Okul Öncesi Çocuklarda Egzersizin Önemi: BIRAKIN OYNASINLAR!

0
10
Running happy children in green field during summer time

Büyüklerimiz çok doğru söylemiş; ağaç yas iken eğilir diye. Günümüz teknolojisinin insanoğlunun bedensel hareketlerini her geçen gün daha bir kısıtladığı yüzyılımızda okul öncesi küçük bedenlerin fırsat bulundukça egzersiz yapması, o bedenlerin ileriki yaşlarda daha kuvvetli ve sağlıklı olabilmesini sağlamaktadır.

Bu yazıda, Yazarımız Egzersiz Terapisti Serkan Yimsel, özellikle okul öncesi çağlarda yapılacak fiziksel aktivitelerin yararları ve ne tür aktivitelerin yapılması gerektiğinden bahsedilecektir.

BIRAKIN OYNASINLAR!
Okul Öncesi Çocuklarda Egzersizin Önemi

Çocukların gelişme sürecinin, yani neyi ne zaman yapabileceklerinin ye da kavrayabileceklerinin öğrenilmesi, sadece güvenli bir egzersiz ortamının oluşturulabilmesi için değil, günümüz eğitim sistemindeki boşlukların giderilebilmesi için de büyük önem taşımaktadır.

Biz büyükler (ve günümüz eğitim sistemi), tabii ki bir büyük gibi düşündüğümüz için çocuklarımızın zeka seviyesini okuma, yazma, yeni bir lisan öğrenme ye da aritmetik beceri gibi modern bilimin gerektirdiği unsurlara göre ölçmekteyiz. Bu unsurlar elbette bir çocuğun eğitiminde gereklidir. Ancak bilim adamları, özellikle okul öncesi çocuklarda bedensel aktivitelerin ve yaratıcılığın kullanıldığı oyunların, onların başarısında en az modern bilimin unsurları kadar önem taşıdığına kanaat getirmektedirler.

Her birey, kendine has bir sisteme ve hıza bağlı olarak gelişir. O nedenle insanoğlunun yaşam sürecini kesin sınırlara bölerek genellemelere gitmek her zaman doğru sonuçlar vermeyebilir. Ancak bu yazıda vereceğimiz bilgiler, sizlere bir fikir vermesi açısından yararlı olacaktır.

Gebelik ile ilk 15 ay arasındaki sürede birey temel hayatı, idame güdüleri olan yiyecek, barınak ve güvenlik duygularını öğrenir ve geliştirir. Bununla birlikte hareket ve denge hissi, diğer bütün 5 duyuya göre ilk gelişen histir.

Smart Moves’ (akıllı hareketler) kitabinin yazarı profesör Hannaford’a göre gebelik sonrasındaki ilk 5 ayda bebek daha 5 duyusunu tam olarak geliştirmeden yer çekimi ile bahsedebilecek ve fiziki çevreyi tanıyabilecek hislerini geliştirmektedir. Yaklaşık bir yaşına geldiğinde bebek sırasıyla sürünme, dik oturabilme, emekleme, yerden kalkma, yürüme ve hatta koşabilme becerilerini kazanmış olur.

Hareket hissinin, duyma, dokunma, koklama, tat alma ve görme hislerinden önce gelişmiş olması, fiziksel aktivitenin ve beden kuvvetinin biz insanların hayatında ne kadar önem taşıdığına bir işaret değil midir?

Dünyaca ünlü bilim adamı Albert Einstein’in söylediği şu ünlü söz, yukarıda verdiğimiz temayı doğrulamaktadır: Öğrenmek, tecrübe etmek demektir. Tecrübe haricindeki hersey, sadece bilgiden ibarettir.

Einstein’ın burada demek istediği, öğrenmenin görmek, işitmek ye da okumak gibi sadece zihin jimnastiği kullanılarak yapılan işlemlerden ibaret olmadığı, bireylerin fiziksel olarak deneyerek ve yaratıcılık kullanarak geliştirdikleri işlemlerin de önemli olduğudur. Nitekim görme duyusunun sadece %10’unun gözlerde oluştuğunu, diğer %90’lık kısmın dokunma ve hareket güdülerini gerektirdiğini belirten doktor Hannaford, bir cismi ilk defa gören bir bebeğin o cismi gözleriyle incelemek yerine hemen ona doğru kollarını uzatarak dokunmaya ve onunla oynamaya çalışmasını böyle açıklamaktadır.

Bebeğin gelişimi esnasında onun bedenini kullanmasını gerektiren doğal hareketlerinin kısıtlanmaması çok önemlidir. Doğumdan sonraki fiziksel gelişmede ilk adım, omurga ve boyun kaslarının kuvvetlenmesidir. Böylece bebek basını kaldırabilecek ve çeşitli doğrultulara doğru çevirerek görme duyusunu geliştirecektir.

Ancak doktor Hannaford’a göre 45 derece eğimli bebek arabalarına uzun süreler oturtulan ve dolayısıyla boyun ve omurga kaslarını çalıştırma gereği duymadan etrafa bakan bebeklerde ilerde görme duyusunun tam gelişmesi sağlanamamaktadır. O nedenle bebeklerin genellikle yatay düzlem üzerinde yer çekimine karşı kendi kaslarını kullanarak mücadele etmesi ve bu kaslarını kullanması çok önemlidir.

Bebeğin boyun ve omurga kasları kuvvetlendikten sonra onun fiziksel gelişmesinde sırasıyla sürünme ve emekleme basamakları gelir. Özellikle emekleme aşaması bebeğin gelişiminde çok önemlidir ve bebeğin daha erken yürümesi için yürümeye yardımcı olan aletler ile geciktirilmeye çalışılmamalıdır.

Doktor Hannaford araştırmalarında göstermiştir ki emekleme hareketi, beynin iki yarıküresi arasındaki iletişimi güçlendiren sinir yollarının gelişimini sağlamaktadır. Böylece vücudun her iki tarafı ayni anda çalışabilmekte ve bebeğin yası ileledikçe onun öğrenme hızı artmaktadır.

Bebeklerin egzersizlerinin ana hatlarıyla ilgili olarak uzmanlar, etrafı ve cisimleri keşfetmeye çalışmanın en güzel başlangıç olduğunu söylemektedirler. O nedenle bebeklerinize onların uzanabilecekleri, kaldırabilecekleri ve tutup fırlatabilecekleri oyuncaklarla dolu ve güvenli bir oda ayırmanız çok önemlidir.

Onların boyuna uygun tutunup vücut ağırlıklarını çekerek kalkabilecekleri tahta barlar güzel bir alternatif olabilir. Onların ellerinden tutarak da bu çekme egzersizini çalıştırabilirsiniz. Sık sık onları yüzükoyun yere bırakarak etrafı keşfetmeleri için boyun ve üst omurga kaslarını kullanarak yer çekimine karşı mücadele etmelerini sağlayınız. Yalnız bu pozisyonda çok uzun süre kalmamalı ve özellikle uykuya dalmamalı.

Merdivenlerin başlangıcına giden yolları bloke ediniz ve kırılabilecek ye da çektiklerinde üzerlerine düşebilecek cisimleri (sehpa, tabure vs) ortamdan uzaklaştırınız.

On beşinci aydan 3 bucuk yasına kadar olan donem içerisinde bireyler; kendilerini ve çevrelerindeki insanları tanımayı, kendi duygularını, lisanı ve yaratıcılığı öğrenirler. Ayrıca hafızanın ve sosyal ilişkilerin geliştiği dönem de bu dönemdir. Doktor Hannaford’a göre öğrenmenin ve yaratıcılığın büyük bir kısmının geliştiği bu dönem bol bol oyun oynamayı gerektirir.

Özellikle çocukların kendi yaratıcılıklarını kullanarak ve birbirleriyle etkileşerek oyun esnasında öğrenmesinin, en hızlı ve etkili öğrenme yolu olduğunu belirten Hannaford, ne yazık ki günümüzde oyun imkanlarının çok kısıtlandığına işaret etmektedir. Bir zamanlar tarlalarda bahçelerde hayal güçlerini kullanarak ve ağaç dalları, ipler, karton kutular ye da eski giysiler kullanarak Kızılderili-kovboy oyunları, evcilik oyunları ye da uçak pilotluğu oyunları oynayan çocuklarımız, buğun elektronik oyuncaklar, bilgisayar oyunları ve televizyon ile meşgul durumdadır.

Televizyon ve bilgisayar oyunları, sadece hareketi azalttığı ve güneş ışığından faydalanmayı engellediği için değil, ayrıca hayal gücünü ve yaratıcılığı yok ettiği için de çocuklarımız için zararlıdır. Öğrenme işi deneyim ve komünikasyon yolu ile olur, bir ekrandan hızla gelip gecen binlerce resim ile değil. Bu nedenle televizyon yolu ile öğrenmenin doğal ye da sağlıklı olmadığını vurgulayan Hannaford, günde 6 ye da daha fazla saat televizyon seyreden çocuklarda, hiç seyretmeyen ye da çok az seyreden çocuklara göre daha düşük IQ seviyelerinin tespit edildiğini göstermektedir. Doktor Hannaford’un da dahil olduğu bir çok araştırmacı, çocukların en az 8 yaşına gelene kadar onlara televizyonun yasak edilmesi, bunun yerine onların sık sık dışarıda, kendi oyuncaklarını kendileri yaratarak oynayacakları oyunlara teşvik edilmesi gerektiğini belirtmektedir.

Fiziksel aktivitenin zihinsel gelişime ve öğrenmeye olan etkisi özellikle son yıllarda yapılan araştırmalardan sonra daha bir açıklık kazanmıştır. Öyle ki koordinasyonu gerektiren kas aktiviteleri, bireylerde sinir hücrelerinin büyümesini sağladığı gibi, sinir bağlantılarının miktarını da arttırmaktadır. Kanada’da yapılan ve yaklaşık 500 öğrencinin katıldığı bir araştırmada günde yaklaşık 1 saat beden eğitimi dersine giren öğrenci kısmi, hiç bir fiziksel aktivitede bulunmayan öğrenci kısmına göre sınavlarında daha başarılı olmuşlardır. Ayni şekilde Amerika’nın Illinois eyaletinde bir okulda yapılan araştırmada zihinsel uyarı testleri sonucu fiziksel aktivitelere sık katılan çocukların diğerlerine oranla daha fazla uyarıyı algılayabildikleri ve cevap sürelerinin daha kısa olduğu bulunmuştur.

Beden eğitiminin çocuk fiziksel gelişimine sağladığı en büyük faydalardan birisi, hiç kuskusuz kuvvetli bir kemik dokusunun kazanılmasıdır.

Nedense kemik dokusunun kazanılmasından bahsedildiğinde ebeveynlerin ilk aklına gelen süt içimektir. Halbuki yapılan araştırmalar göstermiştir süt içme ile kemik dokusunun gelişimi arasında oldukça zayıf bir bağlantı bulunmaktadır.

Araştırmacılar, yerçekimine karşı yapılan ve genç kemiklerde dikey yük oluşturan egzersizlerin (yürüme, çömelip kalma, sıçrama, ip atlama vs.) kemik gelişimine en çok yarar sağlayan unsurlar olduğunu belirtmektedirler.

On besinci ay ile 3 buçuk yas arası dönemde yapılacak aktivitelerle ilgili ana hatlar kısaca şöyledir; en az 30 dakika planlı aktivite ve en az 1 saat kadar da serbest oyun imkanı sağlanmalıdır. İçerde yapılan aktivitelere olduğu kadar dışarda ve doğada yapılan aktivitelere de yer verilmelidir. Çünkü bu çocukların doğayı keşfedebilmeleri için gereklidir.

Planlı aktivitelerden kastımız, anne ye da baba gibi bir gözcü ve katılımcı esliğinde kontrol edilen aktivitelerdir. Bu aktivitelere örnek olarak çocuk parkında oynamak, top ve futbol oyunları, hayvan yürüyüşlerinin taklitleri ve dans gösterilebilir.

Serbest oyun içinse küçüğün el-göz koordinasyonunu geliştirecek küplerle ev kurma veya bir oyuncak yer süpürgesini çekip itme aktiviteleri yapılabilir. Bu dönemdeki çocukların 1 saatten fazla hareketsiz kalmaması sağlanmalıdır (televizyon, video oyunları, bebek arabasında ye da bebek sandalyesinde statik oturmalar).

Özellikle ev içerisinde, çimenlerde ye da sahil kumu üzerinde küçük ayakların kuvvetlenmesi için sık sık ayakkabıların çıkartılması ve yalın ayak ile yürünmesi tavsiye edilir.

Sokakta ye da asfalt üzerinde tabii ki ayakkabı giyilmelidir. Yürüyüş ayakkabılarının yumuşak ve bükülebilir olması, ayağa tam oturması ve ayak bileğinin tam hareketine izin vermesi, ayakkabı konusunda dikkat edilmesi gereken hususların basında gelir.

Çocuk parkında yapılan oynamalarda mekanın güvenliği esastır. Parktaki aletlerin çocuğun yasına uygun olması gerekir. Özellikle yeni parklarda hangi yasa göre dizayn edildiği ilan edilmektedir. Zemin yumuşak bir zemin olmalıdır, rendelenmiş kauçuk, yonga ya da kum zeminler, beton ya da asfalt zeminlere göre daha güvenlidir.

Bu zemin üzerinde kırık cam parçaları, yerden çıkıntı yapan ve küçük ayakların takılabileceği ağaç kökleri ye da metal boru uçları bulunmamalıdır. Tırmanma demirleri 1 buçuk-2 metrenin üzerinde olmamalıdır, unutulmamalıdır ki zemin ne kadar yumuşak olursa olsun 3 bucuk metrenin üzerindeki düşmeyi hiç bir zemin yapısı kontrol edemez. Salıncak ve diğer benzeri geniş hareket alanı olan aletler, diğer aletlerden uzak bir bos alana inşa edilmiş olmalıdır, çünkü kimse çocuklarının başka bir alete doğru yürürken hızla hareket eden bir salıncak tarafından hedef alınmasını istemez.

3 buçuk yaş ile 6 yaşları arasında çocuklar kişisel imaj, iç güdü, hareket ve ritim duyuları ile düşünce bütünlüğünü geliştirirler. Ana okulu yasları olarak da bilinen bu yaslarda çocuklar önemli bir evre atlatmaktadırlar çünkü ebeveynlerine daha az bağlı bir duruma gelmektedirler.

Aile konuşmalarında ye da yemek hazırlama gibi islerde daha katılımcı durumdadırlar. öğrenme iç güdüsünün gelişmesiyle birlikte dünyayı tanıma ilerlemiştir ve bu yaslarda çocuk sürekli soru sormaya baslar. Ufak tefek islerde kendisine güvenilmesini ve o isi kendisinin yapmasını ister, o nedenle ebeveynlerin baliği ona hazır vermesi yerine, nasıl balık tutulacağının öğretilmesi daha doğru olacaktır.

Fiziksel aktivite, tıpkı bir önceki yaş gurubunda olduğu gibi bu yas gurubunda da oldukça önemlidir; çünkü anaokulu yaslarında çocuklarda bitmek bilmeyen bir enerji yoğunluğu bulunmaktadır. Bu yaşlarda çocukların sadece aile içinde ye da kendi başlarına oynamalarından ziyade, oyun alanlarında diğer çocuklarla oynamaya teşvik edilmeleri, paylaşma duyularının gelişmesi için gereklidir.

Günde en azından 1 saatlik planlı aktivite ve de 2 saatlik serbest oyun zamanının ayrılması dikkate alınmalıdır. Doktor Hannaford’a göre günümüz modern eğitim sisteminin hatalarından biri, çocukların çok erken yaslarda okula başlamaları ve ders süresi boyunca (40 dakika ila 1 saat arası) onların pür dikkat bir yazı tahtasına odaklanmalarıdır.

İnsan göz yapısının 9 yasından evvel tamamen gelişmediğine dikkati çeken Hannaford, erken yaslardaki çocukların uzun süreler sabit olarak bir resme, yazıya ya da televizyon programına bakmalarının ilerde miyopluk sorununu yaratabileceğini vurgulamaktadır.

1
2
Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin