Beyin ve beslenme

0
193

Son yıllarda beyin ile ilgili hastalıklarda muazzam bir artış var; hem de bir yığın nöropsikiatrik ilaçlara rağmen. Birçok nöroloji uzmanı ve psikiatr maalesef beslenme ve nöropsikiatrik hastalıklar arasındaki ilişkiyi bilmemekte, bilenlerin çoğu ise bu ilişkiyi yeteri kadar önemsememektedirler. Uz. Dr. Güçlü Ildız bu bağlamda diğerleriniden çok farklı bir nörolog. Bültenimizin bu sayısını Ildız’ın sitesinde yayınlanan önemli bir yazıya ayırdık.

Organik Beynin Tedavisi

Beyin organik yönden iyi durumda olması için doğal beslenmeli, düzenli spor yapmalı, toksik olan maddeler uzaklaştırılmalıdır.

Beslenme

İnsanlar tarafından bozulmamış doğal ortamlarında yaşayan hayvanlar insanlar kadar kronik hastalıklara yakalanmıyorlar ise sağlığımızı korumak için öncelikli hedef doğal beslenmek olmalıdır. Yemek istediğiniz besin maddesi doğada olduğu halde, işlenmemiş ise sorun yoktur. Bu amaçla meyve ve saf meyve ile hazırlanan ürünler dışında şekerli tüm besinler ile unlu ürünler diyetten çıkartılmalıdır.

Çocukluk döneminde edinilen beslenme alışkanlıkları, beyinde yer alan kazanç sisteminin gelişiminde ve bağımlılıkların oluşumunda önemli etkiye sahiptir. Örneğin şeker, beyin kazanç sistemi üzerine olan “artırıcı” etkisiyle beyin ön bölge duyarlılıklarını geçici olarak düzelterek rahatlatıcı etki verir. Bu özelliğiyle bağımlılığa neden olur. Diğer taraftan şeker, allostaz sistemini güçlendirici özelliğiyle de zararlı olur.

Tat­lı ih­ti­ya­cı­nı­zı do­ğal olan be­sin­ler­den kar­şı­la­yın. Tüm yaş ve ku­ru mey­ve­ler do­ğal­dır.

Do­ğal bes­len­me yön­te­mi; bit­ki­sel ağır­lık­lı, hay­van­sal yağ ve pro­te­in kat­kı­lı ol­ma­lı­dır. Et ürün­le­ri ya­nın­da mut­la­ka seb­ze ve ye­şil­lik­ler bu­lun­ma­lı­dır. Et tü­ke­ti­mi sı­nır­lı ol­ma­lı, bu­har­lı pi­şir­me yön­tem­le­ri ter­cih edil­me­li, pi­şi­rir­ken ya­kıl­ma­ma­lı­dır.

Doğada yağlar et ve sebze ile birlikte bulunur. Doğallık referans alındığında yağlar sebze ve et ile alındığında faydalı, unlu mamüller ve şeker ile alındığında zararlıdır.

Etin beyni uyarıcı, yağın rahatlatıcı etkisi vardır. Bu nedenle dengeli alınmalıdır. Her et yemeği yanında mutlaka sebze olmalıdır. Kuzu eti tercih edilmelidir.

Başta karabiber olmak üzere baharatların birçoğu beyin ön bölgesini uyararak doğal “doping” etkisi yapar.

Üzüntü, kızgınlık, yorgunluk gibi stresli durumlarda canınız ne yeyip içmek istiyor ise biliniz ki beyninizin düşmanı o’dur. Sıklıkla şeker, kahve ve sigara isteklerin başında gelir.

Süt

Her can­lı­nın sü­tü be­be­ği­ne özel­dir. Bu özel­lik, tü­rü­nün fark­lı ol­ma­sın­dan kay­nak­la­nır. İn­san için bu fark­lı­lık, üs­tün olan be­yin özel­lik­le­riy­le il­gi­li­dir.

Doğ­du­ğu­muz an­dan iti­ba­ren gı­da ola­rak al­dı­ğı­mız ilk be­sin, süt­tür. Do­ğal olan bu­dur. İn­san yav­ru­su en az 1 yıl an­ne sü­tü al­ma­lı­dır. İlk 6 ay su al­ma­dan sa­de­ce an­ne sü­tü ye­ter­li­dir. An­ne sü­tü içe­ri­ğin­de bu­lu­nan mad­de­ler, be­bek­le­rin be­yin ge­li­şi­mi için ge­rek­li­dir. Hay­van­la­rın süt­le­ri bu ih­ti­ya­cı kar­şı­la­ya­maz.

İnek sü­tü, pas­tö­ri­ze-ho­mo­je­ni­ze edi­le­rek mik­rop­lar­dan arın­dı­rıl­ma­sı amaç­la­nır. Bu iş­lem sı­ra­sın­da, sü­tün sin­di­ri­mi için ge­rek­li olan ki­mi mad­de­ler kay­bo­lur ve ya­rar­lı bak­te­ri­ler­de ölür. Her gı­da ürü­nü gi­bi süt de do­ğal ya­pı­sıy­la, bir bü­tün ha­lin­de alın­ma­lı­dır. Pas­tö­ri­ze edil­miş ve yağ içe­ri­ği azal­tıl­mış süt, do­ğal de­ğil­dir.

Pas­tö­ri­zas­yon iş­le­mi tüm bak­te­ri­le­ri öl­dü­re­mi­yor. Örneğin; Pa­ra­ti­fo B, bü­yük ve kü­çük­baş hay­van­lar­da %40 ora­nın­da bu­lu­nan bir mik­rop­tur (ba­sil). Hay­van­lar bu mik­ro­bu ta­şı­yor ve in­san­la­ra bu­laş­tı­rı­yor. Önem­li bu­laş­tır­ma yo­lu ise pas­tö­ri­ze olan süt­ler. ABD’nde her 100 süt ku­tu­su­nun 3’ün­de bu mik­ro­ba rast­lan­mış1. Bu oran ül­ke ge­liş­me dü­ze­yi azal­dık­ça ar­tı­yor. ABD Ta­rım Ba­kan­lı­ğı ve­ri­le­rin­de, bu mik­rop ile hay­van­lar­da %22-40 ora­nın­da bir çe­şit bar­sak il­ti­ha­bı ge­liş­ti­ği, ay­nı tür il­ti­ha­bın in­san­lar­da gö­rü­len Kron (Chron) has­ta­lı­ğı­na eş­de­ğer ol­du­ğu­nu be­lir­ti­li­yor. Di­ğer bir ya­yın, pa­ra­ti­fo B en­fek­si­yo­nun Crohn has­ta­lı­ğı ile ya­kın il­gi­si ol­du­ğu­nu be­lir­ti­yor.2

Ço­cuk­la­rı­mı­zın içe­rek bü­yü­dü­ğü, te­mel be­sin mad­de­le­rin­den bi­ri ola­rak ka­bul edi­len ve pas­tö­ri­ze edil­di­ği hal­de has­ta­lık bu­laş­tı­ra­bi­len sütün; ömür bo­yun­ca sü­re­bi­len bar­sak en­fek­si­yo­nu­na ve be­yin has­ta­lı­ğı­na yol aç­ma ola­sı­lı­ğı bu­lu­nu­yor. Nö­ro­lo­ji bi­lim der­gi­sinde, pa­ra­ti­fo B en­fek­si­yo­nu­nun be­yin­de has­ta­lık­la­ra yol aça­bi­le­ce­ği ko­nu­sun­da bir ma­ka­le ya­yın­lan­mış­tı.3

Do­ğal or­ta­mın­da inek­ler, ye­şil bit­ki­ler yi­ye­rek bes­le­nir­ler. An­cak be­si çift­lik­le­rin­de ye­dik­le­ri be­sin­ler çoğunlukla ot de­ğil, hu­bu­bat­lar­dır. Ye­nen tek tip besin maddeleri; süt içe­ri­ği­ni de­ğiş­ti­rir, do­ğal­lı­ğı­nı bo­zar.

Süt üre­ti­mi­nin me­ka­nik ha­le gel­me­si, hay­van sağ­lı­ğı için kul­la­nı­lan ilaç­lar, süt üre­ti­mi­ni art­tı­ran hor­mon­lar, hay­van­la­rın bes­len­me tar­zı, dar alan­lar­da bes­len­me­le­ri so­nu­cu bu­la­şı­cı has­ta­lık­la­ra ko­lay ya­ka­lan­ma­la­rı ve bu­nu sü­te bu­laş­tır­ma­la­rı, pas­tö­ri­zas­yon iş­le­mi ve di­ğer iş­lem­ler, do­ğal ol­ma­sı ge­re­ken süt üre­tim zin­ci­ri­ni bo­zan hal­ka­lar­dır.

İnek sü­tü ile il­gi­li ya­pıl­mış bi­lim­sel ça­lış­ma so­nuç­la­rı­nı göz­den ge­çi­re­lim:

Sü­tün, aler­ji, as­tım, uy­ku bo­zuk­luk­la­rı ve mig­ren has­ta­lık­la­rı­nın ge­liş­me­sin­de önem­li ro­lü ola­bi­lir.4,5

Sü­tün; kan kay­bı, ço­cuk­lar­da şe­ker has­ta­lı­ğı, kalp has­ta­lık­la­rı, da­mar has­ta­lık­la­rı, ar­trit, böb­rek ta­şı, dep­res­yon, si­nir­li­lik ha­li oluş­ma­sın­da kat­kı­la­rı var­dır.6

Süt; ço­cuk­la­rın en az %50’sin­de gı­da aler­ji­si­ne ne­den olur. Ço­cuk­lar­da gö­rü­len aler­jik du­rum­lar­da sa­de­ce süt alı­mı­nın ke­sil­me­si ile be­lir­gin fay­da sağ­la­nır.7

Ha­zır ma­ma ile bes­le­nen be­bek­ler­de 3 ay için­de, vü­cu­dun sü­te kar­şı an­ti­kor üret­ti­ği gö­rül­müş.8,9 (Vü­cut; süt ürün­le­ri içe­ren ma­ma­nın içe­ri­ğin­de bu­lu­nan ki­mi mad­de­le­ri, za­rar­lı ola­rak gö­rü­yor ve on­la­ra kar­şı an­ti­kor üre­ti­yor)

Yu­ka­rı­da yer alan ör­nek­ler aler­ji kö­ken­li has­ta­lık­lar için ve­ril­miş­tir. Sü­tün za­rar­la­rı­nı ko­nu eden bi­lim­sel ya­yın­lar, bir ki­tap oluş­tu­ra­cak ka­dar çok­tur.

Tab­lo’da, tü­ke­ti­len kal­si­yum­dan zen­gin süt pro­te­in­le­ri ile 55-64 yaş ara­sı ölüm oran­la­rı kar­şı­laş­tı­rı­lı­yor. Kal­si­yum­dan zen­gin süt pro­te­in­le­ri tüketim ora­nı art­tık­ça, ölüm hı­zı da ar­tı­yor (pey­nir ha­riç tu­tul­muş).

İş­le­nen, do­ğal özel­li­ği­ni kay­be­den; doğal yaşam alanı dışında yaşayan, doğal beslenmeyen ve hormon, ilaç gibi maddelere maruz kalan hayvanlardan elde edilen süt sağlıksızdır.

Tab­lo İlk sü­tun­da ül­ke­ler, 2.sü­tun­da ölüm hı­zı, 3. sü­tun­da tü­ke­ti­len süt ora­nı yer alı­yor.

Sütün sağlıksız yönü mikroorganizmalar tarafından adeta doğal ilaca dönüştürülüyor. Süt ne kadar sağlıklı ise ürünleri de o oranda sağlıklı. Süt yerine tereyağı, yoğurt, peynir gibi ürünlerini tüketmek daha akılcı olacaktır.

Country Mortality Rate
Per100,000
Age 55-64
Consumption of calcium-rich milk protein (excluding cheese)
Finland 686 37.8 grams
Ireland 692 29.3 grams
Denmark 568 22.8 grams
Norway 560 25.1 grams
United States 421 15.8 grams
Germany 366 13.9 grams
Italy 268 8.7 grams
Portugal 208 6.3 grams
Japan 63 4.4 grams
International Journal Cardiology 33: 19, 1991

Su

İçer­di­ği eser ele­ment­ler ne­de­niy­le su­yun, vü­cu­du­mu­zun den­ge­si­ni ko­ru­ma­da önem­li ye­ri var­dır. Hem sağ­lık hem de has­ta­lık­la­rı ön­le­me açı­sın­dan su­da­ki mag­nez­yum içe­ri­ği kal­si­yu­ma eşit ol­ma­lı­dır.10 Ül­ke­miz­de sa­tı­lan ha­zır su­la­rın ço­ğun­da ne ya­zık ki bu ora­nı bul­mak ola­sı de­ğil­dir. Vü­cu­du­muz­da­ki mag­nez­yum’un ne ka­dar ol­du­ğu (kan­da­ki dü­ze­yi) de­ğil, kal­si­yu­ma ora­nı­nın ne ol­du­ğu önem­li­dir. (Mag­nez­yum vü­cu­du­muz­da kal­si­yum ile sü­rek­li ya­rış­ma ha­lin­de­dir. Bes­len­me ya da tıb­bi te­da­vi İle alı­mı ar­tan kal­si­yum, ko­les­te­rol ile bir­le­şe­rek da­mar tı­ka­nık­lı­ğı­na yol aç­mak­ta, be­yin­de bi­ri­ke­rek ya­pı­sı­nı bo­zu­cu et­ki­le­ri ol­mak­ta, ek­lem­ler­de bi­ri­ke­rek ki­reç­len­me­ye ne­den ol­mak­ta, böb­rek­te taş olu­şu­mu art­mak­ta, kas ger­gin­li­ği­ni art­tı­rıp ağ­rı­la­ra yol aç­mak­ta­dır)11-16 Ya­pı­lan bir araş­tır­ma­da, gün­lük alı­mı kal­si­yum le­hi­ne olan Ku­zey Av­ru­pa ve Ye­ni Ze­lan­da da kalp kri­zi gö­rül­me ora­nı­nın, gün­lük alı­mı mag­nez­yum le­hi­ne olan Por­te­kiz ve Ja­pon­ya’ya gö­re çok da­ha faz­la ol­du­ğu sap­tan­mış­tır.

Dı­şa­rı­dan alı­na­cak mag­nez­yum des­te­ği bir­çok ya­kın­ma­nın ön­len­me­si­ne kat­kı sağ­la­ya­cak­tır. An­cak bu ko­nu­da da bir sı­kın­tı var­dır. Ki­mi mag­nez­yum ilaç­la­rı­nın, ya­pı­sı ne­de­niy­le mi­de ve bar­sak emi­li­mi kı­sıt­lı­dır. Bu ne­den­le alı­nan mag­nez­yum des­tek­le­ri ye­ter­siz gel­mek­te, he­kim­ler­de mag­nez­yu­ma kar­şı gü­ven­siz­lik oluş­mak­ta­dır. Mag­nez­yum ok­sit’in emi­li­mi çok az­dır. İde­al des­tek magnezyum oksit dışında diğer preparatlardan alınabilir.

Doğal ilaçlar ve beslenme destekleri

Adaptojenler, diğer bir değişle uyum sağlayıcı doğal maddeler; allostaz sistemini durdurmak, homeostaz sisteminin etkinliğini sağlamak için kullanılır. Her ülkenin kendi kültürel geçmişine bağlı olarak geliştirilen geleneksel tıbbi uygulamalarda, bitkilerin ve diğer doğal maddelerin faydaları yakınmalara göre sınıflandırılmıştır. Günümüzde allostaz tedavilerinde öngörülen bitkiler, kökeni ve biyolojik etkileri (antioksidan, norotropik, nitrik oksit, afrodizyak, fitosterol, oksilipin) yönünden sınıflandırılmaktadır. Uyum sağlayıcı doğal besin maddeleri genellikle birden çok biyolojik etkinlik gösterirler.

Örnek olarak verilebilecek kimi adaptojenler; alfa lipoik asit, vitaminler, koenzim Q10, ve kara üzüm çekirdeği; etkinliği kanıtlanmış uyum sağlayıcı özelliği olan doğal maddelerdir.

Koenzim Q10

Mitokondri, hücresel düzeyde enerji ihtiyacını karşılayan, hücre içi bir organdır. Mitokondri zarında, canlılarda evrensel bir enerji kaynağı olan ATP bulunur. ATP işlevi, vücudun genel çalışmasını düzenleyen nöroendokrin sisteminin çalışmasında ve hücre içi artığı olan serbest radikallerin uzaklaştırılmasında çok önemlidir. Hücresel solunumun yani oksijenin hücre içi kullanımında gene ATP gerekir. Ayrıca serbest yağ asitlerinin hücresel kullanımında ATP elzemdir.

L-karnitin, koenzim Q10, kreatin, karnosin, magnesyum ve vitaminler; ATP etkinliğinde görev alırlar. Bu maddelerin hastalığa (allostaz) ve yaşa bağlı olan azalmaları sonucu hücresel düzeyde bozulmalar meydana gelir.

Koenzim Q10; Et ve deniz ürünlerinde az oranda bulunur. ATP’nin % 95 etkinliğinden sorumludur.

Sağlıklı hücreler, ihtiyaç duydukları koenzim Q-10’i kendileri üretirler. Bir çok kimyasal madde (ilaçlarda dahil olmak üzere, özellikle kolesterol düşürücü statinler), hastalık durumu ve yaşlanma; koenzim Q10 üretimini azaltır ve hücresel bozulmayı arttırırlar.

Son yıllarda dışarıdan beslenme desteği ile alınımı olanaklı olan koenzim Q10, modern yaşamın vazgeçilmez ihtiyacı olma yolundadır. Yüksek dozlarda bile alınımında bir sorun bulunmamaktadır.

Koenzim Q 10’un bilinen yararları 17-19 :
1-Yaşlanmayı yavaşlatıcı etkisi vardır (Alzheimer ve Parkinson hastalıklarında önerilir)
2-Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir,
3-Kalp krizlerini ve aritmileri önlemekte etkisi vardır.
4-Antioksidasyon etkisi vitamin E’ye göre 50 kat fazladır.
5-Hastanede kalış süresini kısaltır.
6-Kalp ilaçlarından beta blokerlerin yan etkilerini büyük ölçüde ortadan kaldırır.
7-Diyabetli hastaların genel durumunu düzeltir. Komplikasyonları engeller.
8-Strese karşı etkilidir.
9-Uzun süre kullananlarda inme riskini azaltır.

Lipoik asit

Hücre içindeki kimyasal olayların hızını arttıran organik maddelerdir. Hücre yapı ve işlevlerinin bozulmasıyla ortaya çıkan bozuklukların düzeltilmesinde kullanılır. Özellikle şeker hastalığının sinirlerdeki hasarını önleyici etkisiyle ön plana çıkmıştır. Balık yağı ile birlikte Alzheimer hastalığına faydası olduğu20,21, sinir hücresi koruyucu özelliği nedeniyle beyin çalışma duyarlılığına azaltıcı etkisi olabileceği22,23, hatta kanserli hücre büyümesini durdurucu etkisinin olduğu bildirilmiştir.

C vi­ta­mi­ni

Ki­mi hay­van­lar, ken­di C vi­ta­min­le­ri­ni vü­cut­la­rın­da ya­par­lar. İn­san­lar­da kan­da bu­lu­nan şe­ke­ri ka­ra­ci­ğer­de C vi­ta­mi­ni­ne dö­nüş­tü­ren en­zim sis­te­mi, gen mu­tas­yo­nu ne­de­niy­le bo­zul­muş­tur. Bu ne­den­le C vi­ta­mi­ni­ni dı­şa­rı­dan al­mak zo­run­da­yız.

An­cak, ba­sit şe­ke­rin ra­fi­ne edil­me­siy­le baş­la­yan do­ğa dı­şı bes­len­me bi­çi­mi, C vi­ta­mi­ni ih­ti­ya­cı­nı art­tır­mış; ar­tan ih­ti­ya­cı kar­şı­la­ya­cak oran­da alı­na­ma­ma­sı so­nu­cu, ki­mi has­ta­lık­la­rın ge­li­şi­mi­ni ko­lay­laş­tır­mış­tır. Si­ga­ra içil­me­si, faz­la gü­neş al­tın­da kal­ma, kul­la­nı­lan ilaç­lar, ço­cuk­la­rın bü­yü­me dö­nem­le­ri, has­ta­lık­lar ve ne­ka­hat dö­nem­le­ri, ha­mi­le­lik, al­er­ji ve vi­rüs en­fek­si­yon­la­rın­da C vi­ta­mi­ni ih­ti­ya­cı ar­tar.

Be­sin­ler­de bu­lu­nan C vi­ta­mi­ni, de­mi­rin vü­cu­da gir­me­si­ni ko­lay­laş­tı­rır. Kan­da he­mog­lo­bin dü­ze­yi dü­şük olan­lar ve dü­zen­li regl gö­ren ka­dın­la­rın C vi­ta­mi­ni­ne faz­la­dan ih­ti­yaç­la­rı var­dır.

C vi­ta­mi­ni yok­lu­ğun­da his­ta­min dü­ze­yi tah­mi­nen %40 ar­tar ve al­er­jik olay­la­rın ge­liş­me­si­ne yol açar.

C vi­ta­mi­ni su­da eri­yen ve vü­cut­ta de­po edi­le­me­yen bir mad­de­dir. Be­sin­ler­le alı­nan C vi­ta­mi­ni­nin vü­cut­ta ka­lış sü­re­si 1 sa­at­tir. Bu ne­den­le çok sık alın­ma­sı ge­re­kir. Ye­ter­siz doz­da ve en­der ola­rak alın­dı­ğın­da fay­da­sı ol­maz. Çok yük­sek doz­da alın­dı­ğın­da bi­le bir yan et­ki­si yok­tur.

Ki­mi hay­van­lar, ken­di C vi­ta­min­le­ri­ni ya­pa­maz­lar ama be­sin­le­rle or­ta­la­ma gün­lük 2000-5000 mg C vi­ta­mi­ni alırlar. İn­san­lar­da gö­rü­len ço­ğu has­ta­lık­la­rın do­ğal or­tam­da ya­şa­yan hay­van­lar­da gö­rül­me­me­si­nin bir ne­de­ni de C vi­ta­mi­ni­ eksikliği olabilir.

C vi­ta­mi­ni, ana kar­nın­da­ki be­bek­le­ri be­yin ha­sa­rın­dan ko­ru­yan fo­lik asi­di, ak­tif ürü­nü olan fo­li­nik asi­de dö­nüş­tü­rür. Fo­li­nik asit, be­yin yaş­lan­ma­sı­nı art­tı­ran ho­mo­sis­te­inin bey­ne za­rar ver­me­si­ni ön­ler.

Gün­lük or­ta­la­ma al­dı­ğı­mız C vi­ta­mi­ni 100 mg.’dır. Bu mik­ta­rın en az 600 mg ol­ma­sı ge­re­kir.

Son ça­lış­ma­lar, C vi­ta­mi­ni­nin da­mar sert­li­ği­ni ön­le­di­ği­ni, kalp ve be­yin da­mar te­da­vi­le­ri­nin C vi­ta­mi­ni ağır­lık­lı ol­ma­sı ge­rek­ti­ğini bil­di­ril­miş­tir.

Na­go­ya Üni­ver­si­te­sin­de ya­pı­lan bir ça­lış­ma, 6 ay bo­yun­ca gün­de 600 mg C vi­ta­mi­ni alı­mı ile yük­sek tan­si­yo­nu olan 67-83 yaş ara­sın­da­ki in­san­la­rın tan­si­yon de­ğer­le­ri­nin 16-18 mm hg azal­dı­ğı bil­di­ril­miş­tir. Bu so­nuç­lar tan­si­yon dü­şü­rü­cü ilaç­lar­dan da­ha ba­şa­rı­lı­dır.

Vi­ta­min C ye­şil seb­ze ve ço­ğu mey­ve­ler­de bu­lun­mak­ta­dır. Bun­la­rı tü­ket­me­mi­ze rağ­men ye­ter­siz ka­la­bi­lir­ler. Çün­kü vü­cu­dun C vi­ta­mi­ni ih­ti­ya­cı art­mış­tır. İh­ti­ya­cı art­tı­ran asıl ne­den, do­ğal ol­ma­yan bes­len­me bi­çi­mi ve ya­şam ko­şul­la­rı­dır.

Kara üzüm çekirdeği

İçeriğinde bulunan proantosiyanidin maddesinin etkisiyle artmış allostaz etkisini azaltıcı özelliği bulunmaktadır. Kan basıncını düzenlediği, kolesterol düzeylerini normale döndürdüğü, kanı sulandırdığı, damar sertliğini önlediği bilinmektedir29,30. Kara üzüm çekirdeği içinde bulunan diğer bir madde, polyphenol (resveratrol), kanser hücrelerinin gelişimini önlediği bildirilmiştir31.

Kara üzüm çekirdeğinin antioksidan özelliği nedeniyle beyin duyarlılıkların düzeltmesi yönünden hücre fonksiyonlarını koruyucu etkisi vardır32-35.

Son yıllarda giderek artan oranda beslenme desteği, adaptojen ya da herb adı altındaki ürünler piyasaya çıkmaktadır. Doğal ürünlerin en büyük sorunu dayanıklılıktır. İlaçlar gibi sabit yapıda olmadıklarından etkinlikleri kolayca azalabilir. Harvard Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada Amerikan piyasasında yer alan ürünlerin etkinliklerinde önemli azalmalar saptanmıştır. Beslenme desteği ürünlerinin etkinlikleri, Sağlık Bakanlığı laboratuarlarında sadece ruhsat aşamasında değil, piyasadan rastgele alınacak örneklerin sürekli araştırılması gerekir.

Adaptojen maddelerin etkinlikleri ilaçlarla karşılaştırılamaz. Çünkü ilaçlar saflaştırılmış, doğal olmayan maddelerdir. Adaptojenlerin etkisi yavaş, uzun süreli ve kalıcıdır. Allostaz etkisiyle hastalığın bazen yıllar içinde geliştiği düşünülürse, adaptojen maddelerin etkilerini ilaçlar kadar hızlı beklememek gerekir.

Fosfatidil serin

Beyin hücrelerinde şekerin kullanılmasını kolaylaştırıcı etkisi ve öğrenme, bellek işlevleri gibi önemli beyin işlevlerini düzenleyici özelliği olması nedeniyle önemi son yıllarda ortaya çıkan ve besin desteği olarak kullanılabilen doğal bir maddedir. Beyin anormal çalışma özelliklerini düzeltmek için kullanılan çeşitli hastalıklara (dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü, unutkanlıkla giden klinik durumlar vb.) etkili oluğu gösterilmiştir.

1
2
Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin