Sağlık ticari ağa düşmesin

0
17

Sağlık hizmetleri arka arkaya çıkan yönetmeliklerle ‘liberalize‘ ediliyor. Hekimlik büyük ölçüde ticari ilişkiler ağının basit bir parçası haline getirilerek etik sorunlarının yayılmasına yol açılıyor……

05/11/2003 tarihinde Radikal II’de çıkan bu önemli yazı Prof. Dr. Şükrü Hatun tarafından kaleme alındı.

Kimse farkında mı bilmiyorum üniversite, türban ve Irak’a asker gönderme tartışmaları sürerken ülkemizdeki sağlık hizmetleri arka arkaya çıkarılan yönetmelikler -evet yanlış duymadınız yönetmeliklerle- hızla ‘liberalize’ oluyor ve hekimlik büyük ölçüde ticari ilişkiler ağının basit bir parçası haline getiriliyor.

Bu liberalizasyonun öbür yüzünde ise en basit kan tetkikinden, ultramodern tıp gereçlerine kadar büyük ölçüde dışa bağımlı sağlık sektörünün sömürü aracı haline gelmesi gerçeği bulunuyor.

Türkiye’nin yeni hükümetinin özellikle sosyal politikalar bakımından Turgut Özal döneminden daha acımasız ve en az bir o kadar da göz boyayıcı olduğu anlaşılıyor. Bunun en tipik örneği yakın zamanda uygulanmaya başlanan ve devlet memurlarının özel sağlık kurumlarına başvurmasına ‘imkân veren’ yönetmelik değişliği ile yaşanıyor.

Yeni uygulama

Yeni uygulamaya göre devlet memurları kendi kurumlarından aldıkları sevk kâğıtları ile birinci basmak sağlık hizmeti verdiği öngörülen, oysa yalnızca tedavi edici hekimlik uygulaması yapan özel polikliniklere de başvurabiliyor. Devlet bu durumda ilgili polikliniğe Sağlık Bakanlığı hastanelerindeki fiyat tarifesi üzerinden ödeme yapıyor yani muayene parası olarak 2 milyon lira veriyor.

Esas hikâye ise bundan sonra başlıyor, çünkü özel poliklinikler şu anda 40-50 milyon olan muayene parasının geri kalanını hastadan alıp almamaya kendileri karar veriyor ve birçok poliklinik düşük ücretle muayene yolunu seçiyor.

Peki bu durumda kızılacak ne var diyebilirsiniz ama düşük ücretle hasta bakan polikliniklerin kâr etmek için muayene dışındaki hizmet kalemlerine yükleneceklerini ve dolayısıyla hastaların başta tıbbi tetkikler olmak üzere gereksiz tıbbi girişimlere maruz kalacağını ve bir süre sonra da hastanın cebinden alınan paranın giderek kabaracağını (tetkik ücretleri de benzer şekilde belirleniyor) tahmin etmek zor olmasa gerek.

Hikâyeye devam edersek özel polikliniklerde bakılan hasta bir uzmanlık dalının adı yazılarak özel hastaneler dahil bir üst sağlık kurumuna sevk edilebilecek.

Bu durumda da özel polikliniklerin sevk sırasında kamu kurumlarını tercih etmeyeceği açık. Sonuçta bütün toplum onca yıldır haklı haksız kötülenen kamu sağlık kurumları ve insanlara temel sağlık hizmeti sunmaya çalışan sağlık ocakları yerine şık mekânlarda sağlık ticareti yapan kuruluşlara yönlendirilmiş oluyor.

Eğer hâlâ ‘Bütün bunlarda ne var’ diyorsanız, ben size geçen haftalarda yapılan ve hekimlik uygulamalarını soruşturan Tabip Odası Onur Kurulları toplantısında yapılan konuşmaları özetlemek ve ondan sonra bir iki söz söylemek isterim.

‘Onur’a yabancılaşmak

Söz konusu toplantı, Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu üyesi Prof. Dr. Bahar Gökler’in hekimlik ve onur kavramlarına yaklaşan, ‘İnsanlar hangi koşullarda daha onurlu yaşarlar?‘ sorusuna cevap aradığı konuşması ile başladı. Prof. Bahar Gökler, ülkemiz sağlık ortamının çok para kazanmayı, üniversitede iyi gelir getirmeyi, uzman hekim olmayı, sağlık hizmeti satmayı ve en önemlisi hastaya müşteri gözüyle bakmayı özendirerek giderek onur kavramına yabancılaştığının altını çizdi.

Başta Antakya Tabip Odası Başkanı Dr. Mehmet Ali Edipoğlu olmak üzere Tabipler Odası yetkililerinin konuşmaları ise ülkemiz tıp ortamının bir kaos ile karşı karşıya olduğunu gösteren ifadelerle doluydu.

Artan sorunlar

Tabip Odası Onur Kurulları ve Yüksek Onur Kurulu’na gelen dosyalardan elde edilen bilgilere göre, aşağıda sıralanan türden etik dışı davranışların giderek arttığı, artışın son beş yılda belirgin olduğu anlaşılıyordu:

  • Hatalı meslek uygulaması,
  • Çıkar sağlamak için gereksiz teknoloji kullanımı,
  • Kamu kurumlarında hizmet sunumu için ek ücret talebi ve aracı kullanımı,
  • Şarlatanlık,
  • Hasta mahremiyetine saygı göstermeme, l Özel sağlık kurumlarının haksız rekabet yaratması ve yüksek bütçeli reklam kampanyaları düzenlemesi,
  • Daha fazla hasta çekmek için tıptaki ilerlemelerin abartılı bir şekilde kamuoyuna yansıtılması ve bu şekilde hastaların özel sağlık kurumlarına yönlendirilmeye çalışılması,
  • Meslek örgütlerine ve diğer sağlık çalışanlarına etik dışı davranış,
  • Birden fazla yerde serbest hekimlik yapmak,
  • İşkence ve kötü muameleye göz yummak,
  • Organ ticaretine aracılık etmek,
  • Sahte reçete yazma, sahte sağlık kurulu raporu düzenleme gibi yöntemlerle çıkar sağlamak,
  • Donanımı yetersiz sağlık kurumlarında tıbbi girişimde bulunarak hastaya zarar vermek,
  • Hastaların çaresizliğini daha fazla para kazanmak için kullanmak,
  • Ismarlama haberler yoluyla ‘örtülü reklam’ yapmak,
  • Televizyon reklamlarına çıkarak tıbbın otoritesini ticaret için kullanmak,
  • İlaç endüstrisi ile organize çıkar birliği içinde olmak ve promosyona bağımlı reçete yazmak
  • Tıbbı tetkik laboratuvarları ile çıkar ilişkisi içinde olmak…

Sonuç ve bir çağrı

Elimizdeki bütün veriler, son aylarda yürürlüğe giren ve sağlık hizmetlerinde özel sektörün ağırlığını artıran uygulamaların yukarıda sayılan davranışların tüm tıp ortamına egemen olmasına yol açarak ülkemizde ‘kötü sağlık uygulaması’ krizine neden olacağını gösteriyor.

Tabip Odası Onur Kurullarının bu gelişmeler karşısında daha hızlı ve daha katı bir tutum takınması son derece gerekli. Ne var ki, Türkiye’de çapı giderek genişleyen yozlaşmaya tek başına Tabip Odalarının direnmesi mümkün görünmüyor.

Oysa hasta her şeyden önce insandır ve hekimlik onuru sağlığın en temel insan hakkı olarak benimsenmesine dayanır. Hekimlerin ‘hastalık satarak’ sağlık ticaretinin bir parçası haline getirilmesini ve karşımızda onur kavramına yabancılaşmış hekimler görmek istemiyorsak, en başta gözleri boyanmaya çalışılan hastalar olmak üzere, hepimizin bugün ülke çapında eyleme giden Türk Tabipleri Birliği’nin sesine kulak vermesi ve direnmesi gerekiyor.

Prof. Dr. Şükrü Hatun: Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi

Not: Makalesini yayınlamasına izin verdiği için Prof. Dr. Şükrü Hatun’a teşekkür ederiz.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here