeren tanılar ve tedaviler elbette ki sağlık personelinin işbirliği ile yapılmalıdır.

Otizm Biyomedikal Tedavisine Kişisel ve Profesyonel İlgim

Torunum Chelsey için 1996 yılında 33 aylıkken otizm tanısı kondu. Kaliforniya’da yıllardır Amerikan Psikiyatri ve Nöroloji Kurulu’dan sertifika almış bir doktor olarak özel çalışıyordum. Duygusal/zihinsel hastalıklara psikoterapötik yaklaşımların yanı sıra biyolojik psikiyatriye ait tüm yeni çalışma ve ilaçları da yan yana getirmeye dikkat ediyordum.

1990’ların başlarında, yaşlanan beyne ve vücuda yardım etmek, genç ve sağlıklı kalmalarını sağlamak için doğal hormonların, vitaminlerin ve diğer besleyicilerin nasıl kullanılacağını öğrenmek için alternatif tıbbı araştırmaya başlamıştım. Bu araştırmalar kişisel olarak ve ASD’li çocuklarla çalışmamda bana yardımcı oldu.

Bununla birlikte Chelsey için tanı konduğu zaman otizm hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. 30 yıllık klinik pratiğimde bu tanının konduğu sadece birkaç kişi görmüştüm. Geçmişe baktığımda otizm hakkında korkunç derecede cahil olduğumu görüyorum. 1996’da Chelsey için yardım bulmak üzere yaptığım ilk araştırmamda fark ettim ki, Pediatri okumuş meslektaşlarım benden de az şey biliyordu. Düşündükleri Chelsey’nin çaresiz olduğu yönündeydi. Kendim tanıyı reddederek Chelsey’nin anne babasına üzüntüyle baktım. O zaman otizm hakkında ulaşılabilir çok az biyomedikal bilgi vardı, şimdi fark ediyorum ki etkili tedaviyi başlatmak için çok değerli zamanı boşa kaybetmişiz.

Aslında zamanın önemi bu kitabın yazılma nedenidir. Kitap, ailelerin, çocukları için etkili tedaviyi daha hızlı başlatabilmeleri konusunda yardım etmek üzere tasarlanmıştır.

Eğer anne babaysanız bu kitap, şimdi ulaşılabilir olan yeni tedavilerin rasyonel olduğunu anlamanıza yardım edecektir.

Eğer bir doktorsanız, bu kitap önce hangi test ve tedavileri başlatacağınız, hangi sırayı izleyeceğiniz hakkında karar vermenize yardım edecektir. Bu kitap ayrıca komplike ASD (otizm spektrum bozuklukları) ile ilişkili hastalıklarla ilgili şimdi konumuz dışında olan ek bilgiler için nereye gitmeniz gerektiği konusunda da bilgi sağlayacaktır.

Geniş açılı yaklaşımı kitap haline getirmemin bir diğer ana nedeni benim ve tanıdığım her otizm uzmanının bekleme listesinin, yeni tedavileri duymuş ve çocuklarına yardım etmenin yolunu bulmak için zor zamanlar geçiren endişeli ailelerle dolu olmasıdır. Bu kitabın aileleri, ASD’li çocuklar için yeni bir umut sunan bilgileri araştırmaları konusunda doktorlar ve sigorta şirketleri üzerindeki baskıyı artırma konusunda güçlendireceğini umuyorum.

Chelsey’nin tanısı konduğu zaman—ne yazık ki kimileri hâlâ inanıyor—otizmin iyileşmez olduğuna ve buna ebeveynlik vasıfları olmayan soğuk annelerin yol açtığına inanılıyordu.

Torunumun ve diğer ASD çocuklarının iyileşmez olduklarını asla kabul etmedim. Ayrıca şüphe götürmez şekilde biliyorum ki, Chelsey’nin annesi bir buzdolabı anne değildir.

Elizabeth, çok iyi gelişmiş, mutlu üç normal çocuğa daha sahiptir ve bütün çocuklarına karşı kendini adayan, sevecen bir ebeveyndir.

Son birkaç yılda ASD’ye sahip çocuğu olan yüzlerce ebeveynle karşılaştım ve onların çocuklarını yetiştirme konusunda nasıl bir meydan okuma içinde olduklarını etkilenerek izledim. Çocukları için mümkün olabilecek her türlü yardımı yapma konusundaki isteklilikleri ve dirençleri onların ne kadar sevecen ve ihtimamlı olduklarını göstermektedir.

Yıllar içinde Chelsey için birçok farklı terapi formu denedik, bazıları yararlı göründü çoğu işe yaramadı. Benim sevgili torunum, bu kitabın ilham kaynağı ve benim ilk ve en büyük mücadelem oldu.

Tanısı konduğunda yalnızca davranışsal terapinin çeşitli tiplerini biliyorduk. Tedaviye hemen başladık ve yıllarca ara vermeden devam ettik. Erken eğitimsel müdahale ve uygulanan davranışsal analizler odaklanmasına ve sözlü yeteneklerinin gelişmesine yardım etmekle birlikte ilişkisel olarak sorunlu kaldı ve kronik ishal ve çok sınırlı diyet izlemesi sürdü.

Bu çocuklarda süregen (müzmin) ishalin çok yaygın olduğunu ve çok iyi bilinmese de biyokimyalarının anormal olduğunu biliyorum. Beş yaş civarlarında (sıradan alerji testi bunu ortaya çıkarmasa da) onun için toksik olduğunu bildiğimiz bazı gıdaları çıkararak bir diyet oluşturduk. Sonuçlar çarpıcıydı, ilk kez bağırsak fonksiyonları normalleşmeye başladı. Bu ders bana, tedavinin başlarında besin alerjisinin (aşırı duyarlılığını) farkına varmanın ve yiyecek alerjilerini test etmenin önemini öğretti.

Chelsey’e beş yaşına gelene kadar, şu an uyguladığım ama o zaman iyi bilinmeyen biyomedikal ve detoks tedavi protokolleri uygulanamadığından şimdi küçük hastalarımda gördüğüm oldukça çarpıcı iyileşmelerden yararlanamadı.

Ne yazık ki büyük çocuklarda, biyokimyasal anormallikler ve toksik koşullar, hücresel fonksiyonlarının bir parçası haline geldiği ve bu nedenle değiştirmek zorlaştığı için biyomedikal gelişme daha uzun sürebilir ve tam olarak sağlanamayabilir. Her ne kadar iyileşme süreci küçük hastalarımdan daha yavaş olsa da hızla gelişen bu alanda yeni keşifleri dört gözle bekleyeceğim .

Daha önce sözünü ettiğim “altın fırsat penceresi” genellikle 18 ay ile 5 yaş arasıdır. Bu yaşlar tedaviye başlamak için en uygun zaman olsa da bu durum daha büyük çocukların tedaviden hiç yararlanamayacağı anlamına gelmez. Hatta yetişkin otistiklere dahi, (bazılarına daha fazla olmak üzere) yardım edilebilir. Her ASD hastası biyomedikal tedavilerden değişken olsa da yararlanabilir. Asla çok geç değildir.

Biz DAN doktorları, bu çocukların bağışıklık sistemleri iyi gelişmediği için çeşitli toksinler ya da patojenler ile erken (anne karnındayken ya da doğduktan sonra) hasara uğradığını, bu hasarın da nörobilişsel eksiklikler ve davranışsal zorluklarla sonuçlanan bir dizi biyokimyasal olayı başlattığını düşünmekteyiz.

Birçok otistik çocukta genetik bir yatkınlık olsa da, son yıllarda iyice artan kanıtlar, aşılarda kullanılan toksik cıva bazlı koruyucunun (timerosal), bu hassas, kırılgan çocuklar için bir “tetikleyici” olduğunu ileri sürmektedir; özellikle 1991’den beri Hepatit B aşıları her yeni doğana zorunlu olarak uygulandığını unutmamak gerekir.

Birçok otizm uzmanının ve ailenin paylaştığı, şimdiki regresif otizm salgınının bu zorunlulukla birlikte başladığı inancına katılıyorum. İstatistikler, MMR (Kızamık, kabakulak ve kızamıkçık) aşısının zorunlu hale getirildiği (kendisi cıva içermemekle birlikte) 1988 yılında vakalarda giderek artan bir yükseliş olduğunu göstermektedir; kitabın diğer bölümlerinde MMR ile ilgili son bulguları tartışacağım.

Bununla birlikte asıl artış yeni doğanlara birkaç saat içinde Hepatit B aşısı yapılmaya başlandığı 1991 yılında başladı. Toksinlerle verilen erken hasar—genetik duyarlık ve alerjiler, hastalıklar ve tekrarlayan antibiyotik kullanımı ile birlikte—zayıflatılmış bağışıklık sistemi ve iltihaplanmış bağırsak sistemi ile başlayan problemler yumağına neden olan faktörler arasındadır.

Zayıflatılmış bir bağışıklık sistemi, bakteriyel ve viral enfeksiyonlara, antibiyotiklerin fazla kullanımı, bağırsaklarda mantar, bağırsak iltihaplanması ve bozuk beslenmeye kapı açar. Sık sık görülen “Leaky gut (sızıntılı bağırsak)” sendromu ve etkileri toksinlerin beyin dahil bütün vücutta yayılmasını sağlar.

Olasılıkların bu kompleks senaryosu, aşı ile ilişkili cıva, virüsler ya da diğer toksinler, çocuğun kendi fazla çalışan bağışıklık unsurlarının (otoimmün hastalık) yanı sıra nöronlara saldırabilir ve böylece sinapsik gelişmesine ve sinir sinyallerine müdahale eder. Çocuktan çocuğa değişen şekilde bu faktörler beynin yetersiz beslenmesini ve ASD çocuklarının karakteristiği olan bilişsel bozukluğu yaratmak için kombine olabilir.

Kitabın Tanımlaması

Ailelerin, çeşitli tedavilerin arkasındaki mantığı anlamalarına yardım etmek için Birinci Bölüm’de ASD’nin olası nedenleri hakkındaki modeller üzerinde daha fazla açıklama yapacağım.

İkinci Bölüm’de hemen hemen bütün ASD çocuklarında ortak bir payda olan beslenme eksikliğini tartışacağım ve mide-bağırsak sisteminin önemini vurgulayarak bağışıklık sistemi ile ilişkisini anlatacağım.

Toksinlerin birikimi özellikle ağır metaller ve “otizm/aşı” tartışması Üçüncü Bölüm’de Bozuk Detoksikasyon, Toksik Birikim ve Politikalar bölümünde uzun uzadıya tartışılacak.

Dördüncü Bölüm tanısal değerlenmelere ayrılmıştır, rehber tedaviye ve gelişimini izlemeye yardım eden laboratuar testleri, tanımları ile birlikte yer almaktadır.

Beşinci Bölüm’den başlayarak Sekizinci Bölüm dahil, ASD için benim kendi pratiğimde kullandığım Biyomedikal Tedaviler betimleniyor. Bu bölümler, Gastrointestinal İyileşme, Açlık Çeken Beyinleri Beslemek ve Kelasyon Terapisi (Toksinleri Uzaklaştırma)—DAN protokolüne dayalı—ve Bağışıklık, Otoimmün ve Virüsler’i kapsamaktadır.

Dokuzuncu Bölüm’de meslektaşım Teresa Binstock’a, bu yeni ve hızla gelişen alanda başı çekecek tanı ve tedavileri tasavvur etmek üzere bana katılmasını rica ettim. Bu bölüm aynı zamanda bu kitapta vurgulanan tanı ve tedavi yaklaşımının kısa bir özetini de içermektedir. Onuncu Bölüm’de, bu zamanda dünyaya gelen bu kadar çok özel çocuğun kültürel önemine değinmesi için matematikçi, yazar ve ileri görüşlü eğitmen (ve kocam) Jack Zimmerman’ı, PhD, davet ettim. ASD salgınının; aile dinamikleri, tıp ve onları ve kendimizi iyileştirmeyi öğrenirken getirdikleri mesajı duymanın önemi üzerine durdu.

Ek A, doktorlara açık bir mektuptur: “Pediatrlara ve Aile Hekimlerine Çağrı”, doktorlara, daha önce iyileşmez olduğu düşünülen bir hastalık için umut dolu yeni terapileri öğrenmek üzere kendilerini açmaları konusunda bir istektir. Ailelerin bir kopyayı doktorlarına göndereceklerini umuyorum.

Ek B, Teresa Binstock’un önsözünü yazdığını, Sallie Bernard, Albert Enayati, Heidi Roger, Lyn Redwood ve Teresa Binstock tarafından kaleme alınan ünlü “otizm/cıva tezi“nin alternatif versiyonunu içermektedir. Bu, yeni doğanların aşılarından timerosal’ın çıkartılmasına yol açan bir tezdir, buraya izin ile alınmıştır.

Ek C, otizm tedavisinin geleceği üzerine Teresa Binstock tarafından yazılmış bir makaledir.

EK D, Jack Zimmerman’ın ASD salgınının kültürel önemini vurgulayan tartışmasının, eğitim ve çevre üzerine bir devamıdır.

Özelte, Açlık Çeken Beyinler

Ailelerin, çocuklarının nasıl kronik şekilde hasta olabileceğini ve biyomedikal müdahalenin nasıl yardım edebileceğini anlamasına yardım eder.

Ailelerin ve doktorların en iyi tedavi serisini seçmeleri için önemli bilgiyi sağlayan tanısal araçları tanımlar.

Bu kitap tedavi yöntemlerini açıklar ve laboratuar testleri başlamadan önce dahi ailelerin ya da sağlık görevlilerinin başlatabileceği güvenli ve etkili tedavi seçeneklerini gösterir. ASD’li çocukları tedavi edecek eğitimli bir doktor bulmada sıkıntı çeken aileler için bu önemlidir. Çünkü otizm için biyo-medikal tedavisi henüz çok yenidir.

Birçok doktor bu tedavileri şimdiye kadar duymamış ya da öğrenmemiştir. Bununla birlikte şimdi tedaviye ihtiyaç duyan çok sayıda çocuğa ASD tanısı konması nedeniyle artan sayıda doktor bu modelleri öğrenmek için zaman harcamaya başlamıştır. Ailelerin konuya gittikçe sahip çıkmaları bu süreci hızlandırmaktadır.

Aileleri, çocuklarının iyi bir tıbbi bakım (eğitim alanında yaptıkları gibi) almasını savunmak için ve ihtiyaç duydukları bakımı elde edebilmelerine yardım edecek bir sigorta reformu için mücadele etmeleri konusunda cesaretlendirir ve esin verir. Yerel olarak ve enternet aracılığıyla destek gruplarına katılmak özel ihtiyaçları olan bir çocuğu sevmenin ve ona ihtimam göstermenin anlamını bilen diğer ailelerle yüksek informatif iletişim ve teselli sağlar.

 

Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin