Bilinçli ve doğru beslenme prensipleri-3

0
970

IX. YEMEK YEMEYE UYGUN ORTAM VE BU MAKSATLA KOŞULLANMA

Genel bir prensip olarak vücut, günümüzde bir yarışmış gibi yaşanan çok stresli yaşam biçiminin yarattığı zararlı etkiler altındaki bir ortamdan uzak rahat bir ortam içinde yemek yerse, yediği yemeğin içinde var olan bütün yararlı besinleri, hiç bir güçlük çekmeden hazmeder ve onların vücudun en uzak noktalarına kadar zorluksuz ulaşmasını ve emilmesini temin eder diyebiliriz.

Böyle bir ortam, ilk planda vücuttaki muhtemelen yükselmiş asit seviyesini düşürür. Hatırlayalım ki, stres vücudun sindirim süreci için gerekli olan enerjisini büyük çapta azaltır. Örneğin, stres veya bir travma altındaki hayvanlar içgüdüsel bir koruma reaksiyonu olarak aç bile olsalar yiyeceklerini yemezler. Bu tarzda vücutlarında olabilecek asit artışını doğal olarak önlerler ve bu bağlamda vücutlarındaki alkali seviyesinin yükselmesine yardım etmiş olurlar.

Bu, bazı atmosferik ve doğa güçleri için de böyledir. Yüksek atmosfer basıncı, az nemli güneşli günler, havada yüksek oksijen seviyesi, ve kuzeyden esen rüzgarlar, dolun ayın belirmesi gibi doğal etkenler insan yaşamı için olumlu bir ortam yaratır ve vücut üzerinde faydalı etki yaparlar. Bu tip etkenler ortamı daha alkali yapar, bu yolla sindirim sisteminin iyi çalışmasına ve sonunda insanın genel olarak iyi hissetmesine yardım eder.

Bütün yukarıda sayılan bu olumlu ortam koşulları üstüne ve daha da önemli olarak kirlilikten arınmış bir atmosferin bulunması, özellikle etraflarında yeterince yeşil saha olmayan şehirler ve sanayi bölgeleri gibi yerlerde ve yakınlarında yaşayan insanlar için yaşamlarında olabilecek en büyük farkı yaratacaktır. Bu faktörlerin etkilerini bilfiil hissetmiş olan kimseler bu farkı çok iyi bilirler ve ifade edebilirler.

Ayni şekilde, rahatlatıcı konuşmaların yer aldığı uygun bir arkadaş camiasında ve de bu havayı destekleyen hafif bir fon müziğinin yarattığı bir ortamda yavaş ve bilinçli bir biçimde yenecek yemek sırasında alınan gıdanın vücutça en iyi bir şekilde sindirilebileceği ve emilebileceği söylenebilir. Bu tip bir ortamda yenecek pek uygun olmayan gıda bile başka durumlara kıyasla çok daha iyi bir şekilde hazmedilebilir.

Bunun tersi de varittir. Genel olarak kişiye uygun olan bir gıda rahatsız edici bir ortamda yenildiğinde kişi yemekten sonra bir hazımsızlık ve bir genel rahatsızlık hissedebilir. Bu gözlem ortam koşullarının gıdaların sindirilmesinde önemli bir derecede katkıda bulunduğunu ve bu katkının da ortamın yarattığı alkali veya asit bir ortamdan kaynaklandığı tezini desteklemektedir.

Doğaldır ki, vücut sıvıları ve hücrelerindeki pH seviyesinin dengelenmesi kabiliyeti kişilerin zaman içinde geçirdikleri adaptasyonlara da bağlı olarak kişiden kişiye epey büyük farklar göstermektedir. Her bir kişi kendi vücuduna genetik olarak uyan gıdaları belirlemek zorunda olduğunun bilincinde olmalıdır. Yani, pH seviyesini dengeleme kabiliyetine bağlı olarak bir kişi için çok uygun olan bir gıda diğer bir kişi için uygun olmayabilir, hatta zararlı olabilir. Genel olarak, istisnalar bir yana, belirli bir genetik yapıya sahip olan bir kimse her bakımdan kendi doğal ortamında en uyumlu ve rahat olacaktır denilebilir. Bu bulgu, niye kişinin ana prensip olarak yerel, mevsimsel ve taze gıdalarla beslenmesi gerektiği tezini bir defa daha savunmaktadır.

Bütün bu yukarıda söylenenler ve o yolla edinilen kavramlar ışığında kişilerin kendilerine en uygun olmayan gıdaları bile kolaylıkla hazmedebilmelerini sağlayacak ortamların yapay olarak, bazı benzetmelerden faydalanarak, yaratılmasının, ve bu yolla da kişinin koşullandırmasının, mümkün olabileceği ileri sürülmektedir. Yani, bu yöntem yemek yeme sürecinde yapay olarak uygun olduğu denemeler sonunda tespit edilmiş ortamın maksatlı olarak yaratılmasını ön görmektedir. Sindirim olayı, ağza alınan gıdanın kokusu ile onun kompleks süreci içine girmektedir.

Herkesin çok iyi bildiği gibi, İ.P. Pavlov, gıdayla ilgili reflekslerin koşullandırılabileceğini deneyimlerinden edindiği sonuçlarla en iyi bir şekilde tasvir eden ve bu konuda isim yapmış bir bilim adamıdır (1904 Nobel Ödülü). Bu deneyimlerle ses, renk ve şeklin ağızda tükürük bezini çalıştırmada nasıl etken olduğunu göstermiştir. Reflekslerin koşullandırılmasının, bir tembih veya tahrikin fizyolojik veya insiyaki-içgüdüsel cevapları çağrışımları denemesinin müteaddit defalar tekrarlanmasına dayandığını göstermiştir.

Koku ve tat hatta daha da derin ve kalıcı cevapları çağırır. Ağza alınmış bir lokmayı çiğnerken ve onun tadını alırken ve kokusunu hissederken bizim içgüdüsel sindirim algılama yeteneğimiz, önceki deneyimlerden de faydalanarak, yenmekte olan gıdayı değerlendirir ve ilgili organlarca/guddelerce bu gıdayı sindirmeye en uygun enzimin üretilmesi işlemini başlatır.

Koşullandırma babında, yemek yenen yere hoşa giden çiçekler konulması, yer ve duvarlarda teskin edici renklerin kullanılması, yemek sırasında rahatlatıcı bir müzik çalınması ve ayrıca da yemeklerin en cazip bir biçimde takdimi gibi ilaveler yemek yeme ortamını iyileştirilebilir. Böylece de bir bakıma sindirim için uygun bir ortam koşulu yaratılmış olur.

Bu vesileyle bir defa daha, gıdaların iyi ve yeterli çiğnenmesinin (ilk bölümde bahsedildiği gibi) kendi başına bile sağlığı korumada ve iyileştirmedeki katkısını ve hatta uygun olmayan yeme koşullarının bile açığını kapatabileceğini hatırlamakta fayda olacaktır.

1
2
3
Paylaş

Katkı ve yorumlarınızı ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.